KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.2775 TL
  • 5.9531 TL
  • 6.7618 TL
Kocaeli Zirve
Kocasakal: Yargı felç oldu
 Kocasakal: Yargı felç oldu
Güncel
09 Kasım 2012 Cuma 08:47
  • 1514
  • 5

Kocasakal: Yargı felç oldu

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, siyasi iktidarın ‘milli irade’ söylemiyle halkı kandırdığını ve hukuksal alandaki uygulamalarla Yargı’nın felç olduğunu savundu
Dünyanın en büyük ve en etkin barolarından olan İstanbul Barosu`nun başkanı Ümit Kocasakal, geçtiğimiz hafta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)`nin düzenlediği semire geldiği gün biz de fırsat bu fırsat dedik ve Kocasakal ile güzel bir söyleşi yaptık.
Kendisine has söylemleriyle ülke gündemini değerlendiren, muhalif duruşuyla dikkat çeken Kocasakal, ülkenin gidişatından duyduğu memnuniyetsizliği ve çözüm yollarını bizlerle paylaştı. 
 
Türkiye`de tek adam rejiminin uygulandığını savunan Kocasakal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın çok istediği ‘Başkanlık Sistemi`nin ülke için bir tehlike olduğunu söyledi.
Hukuk sisteminde gelinen son noktanın hüsran olduğunu aktaran Kocasakal, “Barolardan uyumlu olmaları isteniyor. Ama barolar halkın hak ve hukukunu savunurken nasıl uyumlu olurular? Türkiye genelinde barolar parçalanmış durumda” diyerek baroların geldiği noktayı da gözler önüne serdi.
Bilhassa hukukçuları yakından ilgilendiren söyleşimizle sizleri başbaşa bırakıyoruz...
 
Öncelikle Ümit Bey, baroların bir ülke için önemi nedir? Neden siyasi iktidar baroları ele geçirmenin derdinde?
Barolar bir ülke için çok önemli bir hukuk kurumudur. Şimdilerde baroların sadece meslek sorunlarıyla uğraşması siyasetle ve diğer meselelerle uğraşmaması yönünde savlar var. Bu yanlış bir ifade. Birincisi; baro sıradan bir sivil toplum örgütü değil. Baro, bir hukuk kurumu ve dolayısıyla hukukla ilgili gelişmelere duyarsız kalamaz. Avukatlık Kanunu gereği baronun; mesleği, meslektaşı ve meslek onurunu koruma, meslek sorunlarıyla uğraşma görevi olduğu gibi barolar insan hak ve hukukunu korur, kollar. Bu durum barolara büyük sorumluluk yüklüyor. Barolar bu düzenlemeye dayanarak çevreyle, gıdalarla, imarla ilgili durumlarda dava açarak toplumun hakkını hukukunu savunuyor. Şimdi bu maddeyi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Çok tehlikeli bir şey bu. 
 
Bununla ilgili Danıştay`ın bir kararı vardı sanırım...
 Evet, bir davada ‘Baronun dava açma yetkisi yoktur` kararı verdiler. Bununla mücadele ediyoruz. Kolumuzu kanadımızı kırıp bizleri çevreyle, sağlıkla, imarla ve daha pek çok konuyla ilgili dava açamaz hale getirecekler. Bakın Danıştay Başkanı çıkıp iktidarla uyum içinde olacağını söylüyor. Danıştay uyumlu olmaz. Çünkü vatandaşın hak ve hukukunu korur. Hukuk devletinin yargının bağımsız olmadığı bir ortamda bir avukat nasıl görev yapabilir?
 
Baroların siyaset yapması hep eleştirilmiştir. Siz ne diyorsunuz?
Bizlere yüksek siyaset yapıyorlar diyorlar. Ne yapalım alçağını mı yapalım? Eşyanın tabiatı gereği hak ve özgürlüklere saldırı ile ihlaller muhalefetten gelmez iktidarlardan gelir. Bizim için parti yok. Benim ağzımdan hiçbir zaman siyasi parti ismi çıkmadı siyasi iktidar demişimdir hep. Yarın CHP, MHP ya da herhangi bir parti hak ve hukuku zedelerse o zaman onlara karşı da olacağız. İktidarlar hukuk içerisinde kalır, yargıyı zedelemezlerse bizim hiçbir sorunumuz olmaz.
 
