FAHRETTİN BATI: ÇİFT MESAİ YAPMADAN PARA ARTIRAMAZSINIZ
FAHRETTİN BATI: ÇİFT MESAİ YAPMADAN PARA ARTIRAMAZSINIZ
Zirve'dekiler
27 Temmuz 2018 Cuma 09:21
  • 10544
  • 0

FAHRETTİN BATI: ÇİFT MESAİ YAPMADAN PARA ARTIRAMAZSINIZ

Hizmet sektörüne fuarda, abilerinin yanında, üstündeki kısa şortu ile çay satarak 12 yaşında başlamış. Yine aynı yaşlarda ve abileriyle kantin işletmiş. Çocukluk bilmemiş ve okulunun dışında hep çalışmış.

Hiç bisikleti olmamış ama ideali iyi bir eğitimmiş.
17 yaşında evlenmiş, işte o zaman abilerinin yanından ayrılıp,
Hayatına yön vermeye karar vermiş.
İnkılap Ortaokulu O’nun hayatının dönüm noktası.
İlk iki ayda eşi Hacer hanıma söz verdiği burkma bileziği almış.
Kantincilik mesleğinden otomotiv sektörüne arabası Kartal’la yönelmiş.
Bu arada kantinciliği de bırakmamış, aynı anda 6 kantin işletmiş.
Marten’in hikayesi onda başka…
Tenis ise yaşamındaki en büyük lüksü.
O’nun tanımı
Çalışmak, çalışmak, çalışmak…
O, otomotiv sektöründe bilir kişi,
O, Galericiler Sitesi’nde bulunan Batı Otomotiv’in sahibi,
O, Marten’in yaratıcısı, O, bir sportmen,
O, hizmet adamı ve O, FAHRETTİN BATI…

RÖPORTAJ:TÜLAY DURAN

 

-Fahrettin Bey, kısaca kendinizi okuyucularımıza anlatır mısınız?

1964 Aksaray doğumluyum. Dört abim ve dört ablam olmak üzere, dokuz kardeşin en küçüğüyüm. Abilerimizden en büyüğü Baki Batı’dır ki; büyük oğlum ismini taşır, kendisi tüccar olup ayrıca traktör ticaretinle birlikte birkaç dalda Aksaray’da iş yapıyordu. Abim üç kolda ticaret yaptığı için; biz de ticareti ondan görmüştük. Bizi, aile disiplini içerisinde büyüttü ve yetiştirdi. 3 çocuğum var, kızım Fatma ev hanımı, eşi buradaki havaalanında polis memurudur, diğer iki oğlumdan büyük olanı Baki, TÜBİTAK’ ta projeler müdürüdür, küçük oğlum Emre de Endüstri Mühendisi’dir. Şuan yapmış olduğumuz inşaatla o ilgileniyor ama onun hep bir hayali var, o da yurtdışına bir şey üretip onu da yine yurtdışına satmak.

 

-Peki, Aksaray’dan İzmit’e geliş hikayeniz nedir?

İki numaralı Yakup abim, 1970 yıllarda ortaokulu bitirdi ki; o yıllarda ortaokulu bitirene eğitimli insan gözüyle bakılıyordu. Abim devlete ait kurumlara müracaat etti. Polislik ile Tarım Kredi Kurumlarındaki memurluğu kazandı.  Abim de Tarım Kredi Kooperatifi’ni tercih etti. İlk tayin yeri Sivas’ın ilçesiydi, orada müdürlük yaparken 1974 yılında İzmit’e tayini çıktı. Bizim İzmit hikayemiz oradan geliyor. Köyümüzün tabi ki fiziki şartları buralara göre daha farklı, orada daha dar bir çerçeve ve kültür yapısı mevcut. Daha çok örf ve ananeye dayalı bir yapı var. O tabi buralara gelince; kardeşlerinden en azından bir tanesini yanına almak istedi ve benim bir büyüğüm olan abimi yanına getirdi. O abim de 1976 yılında beni İzmit’e getirdi.

 

“BENİM İÇİN HİZMET SEKTÖRÜ, KISA ŞORTUMLA 12 YAŞINDA BAŞLADI.”

-O zaman çok küçük yaşta İzmit’te başladı ticaret hayatınız, ticarete dair ilk adımlar nasıl atıldı?

