KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.3227 TL
  • 6.0156 TL
  • 6.8765 TL
Kocaeli Zirve
Başka Okulun Çocukları
Başka Okulun Çocukları
Yaşam
24 Aralık 2010 Cuma 16:24
  • 4125
  • 0

Başka Okulun Çocukları

Doç. Dr. Funda Çorapçıoğlu hayatını kanser hastası çocuklara adamış bir doktor.

Kocaeli Üniversitesi`ndeki Çocuk Onkolojisi Bilim Dalının kurucusu olan Çorapçıoğlu, 1999 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi`nden mezun olmuş ve doktorasını çocuk onkolojisi üzerine tamamlamış. 1994–2003 yılları arasında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi`nde önce araştırma görevlisi, daha sonra da çocuk onkolojisi uzman doktoru olarak görev yapan Funda Çorapçıoğlu`nun akademik özgeçmişi pek çok başarılı çalışma ve bilimsel yayın ile dolu.
***
Üniversitede öğrenci, asistan ve çocuk onkolojisi uzmanı yetiştiren Çorapçıoğlu`nun, 0–18 yaş arasında görülen çocuk çağı kanserlerinin tedavisiyle ilgili ödülleri de bulunuyor. Uzmanlık alanının zorluklarına inat oldukça pozitif bir enerjisi var. Çocukları tedavi ediyor, onların ve ailelerinin umudu oluyor. Funda Hanım, ilgilendiği hastaların sadece doktoru değil aynı zamanda annesi. Tedavi ettiği hastalarla yakından ilgilenen Çorapçıoğlu, hastalarının gün içinde karşılaştıkları sağlık sorunlarını çözümleyebilmek için cep telefonu numarasını hastalarına vermekten çekinmeyen bir doktor.
***
Çocuklar korkularını, sıkıntılarını, mutluluklarını, hayallerini paylaştıkları Funda Çorapçıoğlu`nu çok seviyor. Tabii, Funda Hanım`da onları… Öyle ki, geçmişte tedavi ettiği hastalarından bahsederken bile gözleri doluyor. Uzun yıllardır kendini mesleğine adamış bir çocuk onkolojisi uzmanı olarak Funda Hanım tedavi ettiği çocuklara oldukça duygusal ve hassas davranıyor. Kendisiyle, yaptığı çalışmalar ve kanser hastası çocuklarla ilgili güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

Kocaeli Üniversitesi`ndeki Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı`nın kurucusu olarak, kliniğinizin verdiği hizmetlerden ve fiziksel koşullarından bahseder misiniz?
Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı olarak hem yataklı servis hem de ayakta hasta izlemi yapıyoruz. SGK`yla anlaşmamız var. Ankara-İstanbul arasında çocuk onkolojisi bilim dalında hizmet veren tek kurumuz. 4 oda ve 8 yatak kapasiteli servisimizde içinde banyo, tuvalet, klima, buzdolabı, televizyon ve refakatçiler için dinlenme grupları bulunan odalarda hasta takibi yapıyoruz. Odalarımızın özel hastane konforuna sahip olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, çocuk onkolojisi polikliniğinde Salı ve Cuma günleri saat 10.30`dan itibaren hasta kabul ediyoruz. Ayakta, kısa süreli tedaviler deneyimli hemşireler tarafından yapılıyor. Çocukların güzel vakit geçirmesi amacıyla televizyon, atari ve oyun bölümlerimiz de var.


Klinikte ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Şu anda 50 hastanın aktif tedavisini yapıyoruz. Tabii, tedavileri hastanemizin bünyesinde yer alan pek çok bölümle birlikte, ortak gerçekleştiriyoruz. Radyoloji, patoloji ve genel cerrahindeki değerli hekimlerle ortaklaşa çalıştığımız bir platform var. Hastalığın tanı ve tedavisi sürecinde ortak bir dil oluşturabilmek ve çocuk kanserleriyle ilgili hekimlerin deneyimlerini arttırmak için gerçekleştirdiğimiz çalışmalar var. Sonuçta branş dışı doktorların da çocukluk kanserlerinden haberdar olması, hastalığın erken teşhis edilmesi açısından çok önemli. Bunların dışında, bilimsel çalışmalar da yürütüyoruz. Klinikte tek öğretim üyesi olduğu halde en çok bilimsel yayına sahip birimiz.


AİLELERİN FARKINDALIK DÜZEYİ DÜŞÜK


Çocuklarda en sık karşılaştığınız kanser türleri neler?
Daha çok lösemi, lenfoma, beyin tümörleri ve karın kitleleriyle karşılaşıyoruz.