Kocaeli Barosu`nu izliyorsunuzdur. Nasıl sizce?
Kocaeli Barosu ile çok sıcak ilişkilerimiz var. Çok farklı düşünen insanlar değiliz. Türkiye`nin geneline bakarsanız barolar parçalanmıştır. Siyasi iktidarın egemen olmaya çalıştığı barolar, cumhuriyetçi duyarlılıkları olan barolar, hiçbir şeye karışmayan barolar ve daha çok etnik kimliklerini ön plana çıkaran barolar var. Bir dönemin ünlü avukatı ve bizlerin çok değer verdiği Molierac der ki; ‘Avukatlar hiç köle kullanmadı ama efendileri de olmadı`. Bizler boyun eğmeyen biat etmeyen bir tarihsel mirası genlerimizde taşıyoruz. Bizlerden uyumlu baro talepleri oldu. Ama uyumlu baro olmaz. Avukatlar siyasi iktidarlarla uyumlu olamaz. Bizim baromuz bunu şiddetle reddetmiştir. 
 
OMURİLİK FELCİ YAŞIYORUZ
Peki ülke niye bu hale geldi? Eskiden de var mıydı sıkıntılar yoksa AKP hükümetiyle mi ortaya çıktı?
Bir insan için omuriliğin önemini hepimiz biliyoruz, ayakta kalmamızı sağlar. Bir ülkenin hakikaten omuriliği de yargı ve yargı bağımsızlığıdır. Türkiye şuanda omurilik felci yaşıyor. Yargı felç olmuş durumda. 12 Eylül 2010 referandumunda yargı tutsak oldu. Bir ülkede hak hukukunuz ihlal edilmişse ve yargı bağımsızlığı varsa gider hakkınızı ararsınız. Ama yargınız siyasi iktidarın etki ve kontrolü altına girdiyse, hukuksuzluk ve zulüm bizzat yargı eliyle yapılmaya başlamışsa gidecek yeriniz yoktur.
 
Günümüzde İşgaller artık topla tüfekle olmuyor. Zihinler işgal ediliyor. Bu işgal de bir ülkenin değerleriyle, genleriyle oynayarak oluyor. Bizim insanlarımızı dizi manyağı yaptılar. Bizleri birbirimizden koparmaya ayrıştırmaya çalışıyorlar. Ortak noktalarımızdan ziyade etnik farklılıklarımızı ön plana çıkararak bizleri birbirimizden koparıyorlar. Bugünlerin yapı taşları eskiden atıldı. 1991 yılında Terörle Mücadele Yasası çıkarken cumhuriyet tarihinin iki numaralı kanunu Hıyanet-i Vataniye Kanunu neden kaldırılıyor? Karşınızda psikolojik bir harekat var. Birşeye karşı çıkınca darbeci olarak nitelendiriliyorsunuz. Ama şuan ülkede sivil bir darbe yapılmıştır. Hukuk eliyle hem de. İnsanlara darbeci diyenlerin tamamı darbeler önünde diz çökmüş, belden problemli arkadaşlardır. 
 
Bazı çevreler İstanbul Barosu`nu ‘darbeci baro` olarak nitelendiriliyor. Öyle misiniz?
Evet, bizlere darbeci baro diyorlar. Ancak bunu söyleyenlere sesleniyorum; sizler iki büklüm Kenan Evren ve arkadaşlarının önünde diz çökmüşken İstanbul Barosu direnmişti. Şimdi de neden12 Eylül davasına neden müdahil olmadığımız sorgulanıyor. Biz de sazanız zaten atlayacağız. Hangi 12 Eylül`ü yargılıyorsunuz? Öyle bir 12 Eylül yargılaması ki işin içinde Gladio yok, ‘bizim çocuklar` yok, kontrgerilla yok, işkenceciler yok... İşi iki tane ihtiyarın üzerine yıkıp üzerini betonla kapatacaklar. Bizler neden bu tiyatronun içinde olalım. Bu darbenin arakasındaki emperyalist güçleri yargılayın en önde ben giderim. 
 