İzmit’e 12 yaşında geldim ve ilkokulu bitirmeme de 15 gün vardı. Eşim Hacer hanım da o günkü ilkokul arkadaşımdı. Abim Dursun Batı Yuvacık’ta Tarım Kredi Kooperatifi müdürüydü, onun yanında lojmanda kalmaya başladık. O dönemde fuarda, şehir restoranın olduğu yerde 3 kardeş, kafeterya ve lokanta tarzında yer çalıştırdık. Dolayısıyla benim için hizmet sektörü, kısa şortumla 12 yaşında başladı. Benim görevim, fuar içerisinde bulunan showroomlara, mağazalara çay ve yemek satmaktı. 90 yılına kadar devam etti, yani 14 yıl benim kendime ait olmayan abime ait olan yerde çalıştım. 79 yılına kadar İzmit Ortaokulu’nda, 82 yılına kadar da İzmit Lisesi’nde okudum. O dönemde aynı zamanda İzmit Lisesi’nin okul kantinini de küçük abimle beraber biz çalıştırıyorduk. O zamanlar akşam lisesi de vardı. Sabah yedi, öğlen bir arası kendi işlettiğimiz kantindeydim. Birden altıyı on geçeye kadar İzmit Ortaokulu’nda öğrenci, altıyı on geçeden on buçuğa kadar da akşam lisesinde kantindeydim. Bu arada abimin Yuvacık’tan Derbent’e tayini çıkmıştı ve biz de Derbent’te kalıyorduk. Akşam onbir trenine yetişip, onikiye yirmi kala trenden iniyorduk, onikide hiç ders, kitap çalışmadan direk yatağa yatıp, sabah altıda da kalkar, abimle minibüse biner, yedide de kantine gelip, tekrar çalışmaya başlardık. Bu şekilde hummalı bir çalışma içindeydik.

 

 

-Sonuçta çocuktunuz hiç çocukluk yaşamamışsınız, hiç bu konuda isyanda bulunmadınız mı?

Aileler çocuklarını 12 yaşında ekmek almaya bile göndermiyorlar. Benim mesela hiç bisikletim olmadı ama benim o yaşta iki idealim vardı, kesinlikle iyi bir eğitimle doktor olmak ve yine kesinlikle iyi bir yönetici olmak. Tabi abimlerin yanında çalışırken bu ideallerime ulaşamayacağımı düşündüm, o yüzden de iki defa abimlerin yanından eve kaçtım. Tabi ertesi gün tekrar beni alarak İzmit’e getirdiler. Çünkü işle ilgili bana çok ihtiyaçları vardı, joker gibiydim. Kışın okul, kantin, yazın da fuarda çalışıyordum. Hayat yoktu, tabi istediğim bu eğitimi alamamışlığımın hırsını çocuklarımdan çıkarmak istedim. Bu hırs da; onları okutarak, iyi bir eğitim almalarını sağlamaktır. Hani klasik bir cümle vardır ya; “Ceketimi satarım, çocuklarımı okuturum” diye, evet, ceketimi satmadım ama o mantığın on katı üstünde çalıştım, Allah da onlardan razı olsun.

 

“HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI İNKILAP ORTAOKULU’DUR.”

-Peki, hep abilerinizin yanında çalıştınız, kendi ticaret hayatınız nasıl başladı?

Anadolu’da erken evlilik çok yaygındır. Bizim oralarda da kız çocuklarının 16-17 yaşlarında isteyenleri artar, o yüzden ben de bir kazaya kurban gitmemek için Hacer’i sevdiğimi anneme ve yengeme söyledim. Gerçi Hacer hanımın da sevdiğimden haberi yoktu. Bu durum en büyük Baki abime söyleniyor ve istemeye gitmişler. Tabi benim bu isteme olayından haberim yoktu, okuyordum. Bana dediler “Sen nişanlandın”, ben de dedim “Ne nişanlanması, ben okul okuyacağım”, sonuçta ideallerim vardı ama ilk sorum kimle oldu. Hacer’in ismini söylediklerinde susmuşum, benim evlilik hikayem o şekilde oldu ve 17 yaşında evlendim. Evlenince okulu bırakmak zorunda kaldım çünkü yaşam şartları başladı. Artık evlendiğim için benim bir yön çizmem gerekiyordu. Abimlerin yanında haftalık bin lira alıyordum. O sırada İnkılap Ortaokulu’nda kantinci arandığını duydum. Okula, orayı kiralama mantığıyla gittim. Metin Atalay ve Seyfettin Turan okulun da müdür yardımcılarıydı. Metin Atalay’ın evine gittim, bir kadın çıktı, akşamüzeri geleceğini söyledi. Ben de öğle üzeri gitmiştim, beş buçuğa kadar o evin önünden hiçbir yere gitmeden bekledim. Sonuçta Metin Atalay geldi ve kantini kiralama isteğimi yeniledim, o da kooperatif kantini olmadığını, kendilerinin çalıştırdığını, çalışacak kişi aradıklarını söyledi. Tabi bende bir hayal kırıklığı oldu ama yine de çalışabileceğimi söyledim. O da tecrübemi sordu, ben de abimlerle olan diğer kantin işletmeciliği tecrübelerimi aktardım ve o da ertesi gün sabah 7 buçukta kantine gelmemi söyledi. Ertesi gün bana kantini teslim etti ve akşam hesap teslimatının yapılacağını da belirtti.

