KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.8898 TL
  • 6.6063 TL
  • 7.4152 TL
Kocaeli Zirve
CAN pişmaniye yerinde durmuyor
CAN pişmaniye yerinde durmuyor
Yaşam
03 Eylül 2010 Cuma 19:55
  • 8290
  • 19

CAN pişmaniye yerinde durmuyor

Yükselen Değerlerde bu hafta, renkli kişiliği ve hepimizin bildiği firmasıyla, CAN PİŞMANİYE’nin sahiplerinden tam bir İzmit sevdalısı olan YAŞAR CAN’ı konuk ettik, konuk olduk.

Yaşar Bey yeni tanıdığım birisi değildi. Ancak buralara gelişi, siyasi arenadaki iniş çıkışları, mücadelesi, İzmit`e kattıkları, katmak istedikleri hakkında bir fikrim yoktu. Bu işin en güzel yanı da bu sanıyorum. Bir şekilde birbirimizi tanıyoruz fakat gün içindeki koşturmalarımız arasında, kimin neler yaptığını göremeyebiliyoruz. Her buluşma ayrı bir güzellikte geçiyor. Tüm Yükselen Değerlerimden aldığım bilgiler ve öğrendiğim şeylerle, ileride bir kitap bile yazabilirim. Her röportaj sonrası onlar hakkında buraya sığdıramadığım ya da yazmada sakınca gördüğüm ifadeleri saklıyorum. Bazen bunları çıkarıp, keyifle okuyorum. “Keşke şunu yazsaydım, daha güzel” olurdu dediğim noktalar oluyor. Ama fren mekanizması buna izin vermiyor?
CAN PİŞMANİYE kentimizde sembol olmuş pişmaniye firmalarından bir tanesi. Damak tadı oldukça iyi olan biri olarak, lezzet anlamında bir sınıf daha atlamış olduğunu söyleyebilirim. Yaşar Can, ihtiyaç olduğunda kah bir amatör kulübün başında, kah Kocaelispor yönetiminde, kah başka derneklerde İzmit için iyi olacak ne varsa çekinmeden göreve hazır biridir. Egoları zirve yapmış iş adamı profilinden oldukça uzaktadır. Nazik ve cömert yapısıyla tanıdığım Yaşar Bey, ileride siyaseten emellerine kavuşur mu bilemem fakat o bunu hayat memat meselesi yapmadan yoluna devam edecektir. Kaldı ki, yaşadığı ilk deneyimden hayli önemli sonuçlar çıkardığını gördüm. Evinde bizleri ağırlayan Yaşar Bey`in zarif eşi Dilek Hanım ve sevimli kızlarına buradan bir kez daha teşekkür ediyor, YÜKSELEN DEĞERLER AİLESİ`ne hoş geldiniz diyorum. Buradan tüm değerlerimize en yakın zamanda buluşup, referandum sonuçlarını değerlendireceğimizi ifade ederim?

Yaşar Can`ı kısaca tanıyabilir miyiz?
1970 yılında, İzmit Kadıköy Mahallesi`nde doğdum. Kadıköylü olmaktan hep gurur duydum çünkü orada çok mutluydum. Kadıköy Mahallesi`nde olan komşuluk hiçbir yerde yoktu. Bugüne kadar askerlik dışında İzmit`ten başka bir yerde yaşamadım.

BABAM ZORAKİ PİŞMANİYECİ OLMUŞ

Yaşar Bey, pişmaniyeciliğin babanızdan süre gelen bir iş olduğunu biliyoruz. Babanız nasıl başlamış bu işe, bir hikayesi hikaye var mı?
Babamın ağabeyleri bu işi yapıyormuş. Babam o zaman daha çocuk. En zor işleri babama veriyorlarmış ve pişmaniyecilik işine girmeyi hiç arzu etmiyormuş. O zaman bırakın doğalgazı, tüp bile yokmuş. Kömür ocaklarında hamur kaynatıyorlarmış. Büyümüş askere gitmiş gelmiş ve hala pişmaniyecilik yapmak istemiyormuş. Büfecilik yapmaya başlamış fakat büfeye satmak için aldığı pişmaniyeleri de beğenmiyormuş, çabuk bayatlıyormuş. Daha sonra ağabeyleriyle bir araya geliyorlar ve CAN PİŞMANİYE`yi kuruyorlar. Yani en iyi bildiği işi zoraki de olsa yapmaya başlıyor.
Nereden nereye değil mi, hayat bazen bizim kararlılığımızın önüne geçebiliyor. Peki, size nasıl sirayet etti bu iş?
Bize nasıl bulaştı? Başka bir iş bilmiyoruz da pişmaniyeci olduk. Başka iş bilsek belki bu işi yapmazdık. Ama pişmaniyrciliği de gerçekten iyi yapıyoruz. Bir kere babamın bu konuda kesin çizgileri var. “Kendi içinin almadığı ürünü satmayacaksın” der. Bazen babamın yaptıkları o kadar ters geliyor ki,  sıfırdan CAN PİŞMANİYE`yi bu hale getirebilir miydim diye düşünüyorum, asla getiremezdim. Demek ki babamın yaptıkları ters gelse de doğruymuş. Babamdaki azim ve hırs bende yok. Hala çalışıyor, hala dükkana erken gelir.

