KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.7285 TL
  • 6.3568 TL
  • 6.9518 TL
Kocaeli Zirve
Yabancı Damat
Yabancı Damat
Yaşam
16 Nisan 2010 Cuma 23:45
  • 3508
  • 3

Yabancı Damat

Yaşantım boyunca karşılaştığım olaylar, bana birçok kez aynı şeyi düşündürmüştür : ''Hayat tesadüflerden ibaret…''

Bazen farkına bile varmasak da, hayatımızın akışını bu tesadüfler belirliyor. Hayat insana öyle şakalar yapıyor ki, geleceğiniz için yaptığınız planların, yaşadıklarınızla ilgisi alakası olmadığını hayretle fark ediyorsunuz.
Bunun en belirgin örneklerini annemin ailesinde gördüm. Annemler 7 kardeştir. Benim tam 3 teyzem ve 3 dayım var. Dedeciğim kolej mezunu, gayet iyi bir eğitim almış, o zamanki adıyla İpraş`ta (Tüpraş) malzeme müdürlüğü yapmış ama biraz muhafazakar biriydi. Anneannemse -ilkokul mezunu bile olduğunu zannetmiyorum ama- şu ana kadar tanıdığım en açık görüşlü, modern, komplekssiz ve girişken kadın. İleri görüşü ve atik karakteriyle dedemin kariyerinde başrol oynayan, her konuda onu cesaretlendiren kişi.  Dedemin İşleri dolayısıyla Kayseri`de başlayan hayatları, çeşitli şehirler gezerek devam ederken 9 doğum yapmayı başarmış fakat bunlardan sadece 7`si yaşamış.
***
Benim doğumum, anneannemlerin İpraş lojmanlarında yaşadığı döneme rastlıyor. O günlerde en büyük teyzem Aysel, üniversiteden atom fiziği mühendisi olarak mezun olmuş ve master yapmak için İngiltere`ye gitmek istiyor. Dedem, kızını “Çok istiyorsan oku ama okul bittikten sonra katiyen çalıştırmam” şartıyla okutmuş biri ve tahmin edeceğiniz gibi İngiltere`ye gitmesine de kesinlikle karşı. Oysa anneanneme göre teyzemin yurtdışına çıkması ve mesleğinde ilerlemesi gerekiyor. Tabii, her zaman olduğu gibi onun dediği oluyor ve teyzem gidiyor.
***
Teyzem İngiltere`de kendisine küçük bir ev kiralıyor, hem okuyor hem çalışıyor. Okurken de, İngiltere`ye çeşitli ülkelerden gelmiş insanlarla tanışıyor. Bunlardan biri de, kendisi gibi, atom fiziği üzerine master yapan Hintli bir genç.
Bir gün, dedem teyzemden bir mektup alıyor.  “…babacığım, müsaade ederseniz, evlenmek istiyorum…”
Korktuğu başına gelen dedem, bir de damat adayının Hintli olduğunu duyunca, elbette küplere biniyor. Çünkü, dini bütün bir Müslüman olarak, kendisi gibi bir damat istiyor. Evde kıyametler kopuyor, yer yerinden oynuyor. Anneanneme göre hava hoş ama dedem “Nuh” diyor, “Peygamber” demiyor. Eniştemin mektupları da dedemi razı etmeye yetmeyince, kalkıp Türkiye`ye geliyorlar, elini öpüyorlar. Dedem anlıyor ki teyzem vazgeçmeyecek, çaresiz razı oluyor.
Teyzem ve eniştem Türkiye`de evlenip, İngiltere`ye dönüyorlar. Bir süre sonra teyzemden bir mektup daha geliyor. “Bebek bekliyorum, yardıma ihtiyacım var…”  Onu orada zor durumda bırakacak değiller ya, ortanca teyzem Nursel, zaten dil eğitimi de almak istediği için hemen valizini toplayıp ablasının yardımına koşuyor.
