KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 6.0963 TL
  • 6.8043 TL
  • 7.7242 TL
Kocaeli Zirve
İş almak için kimseyi taciz etmiyoruz
İş almak için kimseyi taciz etmiyoruz
Finans
14 Ekim 2012 Pazar 23:36
  • 3078
  • 6

İş almak için kimseyi taciz etmiyoruz

Yıllardır severek takip ettiğiniz Yükselen Değerlerin bu haftaki konuğu, SYS SİGORTACILIK ve ERSİN AMBALAJ firmasının sahibi SALİH YEYKAN.
Yükselen Değerlerin sıkı takipçileri;
Sizlerden gelen olumlu tepkiler doğrultusunda, artık iş dünyasına daha fazla yer açabilmek için, BİZİM FİNANS ilavemiz ile haftanın ilk iş günü size merhaba diyoruz. BİZİM FİNANS, her geçen gün daha iyiye gidecek, sektörel haberlerin yanı sıra, kimin nalına, kiminin mıhına dokunacak, zevkli ve bir o kadar düşündürücü bir gazete eki olacak. İş dünyasının kalbinin bu ekte atması için ben ve ekip arkadaşlarım yoğun bir çaba içinde olacağız. Ayrıntılı bilgileri daha sonra sizlerle paylaşmaya devam edeceğim…

Gelelim BİZİM FİNANS`ın ilk konuğuna;
Konuğumuz, SYS SİGORTACILIK ve ERSİN AMBALAJ firmasının sahibi Sayın SALİH YEYKAN.
Salih Yeykan kimdir, neler yapmış, aktif siyasetin içinde bulunan biri olarak bize neler söylemiş şöyle bir bakalım:,
Eğitimci çocuğu olmanın iyi yanlarını pek göremedim,
Sigortacılık benim mizacıma uygun değil,
Yok dememek için, ambalaj işine girdik,
Bana kalsaydı, müzik ön planda olurdu,
MHP`de Genel Başkan sıkıntısı yok!
Her defasında ‘nerede bu ülkücüler` demesinler,
Ben düz adamım,
Yeri geldiğinde, kitabı ortasından okuruz.
 
 

İŞ ALMAK İÇİN KİMSEYİ TACİZ ETMİYORUZ

Salih Bey sizi kısaca tanıyalım mı?
Doğma büyüme İzmitliyim ama köken olarak baba tarafım Karadenizli. Anne tarafım ise Saray Bosna`dan geliyor, boşnaklık var. Annem emekli öğretmen, babam da emekli devlet memurudur. 
 
İzmit`e gelişiniz ailenizin memuriyetinden dolayı mı oldu?
Evet ilk önce annem gelmiş işi icabı, sonra da babam gelmiş, hanım köylü olmuş. Bizde biraz da Kayserililik var. Ama bu ticari manada değil. Her iki dedem de Sümerbank dokuma fabrikasında işe girmişler. Dedem Kayserililer derneğine üyeydi. Ben de bir ara Trabzonlular derneğine üye oldum ama göçmen derneklerinde daha aktifim. Kocaeli Makedonya Göçmenleri Derneğine üyeyim. 
 
Salih Bey, memur çocuğu olmak zor mu?
Zor yanları var aslında. Mesela ilkokula çok erken başlamak zorunda kaldım. Anne baba çalıştığı için, bakıcıyla kalıyordum. Bana bakıcı dayanmıyordu, kaçırıyordum herhalde. Ama güzel yanları da vardı tabi. Sınıfta sevdiğim arkadaşlarım vardı. Annem görmeden notlara bakıp, kaç aldıklarını onlara söylüyordum. 
 
Havanız yerindeymiş tabi?
Herkes yanımda oturmak istiyordu o bakımdan havam yerindeydi ama zor yanları daha fazlaydı. Derler ki, öğretmen çocuğu olmak iyidir, torpilli olur diye. Ama bizimki öyle olmadı. Hep gözler üzerimdeydi. Daha çok dikkatli olmam gerekiyordu. En ufak bir şeyde ‘sen öğretmen çocuğusun, utanmıyor musun?` deniliyordu. Neticede çocuk çocukluğunu yapıyor.
 