 

“BEN İKİ AYIN SONUNDA HACER HANIMA İSTEDİĞİ BURKMA BİLEZİĞİ ALDIM.”

 İlk gün akşamüzeri yanıma geldi ve simitçinin ona fişler getirdiğini, onların doğruluğunu sorguladı. Ben de açıkçası eksik mi, fazla mı, yanlış bir şey mi yaptım diye korktum. Ben o gün 1100 tane simit, 500 tane de tost satmışım. Bunların gerçekten satılıp, satılmadığını sordu. “Evet satıldı” dedim, o da “Oğlum şaka mı yapıyorsun? dedi. Ben de o kadar becerebildiğimi söyledim. Bana orada 200 simit, 100 de tost satıldığını söyledi. Ben de “Olur mu abi, diğer çocuklara ne veriliyor?” dedim. Meğer önceki adamlar susam batırdığı ve tostun da zahmetli olmasından dolayı sadece bisküvi satıyorlarmış, heriflere zor geliyormuş. Hayatımın dönüm noktası İnkılap Ortaokulu’dur. İlk Cuma günü hesap yaptık, Metin Atalay “Aslında iki bin düşünüyordum ama senin haftalığın ikibin 250 lira” dedi ki; abimlerin yanında ben haftalık bin alıyordum. Şaka yaptığını düşündüm, yüreğim çatlayacaktı, bunu hemen gidip Hacer hanıma söylemem lazımdı. Hacer hanıma söyleyince; biraz para biriktirip burkma bilezik çok istediğini söyledi. Sadece bir ay geçti, haftalığım iki bin 750 oldu, bir tane de yanıma eleman aldım ve iki ayın sonunda ben Hacer hanıma istediği burkma bileziği aldım. Bu arada simidi gönderen usta habire beni çağırıyordu. Malatyalı kendisi, hala dostluğum devam eder ki; en sonunda gittim görüştüm. “Sen ne yaptın abi, sayende cebime para koymaya başladım, haftalık ne kadar alıyorsun” dedi. Aldığım haftalığı söyledim, o da mal satışını düşürmemem için aynı haftalığı kendisinin de vereceğini söyledi. Ben de kesinlikle kabul edemeyeceğimi söyledim ve bu durumu Metin Atalay’a anlattım.

 

 

“ÇALIŞTIĞIM HER FİRMA, BENİ AKLIMIN ALAMAYACAĞI YERLERE TAŞIDILAR.”

