KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.8112 TL
  • 6.5348 TL
  • 7.5570 TL
Kocaeli Zirve
Dizinde yara izi olmayan çocuklar
Dizinde yara izi olmayan çocuklar
Yaşam
03 Nisan 2010 Cumartesi 09:22
  • 1573
  • 1

Dizinde yara izi olmayan çocuklar

Ben bir apartman çocuğuyum. Hiç sokakta oynamadım, koşma yarışı yapmadım, dizlerimde yara izi yoktur.

Bir tane bile misketim olmadı, çelik çomağın nasıl bir oyun olduğunu hala bilmem, bisiklete binmeyi 17 yaşında öğrendim.(Hala da pek başarılı olduğum söylenemez)
Eve hiçbir zaman kan, ter ve çamur içinde gelmedim, hiç ağaçtan düşmedim (çünkü çıkmadım), mahalle maçına gitmedim, mahalle kavgası görmedim. Annem hiç camlardan bağırarak beni çağırmadı.
Sokak hayatım, teneffüslerde oynadığım Japon ipi ve yakan toptan ibaretti; tecrübem olmadığı için onlarda da hep yenilmeye mahkumdum.

Yıllar sonra anlıyorum ki, fiziksel güç ve çabukluk gerektiren her yarıştan kaçınmamın, spor yapmaktan nefret etmemin, hayatım boyunca birçok kez, “Aman kavga çıkmasın” diye, hakkımı karşımdakine teslim etmiş olmamın altında yatan sebep, sokaklardan uzak büyümüş olmam.

Bence, çocukları sokaklarda başıboş bırakmak ne kadar yanlışsa, sokakta oynamaktan mahrum etmek de o kadar yanlış. Çocuklar sokaktayken, farkında olmadan pek çok şey öğreniyor. Kazanmak için hızlı olmak, mücadele etmek, takım ruhu oluşturabilmek gibi…  Bu bir çeşit hayat provası değil mi?
İşte bu yüzden, kızım Ece`yi büyütürken Yahya kaptan`da yaşamanın getirdiği bütün avantajları kullanmasını istedim.

Ece henüz çok küçükken, her gün iki kere parka çıkardık. Bir, sabah kahvaltısından sonra, bir de öğle uykusundan uyanınca.  Zamanla, hepsi aşağı yukarı aynı yaşta olan bebeklerle, onların anne, büyükanne ve bakıcı teyzelerinden oluşan kocaman bir oyun grubumuz oldu. Önce birer ikişer tanıştık, sonra çocuklar bir arada oynasın diye hep aynı saatte buluşmaya başladık.
Ona, önce parka çıkmanın kurallarını öğrettim:
1. Kimsenin canını yakmak yok.
2. Kimseye kum atmak yok.
3. BAŞKA KURAL YOK.

Kaldırım kenarlarına oturup sabundan baloncuklar üfledik, ikindi kahvaltımızı çimenlerin üzerinde yalınayak yedik, pet şişeden kova, terlikten kürek icat etmeyi öğrendik. Kova kova su taşıyıp dev su kanalları, Mimar Sinan`ı bile kıskançlıktan çatlatacak kuleler inşa ettik. Tek başına çıkamadığı kaydıraktan kucak kucağa kaydık, park temizleme yarışı yapıp, yerlerdeki ambalaj kağıtlarını, çöpleri topladık.
Kedi, köpek, karga besledik, kurbağa kovaladık, solucan yakaladık, zor durumdaki sümüklüböceklere yardım ettik.
Her seferinde eve, saçlarımızın içi kum dolu, ayaklarımız sırılsıklam, dizlerimizden ve dirseklerimizden aşağısı çamur içinde, yorgun ama çok mutlu döndük.

Düştü dizi kanadı, eli salıncağın demirine sıkıştı, gözüne kum kaçtı, salıncak sırasını kaptırmamak için şaç saça, baş başa kavga etti ama hakkını savunmayı, sırasını beklemeyi, hayvan sevmeyi, çevreyi korumayı, kovasını, küreğini, yedek çoraplarını, ikindi kahvaltısını hatta ağzından çıkarttığı lolipopu bile arkadaşlarıyla paylaşmayı, Ece sokaklarda öğrendi.