ARKADAŞ KURBANI OLDUM

`Eğitimci bir ailenin çocuğu mutlaka başarılı olmalı` gibi sabit bir düşünce var değil mi?
İster istemez öyle bir beklenti oluyor. Ben ortaokulu eski merkez ortaokulunda okuduktan sonra, teknik lise kimya bölümünü okudum. Ancak üniversiteyi ilk sınavda kazanamadım. Sonra uzun yıllar denemedim. O yıllar okulla çok haşır neşir değildim çünkü. 
 
Peki ne zaman başladınız üniversiteye?
Yedi yıl aradan sonra 2000 senesinde gayri ciddi biçimde sınava girdim. Yıllar geçti, bakalım ne yapabiliyorum dedim, tekrar girdim. Arslanbey Bahçe Ziraat Bölümünü kazandım. Ticarete atıldığım için, sırf diplomam olsun diye okumaya başladım. Hala da sonuca ulaşmış değilim. İnsan boşluk verdikten sonra tekrar adapte olamıyor. Hali hazırda öğrenciyim. Soranlara öğretim görevlisiyim diyorum. Ama kararlıyım, bitireceğim.
 
Ticarete ne zaman başladınız?
Teknisyen olarak girdiğim Pakmaya fabrikasında işçiydim. Depremin olduğu yıldı. Orada dokuz ay boyunca aklınıza gelecek ne kadar ağır iş varsa hepsini yaptım. Ağır olması sıkıntı değildi ama neticede bekardım ve sorumluluklarım bu düzeyde değildi. Ticarette şansımı denemek istedim. Şayet başaramazsam bile hiç olmadı bir temizlik işini illa bir yerde bulurum diye düşündüm ve sigortacılık işine başladım.
 
Sigortacılığa nasıl karar verdiniz?
Aslında çokta benim tercihim değildi. Biraz tesadüflerle oldu. Hatta arkadaş kurbanı oldum diyelim.
 
Kendinizi kurban olarak gördüğünüze göre bir pişmanlık mı var yoksa?
Pişmanlık değil ama çokta benim mizacıma uyan bir iş değil. Biraz da bu mesleği yapanlardan bazıları sigortacılığı ayağa düşürdü. Farklı yöntemlerle portföy oluşturmaya çalıştılar. Yanlış işler, suistimaller falan oldu ancak son yıllarda biraz toparlanma oldu. Bir de ben agresif biri değilim. 13 yıldır bu mesleği yapıyorum ve daha kimsenin kapısına gidip, işini ben yapayım dememişimdir.
 

İNSANLARI TACİZ ETMİYORUZ

Peki rekabet ortamının en bol olduğu bir sektörde nasıl varlık gösteriyorsunuz?
Doğup büyüdüğümüz, yaşadığımız yer burası. Sosyal hayatın içindeyiz, bazı derneklerde zaman zaman görev alıyoruz. Oralardan edindiğimiz güzel dostluklar, sohbetler sonrasında sigorta ihtiyacı varsa, bizden de teklif isterse, verdiğimiz teklif uygunsa işlerini yapıyoruz. Kapıdan kovulup bacadan girerek, insanları taciz ederek iş almak gibi bir tarzımız yok. Bunu yapmak çok doğru değil ama bu şekilde yol kat edenler de var. Sonuçta iş yaptığımız müşterilerimiz memnun kalırsa, onların tavsiyeleriyle oluşan bir müşteri yapımız var.
 
Sigortacılık, daha çok kısa yoldan para kazanmak isteyenlerin, sermayesiz elde edebileceği bir iş kolu gibi değerlendiriliyor, yanılıyor muyum?
Önceden sigortacılıkla ilgili bir yasamız yoktu. 2008`de çıkan yasayla acente olmanın şartları zorlaştırıldı. Mesela dört yıllık üniversite mezunu olmak ya da iki yıllık üniversitelerin ilgili bölümlerini bitirmek gerekiyor. Piyasada iki yıllık mesleki tecrübenizi ispat etmeniz gerekiyor. En önemlisi de sigorta acenteliğinizi sana niye versinler noktasında, cazip bir portföy sunmak gerekiyor. Bunlar olmadan acente açmak artık kolay değil. Son iki yıllık süreçte sektörde elenenler çok oldu.
 