Hatta kafamda, adam mı beni test ediyor, yoksa okul yönetimi mi test ediyor diye düşünceler oluştu ki; bunu da Metin Atalay’a söyledim. Eğer bir aksaklık, eksiklik varsa gidebileceğimi de belirttim. Böyle bir şey olmadığını söyledi ve Nizamettin ustayı arayarak çağırdı. Metin Atalay Nizamettin ustaya “Fahrettin’e sadece bir şey yapmana izin veririm, 100 tane simitte 1-2 tane fazla simit koyuyorsun ya; bu simit adetini 5 yapacaksın, Fahrettin de ister yer, ister satar, bu parayı Fahrettin’e ben serbest ediyorum” dedi. Bu da acayip bir şeydi, iki bin simit satıyordum, 100 de ekstradan geldi ve bu durumda benim maaşım ikiye katlandı. 1986 yılında bu kazandığım parayla ben daire aldım. Bu arada Ülker’in mallarını satıyordum ve kutularını da kalorifer kazanına atıyordum. Ülkerci, neden attığımı, bu kutuları satabileceğimi söyledi. Tabi ben yine bunu Metin beye söyledim. O da “Kalorifer kazanına verme, sat” dedi. Çalıştığım her firma, beni aklımın alamayacağı yerlere taşıdılar. Bu şekilde 6 sene sürdü. Askere gittim 86 yılının başında da geldim. Sonuçta 18 ay askerdeydim elbette kantine birilerini alacaklardı, kimsenin işine mani olmak değildi niyetim ama gönlümde orası yatıyordu. Beni bir gördüler bayram oldu, hemen olan kişileri gönderip beni başlatmak istediler. Bir yıl kadar çalıştım ama yeni gelen müdür yüzünden orayı bırakmak zorunda kaldım. Oradaki sosyal bilimler öğretmeni Müzeyyen Ünal bana iş konusunda yardımcı oldu. Kardeşi Tanzer Ünal’ın referansıyla Türk Kablo’da paketleme bölümünde işe başladım. Aldığım maaş o dönemin parasına göre 40 bin liraydı ki; benim kantin dönemimde 160 bini buluyordu. Tabi ilk maaşımı duyduğumda hayal kırıklığı yaşadım, yapılacak bir şey yoktu ama ben 5 ay 12 gün sonunda ayrılmak istediğimi utanarak söyledim. Hemen Karamürsel’de bir ilkokul kantinini tuttum. Her sabah gidip gelmeye başladım. Küçüktü orası, oradaki aylık kazancım belki 70, belki de 80 oluyordu. Baktım olacak gibi değil, Karamürsel’de lise kantini de işletmeye başladım. Artık bu sektörde beni herkes ezberlemeye başlamıştı. İki kantin olunca; iki üç tane eleman çalıştırmaya başladım. Arabasız da olmuyordu ve bir tane araba aldım.

 

“KANTİNCİLİK MESLEĞİNDEN, OTOMOTİV SEKTÖRÜNE BENİ YÖNLENDİREN ARABA KARTAL’DIR.”

-Otomotiv sektörüne de bu dönemde mi başladınız?

Karamürsel’e gidip gelirken Kandıra sapağında araba pazarı dikkatimi çekiyordu. Bende yalandan gezmeye başladım. Misal o dönem 500 bine Kartal almıştım, 86 model Kartal’a pazardaki insanlar 500-700 yazmışlar. Ben de denemek için 750 yazdım. Zaten satılması gibi bir beklentim yok, sonuçta kullandığım, ihtiyacım olan bir arabaydı. Amcanın bir geldi, “Abine bir kıyak yap, sen iyi bir çocuğa benziyorsun, bana 700’e sat” dedi. Tabi ben şok, 500’e almışım. Bir taraftan da adama, aküsü yeni, farları çalışıyor, ben nasıl vereyim, böyle temiz bir araba bulamazsın gibi bir şeyler söylüyorum. “20 daha verdim” dedi, ben de “10 daha ver, 730’za halledelim abi” dedim. Bu olay beni bu sektöre doğru yönlendirdi. Tabi içim gidiyor, biran önce eve gidip Hacer’e söylemem lazımdı. Ben gerçekten bilmiyordum olayı, satılmasın diyerek de fazla yazmıştım fiyatını. Bu sefer orada kendime araba aramaya başladım sonuçta ertesi gün bana da araba lazımdı. O zamanlar Doğan’lar çok meşhurdu, bir tane nar çiçeği kırmızı Doğan, resmen yanıyor, araba 88 model, yeni kasa, adam 825 lira yazmış. Arabaya yalandan anlıyormuş gibi baktım, o da arabasını bana, Türkiye’nin ürettiği yerli Mercedes’i diye anlatıyordu. İndirim yapmasını istedim, direk demez mi 775 lira diye, kısacası ben 760’a arabayı aldım. Yeni model araba almışım, resmen lastiklerini yere değdirtmeyecektim, o duygular içindeydim. Otomotiv sektörüne girişim o Kartal’dır, bu meslekten otomotiv sektörüne beni yönlendiren araba odur. Artık ben araba alıp satmaya da başladım. 27 senedir kesintisiz araba alıp satıyorum ve bu sektörün içindeyim. Bu sektörde ciddi anlayanlardanım, hani halk dilinde duayeni derler ya; ukalalık olmasın ama ben öyleyim. Bu sektörde çok saygın kimliğim var, bununla ilgili Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde otomotiv mevcut üyesiyim. Kocaeli’nde sadece bir kişi vardır, o da benim. Galericiler Sitesi’nin 13 yıl yöneticiliğini yaptım, bir yıl önce bıraktım, Batı Otomotiv’i 2000 yılından beri Galericiler Sitesi’nde çalıştırmaya devam ediyoruz.