TEK ADAM SIKINTISI
Türkiye`nin en büyük sıkıntısı nedir?
Türkiye tek adam rejimi sıkıntısı yaşıyor. Türkiye`nin geldiği nokta bu. Başkanlık sistemi de felaket olur. Türkiye büyük bir aydın ihaneti yaşıyor. Ben bunlara GDA diyorum. Yani ‘genetiği değiştirilmiş aydınlar` var bu ülkede. Ki bunlar hormonlu, dış güçlerden, reformlardan beslenen aymazlar. Yapılan hukuksuzlukları meşrulaştırdıkları için bu haldeyiz. Bir de ‘genetiği değiştirilmiş solcular` yani GDS`ler var. Kendi devletine, milletine giydirmeyi solculuk zanneden, Amerika`yı, emperyalizmi ağzına alamayan bir kesim var. 
 
Bu günlere gelmemizden kim sorumlu ya da değil?
Türkiye`nin bu günlere gelmesinde kabahati sorumluluğu olmayan tek kesim halktır. Türk halkı kandırılmış dolandırılmış bir konumda narkoz etkisinde. Batarsak da bu halka batarız çıkarsak da bu halkla çıkarız. Başka bir halk ithal edecek halimiz yok.  Ben bu halka inanıyorum. Emin olun bu halkın atacağı tokat Pensilvanya`dan Washington`dan ve Brüksel`den duyulacak. Birleri bu gün Allah ile aldatıyor, geçmişte de Atatürk`le aldattılar. Sahte Atatürkçülerle de mücadele edeceğiz. Dinci diye bir kelime var. Bunların dinle ilgisi yok ki dinci olsunlar. Bunlar dinci değil kinci, din simsarı ve din tüccarı. 
 
Cumhuriyetin hiçbir zaman dinle bir alıp veremediği olmadı. Aksine bu milleti şeyhlerden kurtararak insanların dinini yaşamasını özgürleştirdi. Her başı kapalı olanı cumhuriyet ve Atatürk düşmanı zannetmeyeceğiz artık. Ben bunları görüyorum. Artık sol sağ yok. Milli gayri milli var. Herkes safını belli edecek. Karamsarlığım yok. Eşyanın tabiatı gereği cumhuriyet bu badireyi atlatacak. Yarım kalan cumhuriyet devrimini tamamlayacağız. Tuğlalar yıkılmış olabilir ama kolonlar ayakta. 
 
Peki cezaevlerinde yaklaşık 2 aydır süren açlık grevleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Açlık grevleri eğer cezaevinin olumsuz koşullarından dolayı olsaydı desteklerdik. Ama benim asla kabul edemeyeceğim talepler var. Anadilde eğitim, anadilde savunma ve Öcalan`a tecridin kaldırılması gibi talepler var. Bunlar karşılanabilecek talepler değil. Bu durumda insanları ölüme gönderen yapıyı sorgulamak doğru değil mi? Kimsenin ölmesini asla istemem. Şimdi anadilde savunma diyorlar. Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 203. maddesi ‘Sanık meramını anlatacak kadar Türkçe bilmiyorsa tercüman bulunmalı` der. Eğer Türkçe bilmiyorsa onun Kürtçe savunma yapmasını önce ben isterim. Ama senden benden iyi Türkçe biliyorsa bu başka bir şeydir. Kural olarak savunma o ülkenin resmi diliyle yapılır. Yoksa bu hakkın suiistimal edilmesidir. Yapılan politik bir tavırdır.
 
MİLLİ İRADE BİR YALAN
Her konuşmanızda Türkiye`de bir yalanlar silsilesi olduğunu söylüyorsunuz. Gerekçeniz nedir?
Bu ülkede şuan her şey yalanlar üzerine kurulmuş. Yalan rüzgarı dizi gibi yani. Milli irade yalanı dedikleri şey öyle büyük bir yalan ki. Millet bizzat kendisiyle kandırılıyor. Milli irade meselesi biraz uzun bir mesele ama kısaca anlatayım. Milli irade Rousseau`nun bir teorisidir ve aşılmıştır. Rousseau der ki; ‘Halkın yüzde 51`i bir seçim yapmışsa doğrudur ve yüzde 49 kendi düşüncesinin yanlış olduğunu anlayarak ona itaat eder.` Bu yüzden bunu en çok Mussolini ve Hitler kullanmıştır. 
 