***
Aysel teyzem doğum yaptıktan sonra, her şey sütliman olmuşken dedem bu sefer, Nursel teyzemden bir mektup alıyor.”…babacığım, müsaade edersiniz evlenmek istiyorum…” Ama bu seferki mektubun içinde bir de fotoğraf var. Yeni eniştemin o zamanki modaya uygun olarak, birbirine karışmış saçı ve sakalıyla, hippi kültürünü benimsediğini gösteren resmi. Üstelik o da Türk değil. Yani Türk de Türkiyeli değil; Kıbrıslı.
Bu sefer anneannem düşüp bayılıyor. Yine kıyametler kopuyor, yine mektup trafiği, yine Türkiye`ye geliniyor ve yine mecburen evlenmelerine izin veriliyor. Yapacak bir şey yok, bizim ailenin kızları birer birer denizaşırı uçuyor.
Bu arada, hayret verici bir şekilde, annem İstanbullu olan babamla her hangi bir vukuat çıkmadan evleniyor. 
***
Bütün bunlar olurken, en küçük teyzem Birsel de yavaş yavaş serpilip İpraş lojmanlarında göze çarpmaya başlıyor.
İpraş`ın Aliağa`daki rafinerisine iş başvurusu yaptığı halde, mektubu yanlışlıkla İzmit`e gelen ve tesadüfen İzmit rafinerisinde işe başlayan, Irak-Kerküklü bir delikanlı da Birsel teyzemi çok beğeniyor. Tabii, teyzem de onu.
O günlerde ben 2,5 yaşındayım. Bu delikanlı, bir gün lojmanın havuzunun kenarında beni severken havuza düşmemem için dikkatli olmamı tembihliyor. Bu tembih pek etkili olmamış olacak ki, o arkasını döner dönmez ben havuza düşüyorum. Canım eniştem, yüzme bilmediği halde, elbiseleriyle atlıyor ve beni boğulmaktan kurtarıyor.
Bu olaydan sonra aile içinde kahraman olan eniştem, çok geçmeden teyzemle evlenmek istediğini dedeme iletiyor. “Hayır” demesinin bir faydası olmadığını, artık tecrübelerine dayanarak anlamış olan dedeciğim, bu sefer hiç itiraz etmiyor. (Hala eniştemin, dedemin gözüne girebilmek için, beni önce havuza atıp, sonra arkamdan atladığı rivayet edilir)
Böylece ailemiz küçük bir Birleşmiş Milletler topluluğuna dönüşüyor, çok renkli, çok hareketli ve çok eğlenceli bir hal alıyor.
***
Aysel teyzem, Hintli eşiyle birlikte, Nijerya`da öğretim üyeliği yapıyor, 25 sene orada yaşıyor, emekli olduktan sonra İngiltere`ye yerleşiyor. Nursel teyzem ne yazık ki eniştemi çok erken kaybediyor ve çocuklarıyla birlikte hayatını İngiltere`de sürdürmeye devam ediyor. Annem ve en küçük teyzemse Türkiye`den hiç ayrılmıyorlar.
Anneleri bu tarz evlilikler yapmış çocukların evlilikleri de pek sıradan olmuyor tabii. Aysel teyzemin kızı Sonia, bir Pakistan`lıyla evlenerek Avustralya`ya yerleşti. Maalesef damadı hiç tanımıyoruz.
Birsel teyzemin küçük oğlu, okuldan sonra hiç vakit kaybetmeden İngiltere`de iş kurdu ve orada yaşamaya başladı.
Büyük dayımın oğlu, “Ben Yeni Zellanda`ya gitmek istiyorum” dedi ama tesadüfler onu da Avustralya`ya sürükledi.
***
Ve en sonunda, Nursel teyzemin kızı Öykü de “Ben evleniyorum” deyince, doğal olarak hepimiz aynı soruyu sorduk: ”Nereli?!”
Sağ olsun, o da bizi şaşırtmadı. Yeni damadımız bir İspanyol.
