KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.8112 TL
  • 6.5348 TL
  • 7.5570 TL
Kocaeli Zirve
MOBESKO olayı, yirmi yıllık kayıptır
MOBESKO olayı, yirmi yıllık kayıptır
Yaşam
17 Eylül 2010 Cuma 22:46
  • 6922
  • 9

MOBESKO olayı, yirmi yıllık kayıptır

Yükselen Değerler’de bu hafta BAŞTÜRKLER MOBİLYA’NIN sahibi Ramazan Baştürk’ü konuk ettik.

Ramazan Bey`in bugünlere gelişi, eski Türk filmlerini aratmayacak özellikte. O kadar baht, o kadar şansı ancak o Türk filmlerinde seyrettik biz. Hikayeyi çok çok derinlemesine dinleme şansım olmasa da, geliş itibariyle böyle olduğu belli. Ticari ruha sahipseniz eğer, azminiz de mevcutsa ve üstüne üstlük şans denen şey size sıkça uğruyorsa, Ramazan Bey gibi bir hayatı yaşamak hiç de uzak değil. Ufku geniş, fikirleri evrenselleşmiş, daha ilerilere bakarak geleceğe erken yön veren bir iş adamı gördüm karşımda.
Açıkçası, söyleşiye gitmeden önce kafamda yerleşen bir profil vardı. Üslup açısından daha sert, hatta ayakları havada gezen, dünya görüşü bir çerçevede sıkışan, üretken ama soğuk yapıda biriyle karşılaşacağıma kendimi hazırlamıştım. Çünkü bu kez röportaj yapma işi tarafımdan talep edilmişti ve telefondaki ses, aynen bu izlenimleri edinmemi sağladı. Sonrasında ise bunların birçoğu silindi gitti. Bence Ramazan Bey`in MOBESKO`yu kentimize kazandırması bile her şeye değer. Büyük kentlerin çoğunda böylesi mobilya sitelerini gezerken hayranlık duyardım. Şimdi ise bunun için sadece birkaç kilometre öteye gitmem yeterli.
MOBESKO`yu tam olarak gezme fırsatını henüz bulamadım. Ancak biraz daha canlılık katma adına değişik konseptte şeyler yapılabileceği fikri uyandı bende nedense. Belki vardı ben sezinleyemedim. Ama yoksa da, burayı yoktan var etme fikri altında toplanan cesur iş adamları ilerisini görerek, MOBESKO`ya can vermeye devam edeceklerdir. Ramazan Baştürk, kendini her konuda yetiştirmeye üstün gayret göstermiş. Sivil toplum kuruluşlarında olsun, spor camiasında olsun, iş alanında olsun, varlığını hissettiren bir karaktere sahip. Bir örnek yükselişi daha sizlerin beğenisine sunuyorum. Bununla birlikte, yeni bir “YÜKSELEN DEĞERLER” buluşmasının adımlarını da başlatıyorum. Sayfayı elinde tutan kıymetli değerlerimden bu konuda öneriler bekliyorum.

 

Ramazan Baştürk`ün hikayesini dinlemek için sabırsızlanıyorum doğrusu, buyurun sizi tanıyalım?
1967 yılı Niğde doğumluyum. Niğde`nin Bor ilçesinde yaşıyorduk. ortaokulu köyde okudum ve 1981 yılında ağabeylerimin yanına Kocaeli`ye geldim.
Eğitim hayatınız köyde bitti mi yani, devam etmediniz mi?
İzmit`e gelince ağabeylerim okumam konusunda ısrarcı oldu. Tahsilin eksikliğini bire bir yaşadıkları için okumam için çaba harcadılar ve İzmit Lisesine kayıt oldum. Zor da olsa liseyi bitirdim ve Selçuk Üniversitesi İktisat bölümünü kazandım. Muhasebe bölümü mezunuyum.