 

 

“İKİNCİ MESAİ TASARRUF VE YATIRIM BÖLÜMÜDÜR.”

-Peki araba alım satıma başladığınız dönemler kantinler ne oldu?

O dönemlerde aynı anda iki kantin devam etti. Yaz aylarında 3 sene Kerpe’de Sahil restoranını ve Cebeci’de de Çakar Gazinosu’nu işlettim. 90 senesinde Marmara Adası’nda restoran çalıştırdım. Karamürsel’deki iki kantin 3 oldu,  ve bunlara Darıca, Gebze, Gazi Lisesi olmak üzere 3 kantin daha eklendi. Toplam 6 kantini de aynı anda işlettim. Bunların hepsini işçilerimle birlikte yalnız yapıyordum çünkü çocuklarımın yaşı küçüktü. Çift mesai olmadan para artıramazsınız. Bir mesaide anca karnın doyar, sıradan işin olur, çocuğuna bayramdan bayrama ayakkabı alırsın, iki mesai çalışırsan bu sana kar kalır. İkinci mesai tasarruf ve yatırım bölümüdür. Gazi Lisesi’nin kantininde Meral Akşener’in abisi rahmetli Nihat Gürer’le ortaktık, orayı da eşim Hacer hanım yönetiyordu. Eve geldiğimizde de boş durmuyorduk, çekirdek, leblebi gibi çerezleri beşer kiloluk alıp, onları kantinde satılacak şekilde poşetlerdik. Evde mısır bile patlatırdık. Parayı biz böyle kazandık. Biz abimizden böyle örnek aldık, bütün ailemiz de bu örnekle çalışır.

 

-İkinci el araba alım ve satışlarda yeterlilik ve yetki belgesi nedir?

Bütün ikinci el araç satanların çatı noktası Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu’dur. Buraya da üyeyim. Otomotiv sektörünün 30/B diye bir maddesi vardı ki; bu bizde çok kanayan bir yaraydı. Şuan onların hepsi bitti. Noter ücretlerinin düşürülmesi, araç sigorta fiyatlarının ucuzlaması, ikinci araçlarda aldığınız arabanın ruhsatının noterde hemen verilmesini bu federasyonla sağladık. Biz bunları yaparken evrakların tanzim edilip, ilgili devlet bakanlıklarından geçmesini sağlamak için Galericiler Sitesi’nde 4 aşamalı bir çalışma yaptık. Bu 4 aşamalı çalışmanın da ukalalık olmasın mimarı benim. Şimdi en büyük sorunumuz otomotiv işinde Türkiye’de yapmayan meslek grubu kalmadı, berberinden emlakçısına kadar araba alıp satıyorlar. Biz dedik ki; bu işi anlamayanlar, pazarda, mahalle aralarında, sokak ortasında, üzerine kart yazarak veya 10 metrekare dükkan içerisinde, ben galericiyim diyerek yapılmasın. Piyasadaki ağır hasarlı ya da pert araçları vatandaşlara eksikliklerini, hatalarını söylemeden satıyorlar, insanlar da bundan zarar görüyor. Dolayısıyla bu işi yapan insanlara bir kimlik kazandıralım, bu işi yapmaya yetkisi olan, bu işi yapabilirlik bilgisine sahip olan, yeterlilik ve yetki belgesi olan bir oluşum oluşturalım dedik. Ocak ayında bu kanunlaştı ve geçti, biz şuanda onların sınavını yapıyoruz, bu yılsonunda uygulamaya tamamen geçecek. Yetki belgesi bir galericinin aldığı belgedir. Tabi bunun da şartları var. 200 metrekare kapalı ve açık alanın olacak, özel tahsis edilmiş alanda olacak, yanında çalıştırdığın eleman da kendisi gibi yeterlilik belgesi olacak. Çalışan herkesin alması gerekiyor, aynı vatandaşlık numarası gibi öyle bir numara olacak ve o numarayla noterde ancak işlem yapılabilecek. O numara olmadan noter işlem yapamayacak, sistem izin vermeyecek.