İŞİN LOKOMOTİFİ KARDEŞİM MURAT

Babanızdaki bu hırsın ekonomik nedenlerden olmadığı açık. Artık dinlenmesinin onun için daha iyi olduğunu söylüyor musunuz?
Elbette, çok sorguladım neden hala azimle çalıştığını. Ama onlar yokluk görmüşler, biz görmedik. Mesela babam okul tatillerinde bile bir gün boş bırakmaz çalıştırırdı beni. Dükkanda elemanın birine emanet ederdi beni. Beş dakika dinlenme iznim olurdu. Kapıda gelen gidene “Hoş geldiniz efendim” ve “Güle güle” derdim. Bunu derken de öyle vitrinin camına yaslanmak falan yoktu. O zaman çok kızardım beni oynatmıyor diye ama şimdi teşekkür ediyorum babama. Eğer esnaflık yapıp para kazanabiliyorsam bugün, hepsi babam sayesindedir.
Başka kardeşleriniz var mı, pişmaniyecilikle ilgilenen?
Biz dört kardeşiz, bu işle ilgilenen Murat adında bir kardeşim var benimle beraber. Şu anda işin lokomotifi konumuna geldi. Ben meclis üyesi olunca işleri çok aksattım. Kardeşim yüksek bilgisayar mühendisiydi, buraya çağırdım onu. “Gel yetişemiyorum” dedim. Hayatımda yaptığım en yanlış işlerden biriydi meclis üyesi olmak belki de.

TAM KURUMSALLAŞTIK SAYILMAZ

Sanırım meclis üyeliğine daha fazla ağırlık verdiniz?
Evet, yaklaşık iki yıl ara verdim. Ve şu an Murat benden iyi yapıyor, iyi yönetiyor burayı. Şimdi Murat bir şey derse onu yaparım, ben onun danışmanı gibiyim. Çok da mutluyum. Eğer ilerleyeceksek, Murat bunu çok iyi yapıyor, çok disiplinlidir. O gün yiyeceği yemeği bile not alır. Sonuçta burası hepimizin, şirket büyüdükçe hepimiz büyüyoruz.
CAN PİŞMANİYE kurumsallaştı diyebilir miyiz?
Tam olarak değil. Çünkü hala bizim söylediklerimiz ön planda. Bu olmamalı. Mesela ben adam almam, adam atmam; orada benim ustam var. Malzeme alımlarını kesinlikle ben yapmam; gıda mühendisimiz var. İstediği malı alır, istemediğini almaz. Malı bana değil, ona beğendirmek zorundalar. Ama yine de bizim sözümüz ön planda olabiliyor bazen. İşte bu nedenle yüzde yüz kurumsalız diyemiyoruz. O da olacak inşallah.

GÜNDE ÜÇ TON ÜRETİM

Babanızdan bu işi devraldıktan sonra ne kadar yol katettiniz?
Devraldık ama babam hala başımızda tabii. O zamanlar 25 işçiyle çalışıyorduk, günde 1250 kg kapasitemiz vardı. Bugün günde 3 ton yapıyorum ve satıyorum, satış problemim yok benim. Ben işimi iyi yapıyorum. Bana tüm Avrupa`dan, Amerika`dan, Avustralya`dan dahi müşteri geliyor. 27 yıldır ihracat yapıyorum.
İmalathaneniz şu an içinde bulunduğumuz Vezir Çiftliği mevkisinde. Buranın fiziki koşulları nasıl, yeterli mi? Başka alanlara açılmayı düşünüyor musunuz?
Şu an 1800m2 de imalat yapıyoruz. 93 kişi çalıştırıyoruz. Deprem zamanı o zorluklar içinde matbaa kurduk. Şimdi pek kimse bilmese de İzmit`in en büyük matbaası bizde. Tüm kutularımızı ben kendim tasarlıyorum, kendim basıyorum, kendim kullanıyorum. Piyasaya da iş yapıyorum. Ama ben matbaacıyım diye ortaya atılıp, küçük matbaaların işini de almak istemiyorum. Ben kutu yapıyorum. Kutu almak isteyen benden alabilir. Ufak işleri arkadaşlar yapsın ki, matbaa işi ölmesin, ustalar yetişsin.