Bazen, bazı anneler görüyorum. Minicik yavrularını süslemiş, püslemiş eğlensin diye parka getirmişler.
Çocuk kumla oynamak istiyor; “Olmaz! Üstün kirlenir.”
Bisiklete binecek, “Düşersin!”
Kaydırağa çıkacak “Sakın! Çok tehlikeli”
Dondurma? “Üzerine damlatırsın”
Yavrum, o da ne yapsın, annesinin yanında oturup meyveli yoğurdunu yerken, hayran hayran diğer çocukları seyrediyor.
Parka gelirken çocuğa neden bayramlıkları giydirilir anlamam, oynamasına izin verilmeyecekse neden oradadır anlamam, bisiklete binmek düşmeden nasıl öğrenilir anlamam, her lekeyi çıkartan deterjanlar ve çamaşırı yıkayan makineler varken kirlenmenin nesi kötüdür anlamam, bir anne çocuğunun öyle mahsun mahsun, diğer çocuklara özenmesine nasıl dayanır orasını hiç anlamam…

Bildiğim bir şer var ki:
O çocuğun yanakları, hiçbir zaman Ece`ninkiler gibi elma elma kızarmaz, kirlenmekten korkmadan özgürce oyun oynamanın tadını bilmez, parkta beş dakika daha fazla kalabilmek için ‘pırasa yemeğe` bile razı olmaz.
O çocuk mutsuzdur, oyun ihtiyacı karşılanmadığı için huysuz, yaşıtlarının arasına katılamadığı için yalnız ve huzursuzdur.
Annesi, çocuğu uslu uslu yanında oturduğu için gururlu, evde banyo ve çamaşırla uğraşmayacağı için mutlu olabilir…
Ama dünyadaki en şahane fotoğraf karesinin,  çamur ve terle alnına yapışan bukleleri, koşmaktan al al olmuş yanakları, ışıl ışıl gülümseyen gözleriyle mutlu bir çocuk yüzü;

Dünyanın en güzel kokusunun ise, burnunuzu boynuna gömdüğünüzde alacağınız ter, toz ve güneş karışımı koku olduğunu asla bilmeyecektir.
Kendisiyle birlikte –biraz geç de olsa- bana da çocukluğumu yaşatan Ece`ye teşekkür ederim.

TAVUK GRATEN

Malzemeler:
• 4 adet tavuk göğsü
• 3 tepeleme kaşık un
• 3 su bardağı süt
• 1 çay bardağı sıvıyağ
• 1 kase rendelenmiş kaşar peynir
• Tuz
• Karabiber

Yapılışı:
• Tavuk etlerini haşlayıp, didikleyelim.
• Beşamel sos için, sıvıyağ ve unu tencereye alıp, pembeleşinceye kadar kavuralım.
• Ocağı kapatalım. Sütü azar azar ilave edip devamlı karıştırarak topaklanmasını önleyelim.
• Tencereyi tekrar ateşe koyarak muhallebi kıvamına gelene kadar pişirelim.
• Tuz ve karabiberi ilave edip, ocaktan alalım.
• Beşamel sostan 1 kase ayırıp, kalanını, kare fırın kabında tavuk etleriyle karıştıralım.
• Tavukların üzerine, önce ayırdığımız beşamel sosu yayalım sonra kaşar peynir rendesini serpelim.
• Önceden ısıtılmış 180 C fırında, üzeri kızarana kadar pişirelim.



Tecrübeyle sabit:
Tavuk graten yaparken içine, haşlanmış bezelye, havuç, brokoli gibi sebzeleri de ilave ederek, yemeğimizi zenginleştirebiliriz.

Aklınızda bulunsun: Beşamel sosun içine, sütün bir kısmı yerine tavuk suyu  kullanarak daha yoğun bir lezzet elde edebiliriz.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