Siz hangi şirketlerin acenteliğini yapıyorsunuz?
Biz Anadolu Sigorta, Ergo ve HDI Sigortanın acentesiyiz. Ama artık rekabet çok hızlandı. Özellikle hükümetin trafik sigortalarını serbest bırakmasıyla beraber. Önceden müşteri nereye giderse gitsin, aynı teminatı aynı fiyata alabiliyordu. Şimdi rekabet olunca insanlar iki, üç yüz liralık trafik sigortası için on yerden fiyat alıyor.
 
Biz bunu nasıl anlamalıyız? Ucuz olanların teminatları da o ölçüde az mı oluyor yoksa fark yok mu?
Aslında teminat hepsinde aynı. Zaten bunu hazine belirliyor. Sigortacılık reel bir sektör değil. Yani hasar olmadığı sürece ödenen paraların sigorta şirketlerinde kaldığı bir sistem. O yüzden sigorta şirketleri dönem dönem çılgınlıklar yapabiliyorlar. Mesela 700 liraya olan bir iş, dönemin çılgını kimse, bir bakmışsınız 300 liraya düşmüş. Bu tamamen şirketlerin fiyat politikalarıyla alakalı. Önceden üç ile altı ay aralığında fiyat güncellemesi yapılırken, şimdi gün içinde bile değişebilir oldu. Yani bir bakıma trafik borsası haline geldi.
 

TİCARETE YOK KELİMESİNİ SEVMİYORUM

Peki biz sağlam bir sigorta yaptırmak için neyi baz alalım?
Burada kendini kanıtlamış, sektörde lider olan şirketler var. Hasarı hızlı ödeyen, anlaşmalı servis ağı geniş, iyi hizmet veren, karşınızda muhatap bulabileceğiniz sigorta şirketlerini  tercih edeceksiniz.
 
Tabi o büyük şirketlerin altındaki acentelerin de aynı derecede güvenilir olması önemli değil mi?
Elbette önemli. Ben 13 yıllık meslek hayatımda çok kez gece yarıları uykudan kalkıp araç başına geçmişimdir. Çünkü müşteriye o an için lazımsınızdır. Kaza sonrası onun yanında olmak, moral vermek insanın psikolojisini düzeltir. Bilmez ki çekici nereden gelecek, kimi arayacak, para verecek mi? Yoksa satışı yapıp primi almak, anlık şeylerdir.
 
Salih Bey, sizin farklı bir iş alanınız daha olduğunu biliyorum. Biraz da ondan bahsedelim?
Çarşıdaki iş yerimizde araba park sorunu had safhaya çıkınca, şimdiki Kaymakamlık binasının civarına taşındık. Daha sonra bu bölgede kırtasiye olmadığını gördük. Okula yakın değildik ama yine de buralarda ihtiyaçtı. Fakat perakende satış istediğimiz gibi değildi, bizi pek tatmin etmedi. Hiç olmadı, sigorta müşterilerimize gittiğimizde onların ofis malzemeleri ihtiyacını karşılarız diye düşündük. Bunda da başarılı olduk. Talepler ofis malzemeleriyle kalmadı, çay şekere kadar her şey istenir oldu. Ben de ticarette yok kelimesini sevmiyorum.
 
Yok dememek için de taleplere göre işi büyüttünüz yani?
Evet hiçbir zaman yok demedim. Önce ne nereden alınır hiç bilmediğim için, marketten aldığım şeyler bile oldu. Sonra zamanla bizde öğrendik, ne nereden alınır, kim düzgün ve ucuz yapar. Müşterinin bizi yönlendirmesiyle beraber biz daha çok kırtasiyeden, ambalaj işine yöneldik. Köpük tabaklar, alüminyum grubu, streç film, deterjan grubu, aklınıza ne gelirse satmaya başladık. Sonra baskılı işlere yöneldik. Firmamıza ERSİN AMBALAJ adını verdik. Orada bu sektördeki dostlarımızın sayesinde doğru imalatçıları bulduk. B irçok noktada imalatçıların altında fiyat verebiliyoruz. 
 