 

 

-Bu anlattığınız süreçte görüyorum ki spor hiç hayatınızda olmamış, Marten’in öngörüsü nasıl oldu peki?

2002’nin Mayıs ayı, o dönem Saraybahçe Belediye Başkanı Hikmet Erenkaya, kültür müdürü de benim tanıdığımdı. Hikmet Erenkaya, Cumhuriyet mahallesini çok önemsiyordu ve orada da işletilmeyen büyük bir alanda lunapark vardı. Tabi ben hiç Plajyolu’na gitmediğim için böyle bir yerin varlığından da haberim yoktu. Beni başkana anlatmışlar ama ben o kadar yüksek tempo içindeydim ki; daha başında kabul etmedim. Zaten hangi birine yetişebilecektim. Bana arkadaşlarım, tenis kulübü yapılacağını söyledi ki; ben de “O ne be?” diye soru sordum. Ama belediye başkanının görüşme talebi üzerine en azından orası ile ilgili yapılabilecekler adına fikrimi söylemek için gittim. Kesinlikle kafamda kabul etmek yoktu. Başkan  “Cumhuriyet mahallesi benim gözbebeğim, o mahalleyi projesel anlamda ben yarattım, sahili doldurduk, o mahalle Kocaeli’nin en seçkin mahallesi, ben tenis oynuyorum, raketim, çantam, ayakkabım hep arabamda duruyor, İzmit Tenis Kulübü’nde de sıra bulamıyorum, o mahalleye de yakışan tenis kulübüdür” dedi. Ben de belediye imkanlarının geniş olduğunu ve kendilerinin yapabileceklerini söyledim. Başkan da “Benim o durumum olsa orayı zaten vermem, ben işçimin maaşını ödeyemiyorum, sen bu işi çok iyi anlıyorsun” dedi. Ben de “Yok başkanım, ben tenisten anlamam, işletme kısmını ancak anlarım” dedim. Başkan da zaten kısmın önemli olduğunu söyledi. Tabi kazanım olarak örnekler de verince; kafamda hemen hesaplamalara başladım. Ama başkan asıl konuşmayı sona bıraktı. “Bu şehir deprem geçirdi, bu şehirde ticaret yapan, tüccarlık yapan, bu şehrin suyunu içen, bu şehirden rızkını kazanan herkesin bu şehre vefa borcu vardır, bunu da ödemek zorundadır, tabi yapar yapmaz ayrı bir konu ama insani olarak baktığımızda aynen böyledir kardeşim” dedi. İki saat kimseyi içeri almadan konuştu, duygusallık da girince “Varım” dedim. Tabi maddi olarak güç alabilmek için 4 ortak oraya başladık. Bu bölgede böyle bir tesis yoktu. Şimdi tabi birçok tesis oluştu. Daha sonraki süreçte ortaklardan da ayrılarak ailecek işlettik. Burası bir aile şirketidir. Biz olmadığımız zaman Hacer hanım burayı yönetti. Küçük oğlan inşaatla ilgilenir büyük oğlan da akşamları işten sonra gelip yardımcı olur.

 

“YAŞAMIMDAKİ EN BÜYÜK LÜKSÜM TENİS OYNAMAK.”

-İşletmeci mantığıyla aldınız burayı ama görüyoruz ki; tenis de bir tutku haline gelmiş, nasıl oluştu bu tutku?

Aslında mecburiyetten oldu, biz buraya girince tenis camiasındaki herkes burayı merak etmeye, gelip gitmeye başladılar. Tabi burası kurulunca camianın içinden “Tenis anlamıyor, zenginin biri gelmiş oraya yer yapmış, sanki çok biliyormuş” gibi bir takım cümleler bana gelmeye başladı. Halbuki bizim borçla yaptığımızı bilmiyorlar. Kaynaklarımın hepsini aktarıp paramızın yetmediğinden haberleri yok. O dönemde sırf çarkı döndürebilmek için düğünlere veriyordum ve fırında lahmacun ve kebap yapıyorduk. O yüzden benim adımı da lahmacuncuya çıkardılar. Ben de azmettim, bu gördüğünüz kapalı kortun içerisinde hocaya kendimi hapsettirdim. Bir hafta içerisinde sadece 16 ders aldım. O hırsla da bu tenisi öğrendim. Şuanda yaşamımdaki en büyük lüksüm tenis oynamak. Sağlık elverdiği sürece bırakma ihtimalim hiç yok.

