KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.6502 TL
  • 6.3550 TL
  • 7.0801 TL
Kocaeli Zirve
Biz eskiden…
Biz eskiden…
Yaşam
03 Aralık 2010 Cuma 22:14
  • 2161
  • 1

Biz eskiden…

Bundan birkaç sene önce, bir sohbet esnasına;

O zaman lise çağında olan kuzenim Ela, matematik öğretmenin ne kadar anlayışsız olduğundan şikayet etti.
Tabii, hemen sorduk: “Hayrola, okulda bir sorun mu oldu?”
Efendim, sorun şuymuş:
Ela Hanım ve saz arkadaşları, öğretmenlerinin üzerine şaka mürekkebi dökmüş,
Öğretmenleri, onlarla birlikte gülmemiş de, “Çocuklar, bir daha böyle şakalar yapmayın” demiş.
Yani ‘matematikçi` anlayışsızmış!!!!!
***
Liseden mezun olduğumdan beri, öğrenci-öğretmen ilişkilerinin ne boyutta değiştiğinden hiç haberim yokmuş demek ki.
Ela bunu o kadar doğal bir şekilde anlattı ki,
Cahilliğimden utandım.
Benim bu konudaki yeniliklerden haberim yoksa;
Genç arkadaşlarımın da benim jenerasyonumun okul hayatı hakkında bilgisi yoktur diye düşündüm;
Biraz bahsedeyim de, fikirleri olsun istedim.
***
Ben o zamanki adıyla, İzmit Lisesi mezunuyum.
Bir kere, okuduğum hiçbir dönemde üzerine mürekkep dökmeye cesaret edebileceğimiz bir öğretmenimiz olmadı bizim.
Ama okulun kapısında, elinde makasla bekleyen öğretmenlerimiz çoktu…
Bugünlerde saçı boyalı olmayan kızları okula almıyorlar galiba ama
Bizim zamanımızda, röfleyi sadece ‘anneler` yaptırırdı.
Öğrenci kısmının kuaför hayatı, okula uygun formda saç kestirmeye gitmekten ibaretti.
Eğer okula kısa saçla başladıysanız, eğitim hayatınız boyunca saçınızı uzatma şansınız yoktu.
Çünkü bir kız öğrencinin saçının uzunluğu, ya kulak memesi hizasında kısa;
Ya da tam üç belik örülebilecek kadar uzun olmalıydı.
Öyle, ‘Ben saçımı uzatıyorum, şuradan tokayla tutturayım, küçücük öreyim` filan, hikaye…
Öğretmeninizin uyarısına rağmen saçınızı kestirmediniz mi?
Ne gam!
Okulda, o minicik kuyruğunuzu kesecek bir hoca mutlaka bulunurdu.
***
Gelelim kılık-kıyafet yönetmeliklerine.
Şimdi, evimin tam karşısındaki liseden çıkan öğrencilere bakınca;
Okul mu, mankenlik ajansı mı diye karıştırdığım oluyor.
Etek boyları o kadar kısa ki, bazen kazağın altında görünmüyor bile.
Bizim okulun kılık-kıyafet kanunları, Atatürk`ün kılık-kıyafet devriminden bile daha kesin bir çerçeveyle belirlenmişti.
Beyaz gömlek ya da boğazlı kazak üzerine lacivert jile.
O jilenin içindeki gömleğin rengi zaten tartışmaya bile açık değil de;
Eteğin boyu da hayati önem taşıyan bir konuydu.
“Hocam boyum uzadı, jile kısaldı; son senemi idare edeyim dedim` filan yok!
O eteğin boyu, dizinin bir parmak üzerine çıkarsa yandın.
Boyun uzarsa, ya yeni jile alınırdı ya da eteğin içindeki dikiş payı;
Dikişten anlayan bir bayan öğretmen tarafından, bir parmak hareketiyle eteğe dahil edilirdi.
***
Okul dışında, okul formasıyla gezmek mi?
Haddimize mi düşmüş!
Bizim okulumuzun müdür yardımcıları, Fethiye Caddesi`nde formalı öğrenci avına çıkardı, biliyor musunuz?
Üzerinde okul kıyafeti varsa, ya okulda olacaktın ya da okul yolunda.
Eğer, bir kafede, parkta, çay bahçesinde yakalandıysan,
Ertesi gün, sınıftan önce idareye giderdin.
Sivilken bile bir öğretmenimizle yolda karşılaşınca;
Sırf bizi ‘sokakta` gördü diye kendimizi suçlu hissederdik.
*** 
Abarttım mı?
Hayır, abartmadım. Hem de hiç.  Bunlar, sadece hemen aklıma geliverenler.
Bütün bunları, o kadar katı bir disiplinle övünmek için yazmadım ama
Bugünkü lise gençliğini de fazla rahat buluyorum.
Evet, bizden çok daha zekiler, özgüvenleri çok yüksek, teknolojiye hakimiyetleri mükemmel
Ama yetiştirdiğimiz çocuklarda ciddi bir saygı sorunu olduğunu düşünüyorum. 
***
Birçoğunun ne ailesine ne öğretmenlerine ne de okuduğu okula saygısı var.
Henüz lise birinci ya da ikinci sınıf öğrencisi olan bir kız çocuğu;
Yaşadığı mahallede, daha okulun kapısının önünde sigarasını yakıp sokakta içerek yürümekte bir sakınca görmüyor,
Okul kıyafetleriyle, sokağın ortasında ya da parklarda ulu orta öpüşmekten çekinmiyor,
Yollarda arkadaşlarıyla küfürleşmeyi kendisine yakıştırabiliyorsa, ortada hepimizi ilgilendiren bir sorun var demektir.
***
Anne-baba olarak, elbette hiçbirimiz onların kötü yetişmesini arzu etmiyoruz ama galiba biraz daha dikkatli ve bilinçli olmalıyız.
Eğitimin daha bebeklik çağında, evde başlaması gerektiğine ve çocuklara önce saygı duymayı öğretmenin şart olduğuna inanıyorum.
Çocuklarımıza kendine güven duygusu aşılarken;
Özgüvenle, saygısızlık arasındaki farkı öğretmeyi de unutmamalıyız.
Biraz geri kafalı olabilirim ama bana göre,
Bir çocuk kendisi hakkında, ailesinin, yakın çevresinin ve öğretmenlerinin ne düşündüğünü önemsemeli.
Her çocuk hata yapabilir ama hiç değilse yaptığının hata olduğunu bilmeli ve bundan rahatsızlık duymalı.
En önemlisi ‘utanma`yı bilmeli.
***
Doğru davranışlar için bizi sürekli yönlendiren ailemizin
Ve gençlik günlerimizde kızdığımız, otoritesinden bunaldığımız öğretmenlerimizin
Bize bir duruş kazandırdığını şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve itiraf edeyim ki;
Bir kız çocuğu annesi olarak, bu konuda hata yapmaktan çok korkuyorum.

YAZARLAR

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