KİRLİ YORGANLA GURBETE…

İlk olarak Kocaeli`ye gelişiniz nasıl oldu, ne vesile oldu da geldiniz?
1972 yılında ailenin en büyük çocuğu olan ağabeyim Kani Baştürk, elinde hiçbir şey yokken, kirli bir yorganla gurbete çıkıyor. İzmit`te Mehmet Ali Paşa Mahallesi`nde kilim satan yaşlı bir amcanın yanında kalmaya başlıyor. İstanbul kapalı çarşıdan kilim ve battaniye alıp omzuna atıyor ve sokaklarda satıyor. Bu iş beş yıl kadar devam ediyor. Sonra el arabası alıyor, birkaç yıl da onunla satış yapıp, ardından doç kamyon dediğimiz arabadan alıyor. Onunla köylere gidip satış yapıyor. Biraz daha çeşitli ürünler satıyor. En sonunda 25 m2 dükkan tutup, ticarete başlıyor.
Bu hikayenin kahramanı zannederim ağabeyiniz Kani Bey olacak?
Kesinlikle öyle. Çünkü ağabeyim burada işini kurunca kardeşler tek tek yanına gelmeye başladık. 7 kardeşiz, 6`sı erkek. Önce bir ağabeyim geliyor, beraber aynı işi yapıyorlar, sonra diğer ağabeyim eşi ve çocuklarını getiriyor derken, 1981 yılında en son ben Kocaeli`ye geldim. Ağabeylerim bu işte yavaş yavaş büyürken ben askere gittim. Döndüğümde Kardeşler Mobilya olarak mağaza kurmaya başlamışlardı.

HEDEFİMİZ MÜŞTERİLERİN TORUNLARI

Askerden dönünce bir anlamda mağazada işiniz hazırdı o halde?
Evet tabii, öyle oldu. Bir süre beraber yürüttük ama bir yandan da büyümek gerekti. Büyüme olacak ama sancı var. Ben hep sanırdım ki, mobilya alacak olan gelir paşadan alır gider. Ama öyle olmadığını gördüm. Ağabeylerim dedi ki; ”Biz burada zaten fazlayız. Buradaki kültüre alışmışız. Sen büyümek istiyorsan, git çarşıda dükkan bul. Ne gerekiyorsa destek oluruz”
Kendinize ait ilk iş yerini açmaya adım attınız böylelikle öyle mi?
Evet, o zaman Belsa Plaza binası yeni yapılmıştı. Karşısında İstikbal Mobilya mağazasını açtık. Yıl 1995 idi. Burası bizim yanılgımızın anlaşıldığı yer oldu. Çarşıda şehrin bir yarısının devlet hastanesinden öteye geçmediğini gördüm. Doğru veya yanlış ama hala bugün bile Paşa, Bekirdere, Tavşantepe, Yeşilova tarafları bir taşra olarak kabul ediliyor. Çarşıdayken, her kesime hitap edebileceğimizi gördük.
Mobilya işini çok çabuk kavramışa benziyorsunuz, tabii o dönemler için söylüyorum?
O dönemlerde öğrenmeye başladım ve biz dedik ki; Kocaeli`de her aile mutlaka Kardeşler Mobilya`dan alışveriş etmiş olacak. Bunu ilke edindik. 70`li yıllardan itibaren her aile bizden mutlaka bir parça eşya almıştır. Şu an biz o ailelerin torunlarıyla ilgileniyoruz.

HERKES HALİNDEN MEMNUN

Kardeşler Mobilya`daki 6 kardeş şimdi nerelerde, neler yapıyorlar?  Her biriniz ayrı iş yerlerindesiniz. Bu bir kırgınlık bıraktı mı geride?
Biraz karışık gibi görünüyor şirketimiz. Ne oldu mesela, Kardeşler Mobilya, Baştürkler, Baştürk Kardeşler, Kardeş Mobilya diye dört tane ismin altında bulunuyor. Şirket 2000 yılına geldiğinde 8 tane şubesi var. Fakat  sektör perakendeye yönelik olduğu için  profesyonel bir idareyi götürmüyor. Birlikte olabilmenin karşılığını alamıyoruz. Ağabeyim Kani Bey ve benim aramda 6 kardeş ve onunla birlikte, hepsi eğitimli, pırıl pırıl 20, 25 tane yeğen var. Dolayısıyla ticari anlayış farklılıkları olabiliyor. Oturup konuştuk ve bölünmeye karar verdik. Bu bir ağacın budanması gibidir. Biz ağacın dallarını kestik, o dalları farklı yerlere ektik ve her birinin dalları üçer beşer uzadı. Bugünkü noktada her bir kardeşin en az üçer tane mağazası var. Herkes halinden memnun.
Mobilya satmak zevkli bir iş mi, yani insanlara bir şey beğendirmek, sürekli yeniliği takip etmek yorucu olmuyor mu?
Kolay iş değil, bu iş ömür törpüsü. Bir de bu işin devamı, insanları memnun etmekten geçiyor. Ömründe en fazla iki kere mobilya alacak, beğenecek ve etrafına tavsiye edecek. Kayıtsız şartsız memnun etmek zorundasınız. Müşteri hep haklı diyeceksiniz.