USTAMI BİR YERE GÖNDERMEM

Böyle imalathanelerde, özellikle de söz konusu gıda ise, usta her şeyden önemli oluyor değil mi?
Kesin ve kesin öyle. Mesela bir ustam var, ustamın üzerine dükkanı dahi yaparım ama onu bir yere göndermem. Öyle iyi bir usta. Geriden yetişmesi kolay olmuyor. Herkes işin kolaycılığına kaçıyor. Usta olmak emek ister. Ben çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum ama ustayım diyemiyorum. O çok farklı bir şey.
Günde 3 ton imalat az bir rakam değil. Kapasite arttırmak gibi hedefiniz var mı, bu işte arz mı önde talep mi?
Hedefimiz tabiî ki büyümek, burası bize yetmiyor, verim kaybımız var. Şimdi bulunduğumuz yerin arkasında bir yer aldık. Zeminde altı bin metre karelik bir yer yapacağız, orada büyüyeceğiz. Gıda bir okyanus gibi ve biz CAN PİŞMANİYE olarak o okyanusun kenarında debeleniyoruz. Ne yaparsan yap okyanusu dolduramıyorsun. O nedenle sürekli ürün anlamında yenilenmek gerekiyor. Talep konusuna gelince, tüm dünyaya mal veremiyorum çünkü yetmiyor. Oysa talep var ama biz yeterince arz edemiyoruz, onu da aşacağız inşallah.

İZMİT`E DIŞARIDAN PARA GETİRİYORUZ

CAN PİŞMANİYE`nin genel anlamda kaç bayiliği bulunuyor?
İzmit içinde 25 bayi, il dışında 30 bayi var. Bizim ağırlığımız yurt dışında. Ürettiğimin %60`ını yurt dışına satıyorum. Biz İzmit`e dışarıdan para getiriyoruz. Pişmaniyecilik onun için çok önemli.
İzmit denince herkesin aklına pişmaniye gelir. Fakat yıllar var ki, bir festival bile yapılmadı. Şimdi geç de olsa festivale başlandı. Bu konuda neden geç kalındı sizce? Yani bu kent pişmaniyeden önce lale festivalini gördü…
Öncelikle fuar müdürümüz Feyzi Bey`e teşekkür etmek lazım. Her ne kadar belediye bu işi sahiplense de bu işin çıkışı fuar müdürümüzdür. Pişmaniye heykeli yapıldı, keşke o heykel yapılırken bizlerin de fikri alınsaydı. Bir şeyler yapılıyor fakat yüzde yüz doğru değil.

PİŞMANİYE ŞARKISI BENİMSENMEDİ

İzmit Belediyesinin yaptırdığı pişmaniye klibini nasıl buldunuz?
Çok bizden buldum, fazla dokuz sekizlik olmuş. Aceleye gelmiş. Daha popüler sanatçı olabilirdi. Mesela ben isterdim ki, burada insanlar pişmaniye için alışverişe geldiklerinde, alttan hafif hafif pişmaniye şarkısı çalsın. Öyle bir şarkı olmadı ki ben onu yayınlayayım. Sanatçının eserine, emeğine saygımız var ama hiçbir yerde duyamadığımıza göre şarkı benimsenmemiş demektir.
İstemeden girdiğiniz pişmaniyecilikte şimdi iyi bir noktaya geldiniz. Bu iş olmasaydı, hangi işle uğraşırdınız?
Ben kesinlikle elektronikçi olurdum. Çok hevesim vardı. Elektronik üzerine okusaydım, kesin o işte olurdum. Oysa ben makine teknikerliği ve dış ticaret okudum, şimdi de kamu yönetimi okuyorum, bu yıl son.