 

“PLAJYOLU’NDA BULUNAN İNŞAATIMIZ MAKSİMUM İKİ AY SONRA BİTECEK.”

-İnşaatınızdan yani Marten Viola Evleri’nden bahseder misiniz?

Biz burayı yaparken çok ciddi bir şekilde iki tane arazi teklif ettiler. Şuan ekonomik olarak inşaat sektörü çok tehlikeli. Ben şuan işimi yüzde yüz öz kaynaklarımla yapıyorum. 54 yaşındayım, hayatımda hiç kredi kullanmadım. Şuan Plajyolu’nda bulunan inşaatımız maksimum iki ay sonra bitecek, ciddi bir de talep var ama bittiğinde satmaya başlayacağız. İnşaatın geneline de 1 yıl garanti veriyoruz. Sadece alacak kişinin tapu masrafları olacak, diğer tüm abonelikler açılmış olacak. Projemiz 12 daireden oluşuyor. 2 tanesi 1+1, 10 tanesi de 2+1 daire şeklindedir. 1+1 dairelerimizin metrekaresi 84, 2+1 dairelerimizin metrekaresi 100-105’dir. 4 dairenin mükemmel terasları mevcut, alt kısımda 350 m2 dükkan ve deposu mevcuttur. Tamamen ısı ve su yalıtımlı, cephe yalıtımı da son derece iyi mamullerden yapılı bir bina yapıyoruz.

 

 

“OCAK AYI İTİBARİYLE YENİ BİR İŞ KOLUNA GİRECEĞİZ.”

-Peki yeni projeleriniz var mı?

Benim artık otomotivden kopmam çok zor, çünkü bilgi var başka bir alana geçtiğim zaman bu bilgi ziyan olur, küçük oğlum bireysel çalışmak istiyor. Daha önceden hayalini de bahsetmiştim. Daha çok küçük oğlumun isteğine bağlı iş alanlarım. İnşaata devam ederim derse tabi ki devam edecek. Kazancı her şeyi kendisine ait olmak üzere, ben bir beklenti içerisinde değilim ama sürpriz bir yatırımımız olacak. Muhtemelen Ocak ayı itibariyle yeni bir iş koluna gireceğiz. Üretim ve yurtdışına satmak ki; özellikle oğlum bunu istiyor.

 

-Üyesi olduğunuz kurum ve kuruluşlar nedir?

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği meclis üyesiyim. Özel Mürüvvet Evyap Zihinsel Engelli Okulu’nda 8 yıl üyelik yaptım, işlerimin yoğunluğundan dolayı yeni ayrıldım. Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu’nun üyesiyim, Galericiler Sitesi’nde yöneticilik ve başkanlık yaptım ayrıca Ak Parti’nin de üyesiyim. Diğer üyeliklerim ise; Yıldızlar Yüzme Kulübü, İzmit Tenis Kulübü, Kırşehirliler Hemşeriler Derneği ve Niğdeliler Derneği olarak sayabiliriz.

 

“BEYAZ KALEM OLACAKSINIZ Kİ; SİZ HEP GÜVENİLİR OLACAKSINIZ.”

-Son olarak Fahrettin bey, gençlere önerileriniz nedir?

Çalışma, çalışma, çalışma… Birinin mirasına, birinin malına, birinden gelecek bir şeye, kendilerine ar ve namus etsinler. Hiç akıllarına getirmesinler. Patrondan bir şey istemesinler, çalışsınlar. Biz ülke olarak kesinlikle çalışmayan bir ülkeyiz. Bazı insanlara bakıyorum birilerinin ellerine bakıyor, çalıştıktan sonra sen elde edeceksin. Benim kendime ait bir sözüm var galeride de çok kullanırım; namusuyla, dürüstlüğüyle işini yapan insanın bizim sektörde sadece 2 senesi var, 2 sene sonra parayı tekme ile içeri atarlar. Olay budur, ama insanlar seni tanıyacak, budur diyecek. Tanıyan insanların referansıyla da kartopu gibi büyüyüp herkes onu konuşacak. Sözüne, özüne güvenilir adam olduğunuz zaman para kazanırsınız. Çok çalışıp, emek vereceksiniz, isminizin altını kırmızı, bırakın pembe ile bile çizdirmeyeceksiniz. Pembe kalemi bile silmek bazen zordur, isminizin altındaki kalem hep beyaz olacak. Beyaz kalem olacaksınız ki; siz hep güvenilir olacaksınız. Bunun dışında etrafı gözetmek, dostlarına yardım etmek lazım. Ben daha çok dini perspektifle de bakarım. Zekat benim felsefemde çok ayrı bir yerde oturur. Bir mamul almışın, o mamulün ödemesinden daha çok kıymetlidir. Çünkü sahip olduğun o malın üstünde Allah’ın bir farzı ibadetidir ve borcudur. Bununla da ihtiyaç sahibi birini mutlu edeceksin, bu da size manevi bir haz ve bereket verir. Dolayısıyla bir taraftan da bunları yapmaya aksatmadan gayret göstereceksin.