Bu nasıl oluyor?
Çok daha düşük kar marjıyla gittiğinizde, imalatçının altında fiyat verebiliyorsunuz. Ambalaj işi biraz değişik. Şimdi özellikle baskılı ürünler konusunda önemli bir noktaya geldik. İzmit`in önemli firmalarına baskılı mal satıyoruz. Baskılı iş gerçekten riskli bir iş.
 

İNSAN SEVDİĞİ İŞLE UĞRAŞMALI !

Bu iş tuttu diyebiliriz o zaman?
Çok şükür diyelim, karnımız doyuyor. Bizim çokta gözümüz yok.
 
Peki sigorta işini bırakıp, ambalaj işine daha fazla ağırlık vermeyi hiç düşündünüz mü?
Bırakmayı düşünmedim ama artık daha problemsiz işleri alıyorum. Çünkü sigortacılıkta tahsilat zordur. Ödemeyi pek istemezler. Ödemesi en sona bırakılan veya ufak bir kriz anında hemen ötelenen bir masraf kalemidir. İnsanlar zanneder ki bu sigorta acentesi acıkmaz, yemez, içmez, bir ailesi yoktur gibi bir durum var. Bu işi kapatıp ambalaj işine daha çok ağırlık vermeyi düşünüyoruz ama burada ailece 13 yıllık emeğimiz var.
 
Eşinizle beraber mi çalışıyorsunuz?
Eşimle beraberiz, şimdi çocuk olunca doğum izni uzamış vaziyette. 
 
Salih Bey, bunlar olmasaydı, en fazla hangi işi yapmayı isterdiniz?
Aslında insan sevdiği şeylerle uğraşmalı. Hep söylerim, çocukluğumuzda yanlış yönlendirmeler oluyor ve bir anda ummadığınız bir alanda varlık gösterebiliyorsunuz. Maalesef doğru yönlendirmeler için Türkiye şartları pek uygun değil. Ama bana kalsaydı müzik sevgim ön planda olur, bu yönde bir şeyler yapardım. 
 

MÜZİK TUTKUM, HOBİ OLARAK KALDI

Müzik sevdanız çok eski galiba?
Bu merakım çocukluğumdan bu yana var. Hatta kundakta başlamış diyebilirim. Kulağım müthişmiş, bebekken yattığım yerde bazı türkülerin melodisini söylüyormuşum. Bununla ilgili güzel bir anım var ama yazmasanız iyi olur. “Ben sana yandım Zühtü” diye türkü vardı, kulağım onu kapmış radyoda dinlerken. Durmadan onu mırıldanırmışım ama konuşma yok tabi daha. O zamandan beri lakabım Zühtü olarak kaldı.
 
Ben bunu nasıl yazmam Salih Bey?
Yazmasanız iyi olur çünkü okuduktan sonra beni bir sürü arkadaşım arayacaktır. Ama enteresandır, ilkokul ikinci sınıftayken öğretmenimiz elinde mandolinle sınıfa geldi. Bize enstrumanı tanıttı ve bir ilkbahar sabahı adlı parçayı çaldı. O an öğretmenin elinden mandolini alsam, aynısını çalacakmışım gibi bir duygu geçti bana. Çok çekingen bir çocuk olmama rağmen nitekim enstrumanı istedim. İçimdeki o hissi durduramadım ve mandolini çalabildim. Sonra ailem bana ud aldı ve müzik derslerine onunla gittim.
 
Aileniz veya öğretmenleriniz bu yeteneğiniz doğrultusunda bir yönlendirme yapmadılar mı?
Yapıldı tabi ama o zaman imkanlar doğrultusunda hareket etmek gerekiyordu. Memur bir ailenin çocuğuyum, İstanbul`a gidip gelmek zor ve meşakatli olur diye bu sevdam sadece hobi olarak kaldı.
 
Biz Salih Yeykan`ı daha çok siyasi duruşuyla tanıyoruz, biliyoruz. Aktif görevlerde bulundunuz değil mi?
Evet MHP yönetim kurullarında görevlerim oldu. 2007 yılında bir aday adaylığım oldu. 