SİYASET YAPARKEN ÇOCUKLARI İHMAL ETTİM

Kamu yönetimini seçmenizde siyasette gelecek görmenizin bir etkisi olabilir mi acaba Yaşar Bey?
Meclis üyeliği yaparken kazandım kamu yönetimini, zaten tek tercihimdi. İşimi iyi yapmak istediğimden seçtim. Eğer İzmit`te iyi bir şey olduysa, benim bunda katkım varsa ve çocuğuma da “Bunda benim de payım var” diyebiliyorsam bundan güzeli yok. Yoksa meclis üyeliği maddi anlamda çok zarar verdi bana.
Siyaset ve ticareti bir arada yürütmek kolay olmamalı?
Kesinlikle öyle. Benim bir işim daha vardı, çok ilgilenemediğim için ondan zarar ettim. Siyaset verme yeri ama bir yandan da bizim gibi insanların yapması gerekir. Bazen de ikileme düşüyorum. Çocuklarım büyürken çok yanlarında değildim. İhmal ediliyorlar ister istemez.
Çocuklar birçok konuda bizlere caydırıcı etken olabiliyor değil mi?
Açıkçası ikilem yaşıyorum. Bazen sonuna kadar gidip “Cumhurbaşkanı olacağım” diyorum, bazen de “Ne gerek var, iki çocuğumun babası olmak yeter bana” diyorum. Hak etmeyen insanları hak etmediği yerde görünce insan uzaklaşıyor. Benden Cumhurbaşkanı olur mu, olmaz ama bazılarını dediğim gibi hak etmediği yerde görünce, “Bunu ben niye yapmayayım” diyorum.

CUMHURBAŞKANINI BEĞENİYORUM

Siz yoksa mevcut Cumhurbaşkanımızdan memnun değil misiniz?
Hayır, ben Abdullah Bey`i beğeniyorum. Bir uzlaşı insanı olarak görüyorum. Abdullah Bey`in bile Cumhurbaşkanı olmak gibi düşüncesi yoktu. Demek ki her şeye hazırlıklı olmak lazımmış.
Yaşar Bey, Abdullah Bey`in böyle düşüncesi yoktu demek pek inandırıcı değil. Bana kalırsa Abdullah Bey, çok uzun zamandır Cumhurbaşkanı olmak için çabaladı ve kazandı…
Ben öyle görüyorum. Kimin ne zaman ne olacağı belli değil, o yönden bakıp, hazırlıklı olmak gerek diyorum. Kamu yönetimi son seneyi okuyorum. İşimi iyi yapıp, hazırlıklı olmak istiyorum. Cumhurbaşkanlığı sadece bir benzetme.

MECLİS ÜYELİĞİNİ İSTEMEDİM

Yaşar Bey, sizi yeni tanıyormuş gibi yapmayacağım ve o nedenle kasılmadan sormak istiyorum. Siz sosyal demokrasi görüşünden ne ara uzaklaştınız da sağ tarafa geçtiniz? İdeolojik bir şey olduğunu söyleyebilir misiniz?
Necdet Eksen ve Haluk Ercan. Bugün deseler ki komünist partiye geçiyoruz diye, sorgulamam bile. Çünkü bu insanlar, kendi varlığından çok, toplum varlığını düşünen harika insanlar. Onlar ekibim benim, ekibimin olduğu yerde ben olurum. Bir söz vardır: ‘Arkadaş arkadaşa nereye gidiyoruz diye sormayandır` diye. Güven o kadar önemlidir. Necdet Ağabey teklif etmişti, o zaman ilçe başkanıydı. Sonra da meclis üyesi oldum. Şimdi de AKP`nin il yönetimindeyim.
Peki, bu dönem niçin meclis üyesi değilsiniz, aday olmadınız mı?
Bu dönem ben arzu etmedim. Halil Yenice ile çalışırken aday olmamam gerektiğini gördüm. Bir dahaki dönem İzmit Belediye Başkanı olurum belki. Ona göre hazırlanıyorum. İllaki olacağım diye birilerini kırmam.

BELEDİYE BAŞKANLIĞINI DÜŞÜNÜYOR

Belediye Başkanlığı benim işim, bunu iyi yaparım mı diyorsunuz?
Şöyle söyleyeyim. Bir orkestra şefi tüm enstrumanları en iyi seviyede bilmek zorunda değil, o orkestrayı iyi yönetmesidir asıl olan. Ben iyi bir usta değilim ama iyi bir yöneticiyim işimde. Bu işi çok iyi yapanlar var. Mesela Eskişehir mükemmel yapıyor. Bakırköy, Ankara Altındağ Belediyesi mükemmel yapıyor. Onun için belediye başkanlığı zor değil. Sadece insanları iyi dinle, ekibini iyi kur. O yüzden Halil Bey, iyi bir belediye yönetti ama halkın belediyesi olamadı.
Şimdiki başkan Nevzat Doğan`ı nasıl buluyorsunuz peki?
Ben sayın Doğan için pek bir şey söylemeyeyim. Nevzat Bey, iyi bir milletvekiliydi, sağlıkta iyiydi. Belediye başkanlığında onun da çok mutlu olduğunu düşünmüyorum, hedefleri farklıydı.
En direk soruyorum ve direk cevap istiyorum. Siyasette net hedefiniz var mı?
Önce okulumu bitirmek var hedefimde sonra da İzmit`i yönetmek. İnsan ilişkileri anlamında kesinlikle iyi bir belediye başkanı olurum ama yönetimde kesinlikle danışmanlarım olur. Ben belediye başkanı olsam ekibim belli. Mesela özel kalemim kesinlikle Gökhan Elbir olur. Çünkü bırakın belediye başkanlarını halkın bile özel günlerini unutmaz, bunu iyi yapar. İnsanı yerinde değerlendirmek lazım. Taş yerinde ağırdır.

