KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.8095 TL
  • 6.6153 TL
  • 7.4129 TL
Kocaeli Zirve
Fazlıoğlu Balık, sınıfı geçti!
Fazlıoğlu Balık, sınıfı geçti!
Yaşam
07 Aralık 2012 Cuma 17:20
  • 3990
  • 8

Fazlıoğlu Balık, sınıfı geçti!

Bu haftadan itibaren, Bizim YAŞAM’da, yepyeni bir sayfayla karşınızda olacağız.
Yeni projemiz olan ‘Sizin için test ettik` sayfasını nasıl hazırlayabileceğimizi uzun uzun düşündük, tartıştık, en sonunda ana hatlarını belirledik.
Konsept olarak, tanıtım haberinden farklı bir şey olsun istiyorduk.
Kendi seçtiğimiz bir mekanı, haber için gideceğimizi bildirmeden ziyaret edecektik.
Gazeteci olduğumuzu belirtmeden yemek yiyip işletmeyi her yönüyle inceleyecek, sonra da yapıcı eleştirilerle iyisini kötüsünü sizlerle paylaşacaktık.
İlk adres olarak Başiskele`de hizmet veren ve açıldığından beri her kesimden insanın büyük ilgi gösterdiği Fazlıoğlu Balık`ı seçtim; hiç zaman kaybetmeden de atladım gittim.
Fazlıoğlu Balık bundan yaklaşık 5 yıl önce kurulmuş bir işletme.
Şu anda Fazlı Fazlıoğlu, Tamer Baydar ve Harun Karaosmanoğlu ortaklığında işletiliyor.
Fazlıoğlu`na daha önce de defalarca gitmiştim ama bu kez mekana farklı bir gözle baktım.
Başıma geleceklerden henüz habersizdim.
Sevgili okurlar, bana kısaca ‘bahtsız bedevi` diyebilirsiniz...
Çünkü ilk işimde çok fena patladım.
Bu sayfayı hazırlarken, bu tarz bir haberde asla olmaması gereken bir olaylar zincirinin içinde kaldım.
***
Aslında her şey mükemmel başlamıştı.
İlk intiba memnuniyet vericiydi, otopark sorunu yaşamadık.
Kapıda gayet güler yüzle karşılandık, kibarca buyur edildik.
Mekanın kapalı alanı olduğu gibi sigara içilebilen açık bölümü de var; biz dışarıda oturmayı tercih ettik.
Fazlıoğlu kurulduğu alanı son derece iyi değerlendirmiş bir işletme.
Yolun tam kenarında bulunmasına rağmen, bahçesine yaptığı gölet ve yoğun yeşillendirmeyle olayı çözmüş.
Yemeğinizi yerken yoldan geçen TIR`ları, kamyonları değil gölette yüzen şirin ördeklerle zarif kuğuları izliyorsunuz.

Üstelik hava basbayağı soğuk olmasına rağmen, açık alanı gayet iyi ısıtmışlar; hiç üşümedik.
Fazlıoğlu`nun iç dekorasyonu da iyi. Ortama sıcak bir hava veren ahşap mobilyalar kullanılmış, aydınlatmanın ölçüsü de ideal.
Kullanılan sarı loş ışık hem gözü yormuyor hem de içeriyi yeterli derecede aydınlatıyor.
Fondaki müziği de çok sevdim. Çok makul bir ses düzeyinde çalan slow Türkçe pop şarkılar sohbetimizi sabote etmedi.
Ancak burada Fazlıoğlu ile ilgili ilginç bir algıya da değinmeden  geçemeyeceğim.
Mekan gerek dekorasyonu, gerek daha önceden bildiğim zengin meze menüsüyle, İstanbul`daki şık, alkollü balık restoranlarını anımsatıyor.
Hatta Fazlıoğlu`na daha önceki gelişlerimde de, burayı alkol servisi olan bir restoran zanneden müşterilerle karşılaşmıştım.
Balığın ya da etin yanında alkol almak istiyorsanız, aklınızda bulunsun...
***
Neyse, biz devam edelim...
İlk izlenimlerden sonra dikkatimi çeken ikinci olumlu ayrıntı, masaya gelen suyun kapalı cam şişede olmasıydı.
Yanımızda açıldı, bardaklara konuldu.
Her masada bulunan ıslak mendiller de iyi düşünülmüş.
Dışarıdan gelen insanlara yemekten önce pratik bir temizlik imkanı sağlıyor.
Bir mekanda en dikkat ettiğim ayrıntı masadaki tuzluk ve biberliktir.
Her yer bal dök yala olsa bile elime gelen yağlı bir tuzluk olayı bitirir.
Özellikle baktım, ne tuzluklarda ne de işletmenin herhangi bir yerinde hijyenle ilgili bir sorun göremedim.
Kürdanların tek tek ambalajlı olmasına da ayrıca sevindim.
Artık sıra sipariş vermeye gelmişti...
Masamıza gelen servis elemanı genç bir hanımdı.
İşini yapış şeklini çok beğendim; gayet ölçülü bir samimiyeti vardı ve her yönüyle menüye hakimdi.
Bu arada, işletmedeki servis elemanlarının tek tip giyinmesi hoş olmuş; beyaz gömleklerinin tertemiz
ve ütülü olduğu da gözümden kaçmadı.
Fazlıoğlu bir balık restoranı... Daha önceki ziyaretlerimde balıklarını denemiş ve çok beğenmiştim.
Bu kez farklı bir şey tatmak isteyip, tercihimi kırmızı etten yana kullandım; kuzu pirzola sipariş ettim.
Ancak bir sorun vardı ki, yemeği bekleyemeyecek kadar açtım.
Fazlıoğlu`nda yemekten önce masaya gelen herhangi bir ikram yok.
***
Mekan aslında bir balık restoranı olduğu için de sipariş edebileceğiniz başlangıçlar daha çok deniz ürünlerine yönelik.
İçi peynir ezmesiyle doldurulmuş biber turşularında karar kıldım; özellikle acılı olanlar çok lezzetliydi, pişman olmadım.
Yemeklerimiz kızarmış mis gibi köy ekmeğiyle birlikte geldi.
Ancak dediğim gibi Fazlıoğlu eskiden ikram ettiği zeytinyağlı zeytin tabağını artık kaldırmış olduğu için güzelim ekmekleri banacak bir şey bulamayıp, kuru kuru yedim.
Yemeğin sunumuna ise söylenecek hiçbir şey yok, son derece şıktı.
Pirzolalar tahtadan yapılmış kocaman özel servislerde geldi.
Yanında haşlanmış sebze, domatesli sos, patates ve fırından yeni çıkmış küçücük bir somun ekmekle servis edildi.
Et gayet iyi pişmişti, çok güzel görünüyordu.
İştahla yemeğe başladım ama bir sorun vardı; nedense çok sevdiğim halde etten hayal ettiğim keyfi alamıyordum.
Sebebini ikinci lokmada anladım... Kuzu pirzolasında hoşuma gitmeyen bir koku vardı.
Belki kuzu etine has o kokuyu alıyordum, belki de başka bir koku...
Kendimi biraz daha zorladım ama olmadı.
En sonunda bizimle ilgilenen genç hanımı çağırıp, derdimi anlattım; yemeğime devam edemeyeceğimi söyledim.
Hiç yorum yapmadı, sorunu mutfağa ileteceğini söyleyip yanımızdan ayrıldı.
İşte korktuğum başıma gelmişti.
Gittiğim mekanı kötülemek gibi bir amacım asla yoktu ve böyle bir durum kaleme almak isteyeceğim en son şeydi.
***