Oysa bir başka büyük hukukçu der ki; iktidarların arkasında böyle sözde varsayılan bir millet iradesi olmasında hukuki hiçbir temel olmadığı gibi aksine iktidarlar en büyük haksızlıkları ve zulümleri dahi sözde bir millet iradesine dayanarak meşrulaştırmaya çalışır. Bir seçimde ortaya çıkan sonuç milli irade olmayıp oy kullananların çoğunluğudur. Milli irade bir toplamdır. Doğru terim milli egemenliktir. 
 
O zaman bir hukuksuzluk var değil mi?
Bunların hesabı mutlaka sorulacaktır. Her şeyden kaçabilirsiniz ama 3 şeyden kaçamazsınız; vicdanlarınızdan kaçamazsınız. O sizi boğacaktır. Aynalardan ve çocuklarınız ile torunlarınızın gözlerinden de kaçamazsınız. Hukukta bir gün bunun hesabını soracaktır. Başkalarına tanınmayan adil yargılanma ilkeleri onlara tanınarak hesap verecekler. 
 
Bir de siyasi iktidar CHP`nin sürekli Anayasa Mahkemesi`ne gitmesinden dolayı her zaman Anayasa Mahkemesi ile halkı karşı karşıya getirmiştir. Buna ne diyeceksiniz?
Anayasa Mahkemesi ve milleti iki ayrı şey gibi gösteriyorlar. Bakın anayasamız ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir` diyor meclisindir demiyor. Millet bu egemenliğini anayasadaki organlar eliyle kullanır. Bunlardan biri meclise biri de yargıdır. Yani bir sorunda gidilen anayasa da milli iradedir. Oy vermek ‘4 sene boyunca her şeyi yaparsın` demek değildir. Halkın yargıya yansıttığı egemenlik meclise yansıttığı egemenlikten daha fazladır. Çünkü yargı, halkın yerine hükümeti denetliyor.
 
HORMONLU CHP…
Biraz da CHP`yi konuşalım. CHP`nin günümüz politikasını nasıl buluyorsunuz?
Atatürk`ün kudreti halkla hareket etmesi en önemli özelliğiydi. CHP, parti amblemindeki 6 okun halkçılık olanını kaybettiği için bugünlere geldi. Ama siyasi iktidarın takkesi düşmeye başladı. Sayın başbakan hep ‘milletimiz` diyor. ‘Adını koy` diyoruz ama onu koyamıyor. Türk milleti diyemiyor. Kendisiyle çelişmesin de ‘Benim milletlerim` desin görelim. Hiçbir biçimde millet umurlarında dahi değil. Şimdi de bölünmenin, cumhuriyete vedanın anayasasını yapmaya çalışıyorlar. Dünyada her ülke o ülkeyi kuran milletin adıyla yaşıyor. ‘Türkiyeli` diye bir şey çıktı. Bir düşünün Fransalı var mı? Vatandaş olarak Türk vatandaşısınız. Size etnik kimliğiniz sorulmuyor ki. Türkiyeli diye bir şey olur mu? 
 
Son olarak siyasete atılmayı düşünüyor musunuz? Sizin yeni bir parti kuracağınız yönünde söylentiler var…
Şu an benim için en önemli şey İstanbul Barosu`nu ayakta tutmaktır. Benim bu ülkeye bir borcum var. Aslında hiç istemiyorum, evcimen bir adamımdır. Ama bu anlamda hizmet edebileceksem üzerimize düşen ne ise yaparım. Günlerin ne getireceğini bilemem. Bir şey yapmak zorundayız. CHP ya köklerine dönecek, bu hormonlu halinden sıyrılacak ya da bunu yapamayacaksa biz bu özütü alıp başka bir yerde ekeceğiz. 
 
Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