 

SANDIKTAN ÇIKAN KİŞİ, BAŞKANIMIZDIR

Sizce MHP`de genel başkan sıkıntısı var mı ki, başka bir aday etrafında toplanmalar oluştu?
Ben, genel başkanın gündemle alakalı mutlaka bir şeyler yaptığını düşünüyorum ama gereği kadar basında yer bulamıyor. Bu çok ciddi bir sorun. Seçim dönemlerindeki mitingleri bile sekiz, on saniyeyle geçiştiriyorlardı. Maalesef basın parsellenmiş durumda. Şahsen ben MHP`de bir genel başkan sorunu olduğunu düşünmüyorum. Genel başkanımız hiçbir zaman ülkücü hareketin başını öne eğdirmemiştir.
 
Peki buna rağmen genel başkanlığa aday olan Koray Aydın seçilirse…?
Sandıktan çıkacak olan kişi, bizim genel başkanımızdır. Kim gelirse, onun emrinde çalışırız.
 
Salih Bey, Sayın Bahçeli ile birlikte, ülkücü harekette bir sakinlik oluştu diye düşünüyorum. Partiye belli bir düzenin geldiği kesin ama bu yaklaşım sanki MHP`yi kimliğinden biraz uzaklaştırdı, yanılıyor muyum?
Sayın Bahçeli, ülkücü hareketi sokaklardan çekti, bu doğru. Yani ülkü ocakları hadisenin ortasında, kavga gürültünün içinde değil. O noktada kendisine müteşekkiriz. Çok çaresiz noktaya gelinirse sadece ülkücüler değil, bu memleketin her evladı, vatansever olan herkes mutlaka görevini yapacaktır. Ama mevcut şartlarda bu memleketin jandarması var, polisi var. Onlar meseleyi halletsinler. Her defasında ‘nerede bu ülkücüler` demesinler. Ülkücüler oy pusulasının belli bir yerinde, arayan orada bulsun Milliyetçi Hareket Partisini.
 
Yani böylesi daha iyi oldu, öyle mi?
Daha iyi oldu çünkü o dönemlerde %2 ila 8`e kadar çıkabilen bir MHP vardı. Ama bugün %18`i yakalamış bir MHP var. Demek ki doğru giden bir süreç var.
 

BEN DAVA ADAMIYIM

Siyaseti seviyor musunuz?
Ben aslında siyaseti çok yapabildiğimi düşünmüyorum. Ben kendimi iyi bir dava adamı olma yolunda mücadele eden biri olarak görüyorum. Türkiye`deki siyaset kavramının algılandığı şekil, bana pek uymuyor. 1991 yılında siyasetle temasım başladı ama sırf bu düşüncelerimden dolayı siyaseten bir yere gelebilmiş değilim. Ama bu partinin bir ferdi olabilmek bile benim için bir onurdur, ben meseleye böyle bakıyorum. Biraz düz adamım, kitabı ortasından okuyoruz yeri geldiği zaman. Sözümüzü geri çekmiyoruz.
 
Biraz da özel yaşam diyelim. Eşinizle beraber çalışıyorsunuz, uyumlu bir iş arkadaşlığı ve mutlu bir evliliğiniz olduğu çok aşikar. Eşiniz Yasemin Hanımla nasıl tanıştınız?
İlk mesleğe Sanko Sigortanın acentesi olarak başlamıştım. Eşim de genel müdürlüğünde sağlık sigortalarıyla ilgili uzman kadrosunda çalışıyordu, orada kandırdım kendisini. Şimdi iki tane oğlumuz var. Büyüğü Ersin sekiz yaşında, küçüğü Cengizhan henüz üç buçuk yaşında. Eşim buranın patronudur. İlk çocuğumuzu resmen iş yerinde büyüttü. Tam donanımlı bir oda yaptık ve çalışmaya devam etti. Şimdi tekrar işin başına geçecek.
Salih Bey çok güzel bir sohbetti benim için. Yükselen Değerler Ailesinde sizin gibi bir aileyi aramızda görmek, bizi çok mutlu etti.
Yükselen Değerler Ailesini başından beri takip ediyorum. Gerçekten bu kentin değeri olan insanları oraya kattığınızı düşünüyorum. Biz de bu ailenin bir parçası olmaktan gurur duyduk. Bizi layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim.
Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