DİĞER HABERLER

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

İş hayatına çocukken bir mahalle bakkalında çalışarak başlamış.“Tamam, buraya kadarmış” dediği şeker hastalığı,Aslında hayatının dönüm noktası olmuş.Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazandığı ilk günden itibarenÇalışma hayatının tamamen içinde olmuş.Günde maksimum 3-4 saat uyuyarak her gün web sitesi yapıp satmış.Öğrenciyken kurduğu kendi işinin hayalini 60 metrekare bir alanda başlamış.Bugün ise 4 dönüm üstünde uluslararası Hizmet veren bir firma konumunda BARAT Endüstriyel…Hem bağımsız, hem de hedefleri olan, üyelerine, Kentine yarar sağlayabilen BAŞSİAD’ın da başkanı.Ve O, başarılı bir iş adamı BARIŞ ARAT…

KÖŞE YAZARLARI

ANKET

SON YORUMLAR

“Yer gösterilsin okul yaptıracağım”

Yazan: Ersin kurak

Yorum: Tebrikler bunu belediye bile düşğnmemişken şengül hanım ı kutluyorum

 “9 günlük tatil gözden geçirilmeli”

Yazan: İZMİTLİ

Yorum: ne yapalım dini bayramımız kurban bayramını kutlamayalımmı? bunumu demek istiyorsun. tatil yaparak dış güçlere mesaj verilemezmi.. umrumuzda değilsiniz demek olmazmı bu tatil aynı zamanda. tatili iptal etseler bu sefer bayramda tatil olmazmı yaygarası yapmayacağınız ne malum...

“Hamile tutuklular serbest bırakılsın”

Yazan: mehmet çakmaz

Yorum: sayın vekilimizin önergesini doğru buluyorum

Alikahyalılar İZAYDAŞ’a karşı birleşti!

Yazan: İsmail PARLAK

Yorum: Bu fragnandı

Kuzey Marmara Otoyolu’nda iş cinayeti!

Yazan: Isci

Yorum: Kuzey marmara otp yolu eşittir osmangazi köprüsü. O köprüde yapılırken bir çok işçi hayatini kaybetti. Sonra biz size yol yaptık... siz ilk önce halkınızın canını dusunun

Alikahyalılar İZAYDAŞ’a karşı birleşti!

Yazan: Alikahyali

Yorum: Bu kadar yetmez. Bu halk daha fazla şey yapmalı. Alikahya unutuluyor her seferinde... gözler oraya çevrilmeli bir an once

Ülkeyi krize sürükleyenler faturayı ödemelidir

Yazan: Esra aydin

Yorum: Arzu hanım küçük bir partiye göre çok iyi konulara değiniyor. Ancak yazdıkları ve okudukları metinler keşke daha halktan olsa...

Yerel seçimler erkene alınacak mı?

Yazan: Ali Dogan

Yorum: Yapamazlar maalesef:) çünkü dolar 5.40

İzmit’teki sinek salgını mecliste

Yazan: Omer yasir

Yorum: bitirdi bizi valla bizim sivrilerimizi özledim dizzzz die gelen limon yada kasinti ilaci sürdünmü kasintisi kesilen bunlar nedir ya 1hafta gecmio kot pantolandan bile yiyebilen sessiz kan emici vampirler facia

Hamza Ataç; Bizim işteki en büyük handikap, para kavramını kaybetmektir

Yazan: Havva K.

Yorum: Allah yolunu açık etsin, ailenle birlikte mutlu huzurlu bir hayat dilerim. En değerli varlık aile çok güzel bir yere deginmissin kardeşim. Bol kazanclar

KENT REHBERİ