Türkiye`de her yıl yaklaşık 3000 çocuğa kanser teşhisi konuluyor. Çocuk onkolojisi birimi açıldığından beri kaç çocuğa kanser teşhisi koydunuz?
600 çocuğa kanser teşhisi koyduk ve bu çok ciddi bir sayı.


Hastalarınızın ailelerinin bu hastalıkla ilgili farkındalık düzeyleri nedir?
Oldukça düşük. Bu yüzden aileler bazen oldukça geç başvuruyorlar bize. Küçük çocuklarda, boyunda 1 santimetreden büyük bir beze varsa ve enfeksiyon belirtisi de tespit edilmemişse, ailelerin hemen bir doktora başvurmaları lazım. Bunun dışında sabahları uykudan uyandıran baş ağrısı ve kusma da beyin içinde oluşmuş olan bir kitlenin habercisi olabilir. Karın ağrısı ve karında şişlik de hafife alınmaması gereken belirtilerden.


ENFEKSİYONA ÇOK AÇIK BİR HASTA GRUBU


Bu hastalığın tedavisinde ailelerle yapılacak işbirliği çok önemli şüphesiz. Hasta çocukların aileleriyle olan diyaloğunuz nasıl?
Ailelere yönelik eğitim toplantıları ve özel günlerde ailelerin de katıldığı etkinlikler düzenliyoruz. Aslında kanser hastası çocuklar ve aileleriyle çalışma yapmak oldukça zor çünkü çok riskli bir hasta grubu. Tedavinin aksatılmaması gerekiyor. Bir kere, enfeksiyona çok açıklar. Bu yüzden de tedavi süresince ve sonrasında tükettikleri gıdaların pastörize ve temiz olması lazım. Marketlerden alınan gıdaların iyi bir şekilde paketlenmiş olması çok önemli. Kuru yemiş ve susamlı gıdalar yasak mesela. Tüm bunları ailelerin bilmesi lazım. Bunların dışında çocuklara tedaviden sonra her gün kan sayımı yapılması gerekiyor. Bu yüzden sürekli diyalog halindeyiz ailelerle.


HER İLDEN HASTAMIZ VAR


Türkiye`nin sayılı çocuk onkolojisi merkezlerinden birinin kurucususunuz. Ayrıca, hala merkezdeki tek hoca olarak çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Kuruluşundan bu zamana kadar yapılan her çalışmanın içinde bire bir yer almak nasıl bir duygu?
Çok güzel. Bazen çocuk kanserleriyle ilgili konuşmalara davet ediliyorum. Yanımda merkezimin fotoğraflarını da götürüyorum. İnsanın çocuğu gibi oluyor.


Kocaeli dışındaki illerden de hastanız var mı?
Bursa, Bilecik, Van ve Ardahan`dan hastalarım var ama ne kadar ilginç ki, Kocaeli`de yaşayanlar İstanbul`a gitmeyi tercih ediyor. Çoğunlukla tedavinin ortasında, bir sürü para ve zaman harcamış olarak, tükenmiş vaziyette bize geliyorlar. Şu bir gerçek ki, en iyi merkez en çabuk ulaşabildiğiniz merkezdir. Bize yurt dışından bile hasta geliyor çünkü burası uluslararası standartlarda bir yer. Zaten yurtdışındaki hasta-doktor ilişkisi buradan farklı. Oradaki insanlar yaptıkları işe duygularını katmıyor. Halbuki empati yapmak şart böyle durumlarda. Bugün benim çocuğumun başına gelen, yarın senin çocuğunun da başına gelebilir. Böyle düşünmek lazım.


HASTANE OKULU
 

Hastanede hasta çocukların eğitiminin aksamaması için bir de ilkokul sınıfınız varmış. Biraz bundan bahseder misiniz?
İlkokul sınıfımız, tedavi sürecinde oldukça motive edici oluyor. İki öğretmen ve bir müdürümüz var. Bu sınıf sayesinde çocuklar hem eğitimlerini aksatmamış oluyor hem de motivasyonları düşmüyor. Bazı çocukların durumu yatağından kalkamayacak kadar ağır olabiliyor; o zaman da öğretmenlerimiz hastaların yanına gidip tek tek ilgileniyor.


Çocuklara hastalıklarını nasıl açıklıyorsunuz? Sonuçta uzun bir tedavi gerektiren bir hastalık ve vücutlarında gözlemledikleri bir takım değişiklikler var. Öğrendiklerinde ve tedavi aşamasındaki tepkileri nasıl?
Her şeyden önce biz asla ‘kanser` lafını telaffuz etmiyoruz ama hastalığı hakkında bilgi veriyoruz tabii. “Fazla çoğalan hücrelerin var. Bunların çoğalmasını kontrol edebilmek için sana bir tedavi uygulamak zorundayız” diyoruz. Küçük yaştaki çocuklar tedavi sürecini o kadar güzel götürüyorlar ki; sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Yaşı daha büyük olanlar bazen internetten araştırıyor hastalıklarını. Vizitler sırasında değişik sahnelere tanık oluyorum. Mesela, küçük çocuklar bir oyun geliştirmişler kendi kendilerine. Tedavi boyunca kendilerine uygulanan ve acı veren işlemleri kendi oyuncak bebeklerine uyguluyorlar.