İSLAMDA İLK EMİR “OKU”

Referandum sonuçları ne olur sizce?
Yüzde 55- 60 evet çıkar. İzmit`te çok yüksek evet çıkmaz ama il genelinde çıkar.
Sözünü ettiğiniz iki güvendiğiniz insan Haluk Ercan ve Necdet Eksen, size, “Referandumda hayır vermemiz gerekir” dese, o  zaman da evet vereceğinizi savunur musunuz?
Öyle bir şey demeyeceklerini yüzde yüz biliyorum. Artık onların beyinlerini okuyorum. Fakat derlerse de şöyle bir daha incelerim, sorgularım. Acaba benim göremediğim bir şey var mı diye. Çünkü her şeyi göremeyebilirsiniz, değer verdiğiniz insanların ön görüleri önemli olmalıdır. İslamda ilk emir “oku” demiş. Ahmet`ten, Mehmet`ten öğren dememiş. Onun için Haluk Ağabey böyle bir şey dese tekrar incelerim.
Bu kadar derin konulardan sonra biraz “aile” diyelim mi?
En güzel şey, diyelim elbet. Evliyim, iki kızım var. Büyük kızım Elif 24 Kasım Anadolu Lisesi üçüncü sınıfa geçti. Ben de okul aile birliği başkanlığını yapıyorum, kızımı takip ediyorum. Küçük kızım Mine Seymen Koleji yedinci Sınıfa geçti. Eşim de özveriyle onlarla ilgileniyor. Onları çok seviyoruz. Çok sevmek canım cicim demek değil, onları hayata hazırlamak. Çünkü hayat bizim gibi şefkatli değil, bizim onlara verdiğimiz sevgi onda yok.

KIZLARIM BENİM HERŞEYİM

Kız evlatlar babalar için çok kıymetli olur derler, sizde de öyle mi?
Hem de nasıl kıymetli oluyor. Onlar için her şeyimi satabilirim, verebilirim. Eğitimlerini çok çok önemsiyorum. En büyük örnek benim ablamdır. Bugün ablam benim 90 kişiyle yaptığım işi sadece beyniyle yapıyor. Benim kadar da kazanıyor. Kızlarım bir üniversite kazanacak, gidişat onu gösteriyor.
Kızlarınızın hangi meslekte olmasını arzu edersiniz?
Benim arzum değil onlarınki önemli tabii. İkisi de mimar olmak istiyor. Bir bayan için güzel meslek, destekliyorum. İlk projelerini bana yapacaklarmış.

EŞİM UFKUMU AÇTI

Eşinizle tanışmanız nasıl oldu Yaşar Bey?
Bir arkadaş sohbetinde oldu. Eşim Dilek Hanım`ın ağabeyinin yanında bir arkadaşım çalışıyordu, o vesileyle tanıştık. Eşim benden daha sosyaldir. Bana kalsaydı yedi kişilik dost çevresiyle kalırdım. Ama o öyle değil, benim ufkumu açmıştır. Eşimle yaşlanmak istiyorum. Zaman zaman “kendine yaşıyorsun” diye bana kızsa da o benim her şeyim. Herkesin evi bir kale ve ben o kaleye akşam olsa da girsem diye bakıyorum.
Bu dolu dolu sohbet için çok teşekkür ediyorum size. Yükselen Değerler ailesine hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Epeydir takip ediyorum yazılarınızı. Aileden olmak onur verici. İnşallah Yükselen Değerler toplantılarında bulunmak arzu ederim. İletişim kurarsanız, farklılıkları ortadan kaldırıyorsunuz. Kesinlikle ortada buluşuyorsunuz. O anlamda böyle bir platformda kendimi ifade şansı da verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