ÇOCUKLARIMIN BU İŞİ YAPMA MECBURİYETİ YOK

Ramazan Bey, çocuklarınız var sanırım. Onların bu işi yapmasını istiyor musunuz, yoksa okuyup başka mesleklere yönelmesi tarafı mısınız?
İki çocuğum var. Kızım 17 yaşında üniversiteye hazırlanıyor, oğlum henüz 13 yaşında. Bana sorsalar ki, sormadan da söylüyorum. Bu işi yapmak mecburiyetinde değiler. Dertsiz yaşayabilmek için, yapılabilecek en son iştir benim işim. Ama ben severek yapıyorum çünkü insan ilişkilerini seviyorum. Her ne kadar istediğiniz işi yapın desem de çocuklarıma, onlar bu işin içinde büyüyor ve her ikisi de iş bakımından bilinçliler şu an.
Eşinizle nasıl tanıştınız ve evlendiniz?
Eşim de kökende Niğdeli ama üç yaşından itibaren Bursa`da büyümüş. Aileler birbirini tanıdığı için, görüşerek evlenmeye karar verdik. Çalışmıyor, ev hanımı. Aslında baktığımızda o da ticaret yapan bir aileden geliyor fakat mecbur kalmadıkça çalışmasını arzu etmiyorum.
Eşinizin çalışmaması sadece sizin tercihiniz mi?
Hayır, bu hepimizin kararı. Çalışması gerekirse tabii çalışır ama ev hanımlığı da hiç kolay değil. Eşimle işlerimizi iki günlüğüne değişsek, ben onun yaptıklarını asla yapamam. Bana on gün aynı kahvaltıyı hazırla deseler, bıkarım ve yapmam. Ancak ev hanımları bunu ömrü boyunca yapıyor. Aynı evi her gün temizliyor. Onun için kadınların bunlara katlanabilmesi yaradılış özelliğidir diyorum.

KOCAELİ NEYLE ANILACAK?

Artık Kocaeliliyim diyebiliyor musunuz, Kocaeli`nin gelişimini nasıl buluyorsunuz?
Kocaeli`yi benimsedik. Yıllarca Paşa`da oturduk, şimdi Bahçecik`teyiz. Kocaeli en yaşanabilir illerden biri. Coğrafi olarak, dağın ve denizin ortasında güzel bir yer.
O çok övündüğümüz doğamız ve denizimiz son yıllarda fazlasıyla katledilmiyor mu dersiniz?
Ona bakarsanız Türkiye katlediliyor ama en azından artık eskisi kadar plansız yapılanmaya izin verilmiyor. Aslında bizi yönetenlerin bir karar vermesi gerekiyor. Kocaeli neyle anılacak ve gelişecek? Sanayi mi, turizm mi, ticaret mi, konut mu? Bunun çok netleştiği kanaatinde değilim. Tüm sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Hepsinden olsun deyince olmuyor işte.
Buna karar vermek kolay değil ki, sanayi kenti olmak istemesek de bu var, hem de tasfiye edilemeyecek ölçüde. Sizce de öyle değil mi?
Kesinlikle öyle. Sanayi şehri yapmayalım. Var sanayi ama. Biz buraya MODESKO`yu kurduk, diğer yanda Metro var. Ortamızda dünyanın en ağır sanayisi olan Goodyear ve Pirelli var. Şimdi hangisini kaldıralım? Bu mümkün değil ama en azından ‘Konut yapacaksan burada, ticaret yapacaksan şurada` diyebilmeliyiz. Ama her şeye rağmen Kocaeli, Türkiye`nin en güzel yeridir. Bunu kavramak için Ankara`nın öbür tarafına geçmek lazım. Nüfusun yarısı deniz nedir bilmiyor, görmemiş. Denizi arazi zannediyor, bak bak ucu görünmüyor.
Peki, yerel yönetimler Kocaeli`ye hak ettiği değeri veriyor mu, ya da hak ettiği yatırımları yapabiliyor mu?
Doğanın korunması, insanların yeşile doyması manasında son yıllarda çok ciddi mesafe alındığı kanaatindeyim. Ben bugün Sekapark`a gidiyorum, ki eksikleri olmasına rağmen binlerce insanın oturduğunu görüyorum. Son yıllarda belediyelerin güçlenmesiyle epey mesafe alındı. Yoksa bu işler Ankara bürokrasisiyle olmuyor. Bakandı, milletvekiliydi, onlar Türkiye`nin bürokrasisinde önemli faktörler. Sadece yeşillendirme yetiyor mu? Tabiî ki yetmiyor ama bu konulara çok fazla girmeyelim.