ÇOCUKLARDA TELEFON NUMARAM VAR


Hastaneden çıktıktan sonra sizinle olan ilişkilerinden bahsedebilir miyiz biraz?
Benim için hastanın tedavi sürecine katılımı çok önemli. Bu yüzden yaşı büyük olanlara telefon numaramı veriyorum. Bu onlara kendilerini önemli hissettiriyor. Bazen gecenin 11`inde arıyorlar. ‘Canım sarımsak istedi yiyebilir miyim? Dondurma yesem bir şey olur mu?` gibi sorular yöneltiyorlar. Bunların dışında, uzun yıllar tedavisini yaptığım, sağlıklarına kavuşan hastalarım geliyor bazen. Geçenlerde biri nişan davetiyesini getirdi. Bir tanesi de gazeteci olmuş, her bayram bana mesaj atar.


Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bağışlar bizim için çok önemli. 40 gün hastanede yatan hasta çocuklarımız oluyor. Tabii, anneleri yanlarında refakatçi olarak kalabiliyor ancak çek-yat sayımız yetersiz. Bir de beyaz eşyalarımız ve televizyonlarımız çok eskidi. Çocukları biraz olsun gülümsetmek isteyen yardımseverler, başhekimimiz aracılığıyla maddi yardım veya beyaz eşya yardımında bulunabilirler.

Çok fazla vakayla karşılaşmış bir doktor olarak sizi çok etkileyen ve hala unutamadığınız bir olay var mı?
Evet, var tabii. Bu meslekte hiçbir zaman profesyonel olunmuyor. Her yeni gelen çocukla beraber üzülüyorum. Burada karşılaştığım, beni en çok etkileyen olaylardan birisi çocuğunu kaybettikten sonra çiçekle beni ziyarete gelen ailelerin olması. Bir keresinde, bir hastanın babası çocuğunun vefatından sonra elinde bir kutu lokumla yanıma geldi. Tabii, çok şaşırdım, önce hiçbir anlam veremedim. Babası hatırlattı sonra, ben onu severken hep ‘lokumum` dermişim.

Sağlıklarına kavuştuktan sonra, çocukların yaptıkları ilk iş ne oluyor?
En çok özledikleri şey denize ve havuza girmek. Tedavi boyunca yiyemedikleri her şeyi yiyorlar. Genellikle kız çocukları saçlarını beline kadar uzatıyor, erkek çocukları da evden ziyade, sokakta oynamayı tercih ediyor.

İSTANBUL`U YÜRÜYEREK GEZECEK
 

Röportaj bittikten sonra, Funda Hanım beni çocuk hastalarını görmem için kliniğe götürdü. Bazı çocuklar konuşmak ya da fotoğraf çektirmek istemedi ama içlerinden biri oldukça konuşkandı. Adı Beyza Nur. Yaklaşık 1,5 aydır klinikte tedavi gören Beyza Nur oldukça pozitif bir çocuk. Çoğunlukla gülümsüyor. Umutları ve hayalleri var. İyileşeceği günü iple çekiyor. Şu anda rahatsızlığından dolayı yürüyemeyen Beyza Nur`un en büyük hayallerinden birisi yürüyerek İstanbul`u gezmek. Ailesi onun için çok önemli. En çok evini, abisini, ablasını, babasını ve okul arkadaşlarını özlüyormuş. Okula gidemediği için çok üzülüyor ama iyileşene kadar hastanede yatması gerektiğini çok iyi biliyor.


BEYZA`NIN UĞURBÖCEKLERİ


Hastanedeki günleri daha çok resim yaparak, günlük yazarak, TV izleyerek ve gelecekte yapmak istediklerini hayal ederek geçiriyor. İyileşir iyileşmez ailesiyle birlikte İstanbul`a gidip vapura binmek istiyor. Hayvanları çok seven Beyza, en çok uğurböceğinin resmini yapmaktan hoşlanıyor. Öyle ki, resim defterinde sayfalar dolusu uğurböceği çizimleri var. Çizimlerinin her seferinde daha iyiye gittiğini söylediğimde gözlerinin içi pırıl pırıl parlıyor. Hayvanat bahçesine gidip fil ve zürafa görmeyi çok istediğini söyleyen Beyza, Ağrı`nın köylerini ve anneannesinin yaptığı tandırları çok özlemiş.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