Her ikisi de İngiltere`de yaşadıkları halde, çok sevdikleri için düğünü Antalya-Kaş`ta yapmaya karar verdiler. Düğüne biz, yani Öykü`nün anne tarafı İzmit`ten, baba tarafı Kıbrıs`tan, damadımız Julian`ın ailesi İspanya`dan ve her ikisinin arkadaşları İngiltere`den katılacağı için organizasyon aşaması biraz sancılı ama yine de zevkli oldu.
Julian, Öykü`nün bütün ailesiyle düğünden önce tanışmak istediği için geçen hafta sonu, Öykü`yle birlikte 2 günlüğüne Türkiye`ye geldi. Doğrusu, nasıl ağırlayacağımız konusunda önce biraz endişelendim. İngilizcemin onunla anlaşmaya yetmeyeceğini düşündüm, nereleri gezdireceğimize karar veremedim, biraz gerildim.
Sonra Julian geldi ve gördüm ki dilini hiç bilmediği yabancı bir ülkede ve müstakbel eşinin ailesiyle ilk kez karşılaşıyor olmasına rağmen, o benden çok daha rahat. Bütün çekingenliğim bir anda uçtu gitti. Çok eskiden tanışıyormuşuz da, uzun süredir görüşmüyormuşuz gibi sarılıp öpüştük ve onun olmayan Türkçesi, bizim olmayan İngilizcemizle derhal sohbete başladık.
Bizim aile yabancı damatlarla anlaşmaya alışık olsa da, Julian`in Akdenizli sıcaklığı hepimizin içini ısıttı. Ona önce, gururla Derbent, Maşukiye, Sapanca tarafındaki doğal güzelliklerimizi gösterdik sonra da evimizde, yine gururla Türk yemeklerini tattırdık. Zamanımız sınırlı olsa da çok güzel bir hafta sonu geçirip, mayıs sonunda, düğünde görüşmek üzere ayrıldık.
Teyzelerim, hayatlarıyla ilgili verdiği kararlarla, ömürlerini memleket ve aile özlemiyle geçirmiş; idolüm, bir tanecik anneannem yaşamının sonuna kadar, ağlayarak “Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler” türküsünü söylemiş olsa da, bu kadar renkli bir mozaiğin içinde büyümüş ve hepsini tanımış olmaktan her zaman çok mutlu oldum.
Ve en son, Julian`ı tanıyınca bir kere daha anladım ki, anlaşmak için aynı dili konuşmaya, aynı kültürle büyümeye, aynı dine inanmaya gerek yok. Bazen, mutlu olmak için hayatın bizim için hazırladığı tesadüflere gülümsemek yeterli.
Not: Bu arada, Julian`ın annesinin pişirdiği et yemeklerini anlata anlata bitiremiyorlar. Samimiyeti ilerletip, bir de tercüman bulunca ilk iş tarifleri alacağım.

ACIBADEM KEK

Malzemeler:
1 adet hazır pandispanyanın 1 katı
1 çay bardağı Hindistan cevizi
1 çay bardağı çekilmiş fındık ya da ceviz
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı toz şeker
1 yumurta

Yapılışı:
Hazır satılan, ikiye bölünmüş pasta keklerinin bir katını ayıralım.
Kalan bütün malzemeyi, bir kaşıkla karıştırarak akışkan bir sos elde edelim.
Sosu kekin üzerine düzgünce yayalım.
180 C ısıtılmış fırında üzeri pembeleşene kadar pişirelim.
Ilık olarak servis yapalım.

Tecrübeyle sabit: Pratikliği ve lezzeti açısından en sevdiğim tariflerden olan bu kek, çay demlenmeden önce pişmiş oluyor. Hatta ben işi abartıp, tarifin bütün kuru malzemelerini bir kavanozda karıştırarak hazır bulunduruyorum. İhtiyacım olduğunda sıvıyağ ve yumurtayı ekleyip keki hazırlamak 5 dakikamı bile almıyor.

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