HERKES FİKRİNİ SÖYLEMELİ

Niçin girmeyelim, siz vatandaş olarak fikrinizi söylemeyecekseniz, bizi yönetenler bir takım yanlışları nasıl görecek?
İstiyorsanız girelim tabii. Nedense bu ülkede, memleket meseleleri sadece siyaset yapanların işiymiş sanılıyor, hata da bu zaten. Bu şehirde belediye başkanı kadar, bir buçuk milyon insan da bir ağacın derdiyle dertlenmeli. Eksikleri, olması gerekenleri cesaretle konuşmalı. Ama bu ülkede bu böyle oluyor mu? Olmuyor. Konuşmasını istemiyor ki zaten. ‘Çok biliyorsan gel sen yap` deniyor. Bunu burası için değil, her yer için söylüyorum. Herkes belediye başkanlığı yapacak değil ki. Vatandaş olarak eksiği söylemesin mi? Ama tabii, bir hesabı olmaksızın konuşması gerek. Şahsen ben bir hesabım olmaksızın konuşuyorum. Ben bir vatandaşım. Her vatandaşa bu hak verilmeli, her vatandaş yorum yapabilmeli.
Sonlara yaklaşırken artık, şu içinde bulunduğumuz MOBESKO sitesinin nasıl kurulduğunuzu biraz anlatmanızı istiyorum?
Mobesko`nun hikayesi, bizim Kardeşler Mobilya hikayesiyle ilintili gidiyor. Bu işi yapan erbaplarımızın hepsini yakınen tanıyoruz. Bu sektör, mesleğin zorluğundan dolayı, bulunduğu şehirden hak ettiğini alamadı. Kentin coğrafi koşulları ve çarpık imar yapılanması nedeniyle dar bir alanda sıkışıp kaldık. Bize büyük büyük mağazalar lazımdı. Kent insanı ev gereçlerini toplu yerden alma ihtiyacından dolayı bunu yıllarca çevre illerde yapmış. Biz 20 yıl bu işi yapanlar olarak bunu seyrettik. Nasıl ki halkın bir kısmı devlet hastanesinden öteye geçmiyorsay, aynı şekilde bizi yönetenler de çarşının etrafından yönetiyordu. Yani bu sıkıntıyı ön görüp bir şey yapmadılar. Dolayısıyla Mobesko olayı, 20 yıllık bir kayıptır.

KÖYLÜ RAMAZAN İHALEYE GİRDİ

Mobesko gibi bir yeri meydana getirmek sanırım sizin hayalinizde hep vardı ki, 20 yıl öncesi için hayıflanabiliyorsunuz?
Elbette vardı. Ben hep aileme ve çevremdekilere şunu söyledim. ‘Eğer günün birinde böyle toplu bir mobilya sitesi yapılacaksa bu şehirde, bunu biz yapmalıyız`. Bir şekilde yapmalıyız dediğim ve babaları inandıramadığım projeye, çocuklar inandı. Çocuklar da artık dünyayı görüyorlar. Bu iş öyle Paşa`daki üç beş mağazayla gitmez.
Ortada bir şey yokken size inanıp yola çıkmaları iyi cesaret doğrusu…
İki ay hiçbir şey yokken toplantılar yaptım. Kürsüden saatlerce anlattım. Bu işin gerekliliğine inandırdığım on kişiyle yola çıktım. Sadece Baştürkler ailesini bir kişi sayıyorum. O günü düşündüğümde şimdi rüya gibi geliyor. Ama gerçekleşti.
Bu yeri almak kolay oldu mu peki, koskoca alan nihayetinde?
Eskiden bir fabrika vardı buranın üzerinde. Devlet arazisini satışa çıkarmıştı. 8 trilyona ihaleye çıkmıştı. Arkadaşlarla karar verdik alacağız ama paramız yok. Ben buradan köylü Ramazan olarak kalktım gittim ihaleye girdim ve 8 trilyon 100 milyara bu yeri aldım. Bir ay müddet verdiler. Ertesi gün öde deseler alamazdım ama bir ay içinde çözeceğimizi biliyordum. Böylelikle aldık.