Her işletmede böyle aksilikler olabilirdi ama bu akşam olmamalıydı.
Tam kara kara haberi nasıl yazacağımı düşünürken, genç hanım geri geldi ve aynen şunları söyledi:
“Şefimizle görüştüm, zaten kendisi de etin tadına baktı.
Haklısınız, ette olmaması gereken bir koku var. Sanırım pişirmeden önce terbiye ettiğimiz sosun içinde gerekenden fazla kalmış ve tadı biraz değişmiş. Lütfen kusura bakmayın...”
Biz millet olarak hatasını böyle olgunlukla kabul eden insanlara da işletmelere de pek alışık değiliz ya, doğrusu çok şaşırdım.
Bu soruna neyin sebep olabileceği hakkında biraz daha sohbet ettik...
Ne yapalım, bu şanssızlık da bizi bulmuştu.
Ana yemekten vaz geçip, tatlı yemeğe karar verdim, kabak tatlısında karar kıldım.
Fazlıoğlu`ndaki kabak tatlısının tek kelimeyle nefis olduğunu söyleyebilirim.
Tam gerektiği gibi pişirilmiş, kaymak ve dövülmüş fındıkla servis edilmişti.
Şekeri, kıvamı, sunumuyla benim damak tadıma göre kusursuzdu.
Tatlı faslı da bittikten sonra kahvemi de içip hesabı rica ettim.
İşte haberimin ikinci ddarbesi de burada geldi.
Masamıza gelen şefin elinde adisyon falan yoktu... Aynen şöyle dedi:
“Galiba yemeğinizde bir sorun olmuş...
Mutfağımız da bunu teyid etmiş.
Bizim için önemli olan müşterilerimizin memnuniyeti.
Sizi memnun edemediğimize göre, ortada ödenecek bir hesap da yok.”
Ne kadar ısrar ettiysek olmadı...
“Tamam, ana yemeği düşün, kalan siparişlerimizi ödeyelim” dedik, kabul etmedi.
On kere özür dileyip bizden ödeme alamayacağını söyledi, yanımızdan ayrıldı.
İşte bana yine kara kara düşünmek düşmüştü.
Sizlere Fazlıoğlu`nun fiyatları hakkında nasıl bilgi verecektim?
Ödeyemediğim hesabın kaç lira olduğunu bile bilmiyordum.
***

Kahvemizi bitirip araba doğru yürürken bütün bunlardan sonra haberi yapıp yapmamakta hala kararsızdım.
Sonra düşündüm ki bu tür aksilikler her restoranda olabilir.
Ama çok az işletme hatasını bu kadar büyük bir olgunlukla kabul edip, o hatayı telafi etme yolu seçer.
Evet, yemeğimde bir sorun gelişti... Ancak bir tek bu aksiliği görüp de Fazlıoğlu`nun diğer tüm olumlu yönlerini atlamak;
Müşteri memnuniyetine verdiği önemi yok saymak da haksızlık olurdu.
Sanırım bir balık restoranında et yememeliydim.
Yine de ana yemeği bir kenara bırakırsam, Fazlıoğlu özellikle işletme kalitesi ve profesyonellik
anlayışı bakımından benden geçer not aldı.
Düşünüyorum da, projenin ilk haberinde yaşadıklarıma bakılırsa, bu sayfa için beni oldukça hareketli günler bekliyor.
Bakalım önümüzdeki haftalarda hangi maceraların içinde olacağım...
 
Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