İLLE BAŞBAKAN AÇACAK DEDİM

Mobesko`da kaç dükkan bulunuyor? Sizin kaç mağazanız var?
Toplam 95 mağaza var ve hepsi İzmitli. Dışarıdan kimseyi almadık. Benim burada üç mağazam var. İzmit`te de iki mağaza bulunuyor.
Mobesko`nun açılışı için başbakanı beklediniz yanılmıyorsam. Önceden aldığınız bir söz mü vardı bu anlamda?
Buranın temelini atarken, o zaman bakan olan Osman Pepe`ye “Sayın Bakanım temeli sizinle attık, inşallah açılışımızı da başbakanımızla yaparız” dedim. Hatta şöyle benzetmede bulundum: ‘Nişanı birlikte takıyoruz, nikahımızı da başbakanımız kıyar` Çok enteresandır ki tarihini bile verdim.
Aklınıza koydunuz yani, ille de başbakan açılışınızı yapacak?
Evet, öyle dedim. Burayı başbakan açacak dedim bakın R. Tayip Erdoğan açacak demedim. O zamana kadar başbakan başkası da olabilirdi. Ben sadece başbakan açacak dedim. Başbakanın projeden haberi bile yok. Neden söyledim dersiniz. Çünkü bu proje, başbakanın açmasına değer bir projeydi. Olması gereken oldu, kendisi de çok mutlu oldu.
Herhangi bir sivil toplum kuruluşunda yer aldınız mı, sosyal insanım diyebilir misiniz?
Benim yapımda bir şey var. Hangi işi alırsam alayım, yarım bırakmayı sevmiyorum. Sonuna kadar giderim. Bu bir mahalle derneği bile olsa. Bunun için bulunduğum yerde birçok sivil kuruluşta görev yaptım. Kasiad`ta başkan yardımcılığı, Ticaret Odası`nda iki dönemdir meclis üyeliği yapıyorum. Şehrin bir takım dinamikleri, ticaret konusunda bir yerlerde bulunmamızı istiyor. Şehrin ticari yapısını görecek, şehir için kafa yoracak az insan var. Biz de bu kurulda olduğumuz için sağ olsunlar her yerden vesile oluyorlar, önderlik yapıyorlar.

KTO TİCARİ YÖNLENDİRMEDE BAŞARISIZ

Ramazan Bey, Ticaret Odası işlevini tam olarak yerine getiriyor mu sizce? Sanki orada da dejenere bir yapı göze batıyor son dönemlerde?
İzmit esnafının geleceğini yönlendirme bakımından başarılı olamadıklarını tüm kentin bildiği gibi, kendileri de kabul ederler. Kentin ticari geleceğini çekip çevirip, yönlendiriyor olması lazım.
Peki, siz olsaydınız kentin ticari geleceğini nasıl yönlendirirdiniz?
Öncelikle şunu bilmeli. İzmit artık bir sanayi şehri değildir. Zamanla yavaşça sanayi kaldırılmalı. Ömürlerini tamamladılar.
Bu kentin derdiyle dertlenen bir yapınız var. Bunu siyasi alana taşımayı hiç düşündünüz mü? Siyasi üyeliğiniz var mı?
Her vatandaş dertlenmeli. Bunun yolu ille siyaset olmamalı. Bu ülkeye, bu şehre hizmet edeceğim ama bu nerede olur bilinmez. Bu bir cami derneğinde de olabilir, sanayi odasında da olabilir, bir siyasi partide de olabilir. Ama hiçbir partiye üye değilim.
Ramazan Bey, farklı pencereden bakışlarınızla ilgimi çeken bir söyleşi olduğunu ifade etmek isterim. Konuk olduğunuz için teşekkür ediyorum.
Ben sizin yazılarınız okuyorum. Yerler doğru, mesajlar doğru. Hikayelerin ve anıların dinlenmesi gereken yerleri buluyorsunuz, o konuda tebrik ederim. Ama bu şehirde çok hikaye var. Bu hikayelere ayna tutuluyor olmasından dolayı öncelikle şahsınızı ve sonra kurumunuzu tebrik ediyorum, başarılarınızın devamını diliyorum. Doğru bir şey yapıyorsunuz.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