KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 6.0857 TL
  • 6.8088 TL
  • 7.7202 TL
Kocaeli Zirve
Mum ışığının koruduğu hayatlar
Mum ışığının koruduğu hayatlar
Yaşam
03 Nisan 2010 Cumartesi 13:02
  • 2364
  • 1

Mum ışığının koruduğu hayatlar

Ben bir fareyim. Ama sizin bildiğiniz farelerden değil… Entellektüel bir fareyim ben, bir kulis faresi. Senelerdir Süleyman Demirel Kültür Merkezinin kulisinde yaşarım.

Aslında, karnımı daha rahat doyurabileceğim, daha konforlu bir delik bulabilirdim ama içimdeki tiyatro sevgisi öyle kuvvetli ki, başka bir delikte yaşamayı düşünmedim bile.
Annem, tiyatroda yaşamama çok karşı. Ona göre tiyatro karın doyuracak bir yer değilmiş. Hayatta kalabilmek için, kendime daha lüks bir delik bulmalıymışım. Ona, kuliste yaşamak istememin, karnımı doyurmakla bir ilgisi olmadığını bir türlü anlatamadım. Ben tiyatronun kokusunu seviyorum. Hani oyuncuların teriyle karışan toz kokusu var ya, işte beni burada tutan şey o. Çünkü, bana göre o koku emeğin, duygunun, çabanın, heyecanın, eğlencenin, kısaca hayatın kokusu.

HIŞIRDAYAN KOSTÜMLER

Biliyor musunuz? Bir de sesi vardır tiyatronun. Bayılırım ben o sese. Sahnenin gıcırdayan tahtalarının, hışırdayan kostümlerin, oyuncuların, alkışların ve tabii, oyun bitip el ayak çekildiğinde, kapanan perdenin sesi. En hüzünlüsü perdenin sesidir. Perde kapanıp el ayak çekilince, salonda bir tek, benim ayak tıkırtılarımın sesi kalır. Yapayalnız kalmış hissederim kendimi ama bilirim ki yarın tekrar, tekrar, tekrar açılacak o güzelim, kırmızı perde.

Ben zannederdim ki, dünyada benden başka kulislere meraklı kimse yoktur, herkes perdenin arkasını değil de sahnede oynanan oyunu merak eder. Geçen gün iki kişi gelip, kulisi merak ettiklerini ve oyunun perde arkasını görüntülemek istediklerini söylemesin mi! Nasıl canım sıkıldı anlatamam. Hem de o akşam, en sevdiğim oyun olan ‘İki Efendinin Uşağı` sahneleniyordu. Ne güzel hem hareketli, hem neşeli bir suare geçirecektim. Neymiş efendim, gazetecilermiş de, oyuncuların sahneye nasıl hazırlandıklarını merak etmişler. Ne yalan söyleyeyim, önce bu işten çok rahatsız oldum, ama sonra baktım ki, tiyatroyu onlar da benim kadar çok seviyor. “Belki” dedim kendi kendime, “Onların sayesinde birileri daha merak edip, oyunları izlemeye gelir, tiyatromuz izleyicilerle, alkışlarla dolar taşar. Çok sevdiğim oyuncu insanların emekleri, tiyatro sevgileri daha çok kişiye ulaşır”

OYUNCULARIN UĞURLARI

Önce, oyuncu fuayesinde sanatçılarla biraz sohbet ettiler. Oyuncu fuayesi, tiyatrocuların ikinci evi gibi bir yer, onların yaşam alanı. Burada dinleniyor, yemek yiyor, çalışıyor, sohbet ediyorlar. O akşam fuaye epeyce kalabalıktı. Kimler yoktu ki; Aydın Sigalı, Engin Benli, Tarık Keskiner, Fatih Sevdi,… Bizim oyuncular çok sıcakkanlı insanlar doğrusu. “Birazdan oyun başlayacak, telaşımız var” demediler, bütün sorulara samimiyetle cevap verdiler.

Doğduğumdan beri buradayım, oyuncuların sahneye çıkmadan önce uğur saydığı hareketler olduğunu, ben bile yeni öğrendim. Kimi içinden dua okuyor, kimi repliğini tekrarlıyor, kimisi de üç kere tahtaya vuruyormuş. Ayrıca, tiyatrocuların çok eski bir de geleneği varmış. Özellikle gala ve prömiyerlerde, oyun başlamadan önce, ebediyete intikal etmiş tiyatrocuların ruhları için kuliste bir mum yakarlarmış. İnanışa göre, o mum yandıkça, eski tiyatrocuların ruhu sahnede olabilecek aksilikleri önlermiş.

YEDEKLERİ YOK

Tiyatro oyunculuğunun ne kadar zor bir iş olduğunu benden iyi kimse bilemez. Bir oyun sahneye konulana kadar sarf edilen emeği, çekilen sıkıntıları, yaşanan heyecanı deliğimden soluksuz izlerim. Onlar beni görmese de, ben hepsini görür, sorunlarını tek tek bilirim. Hiçbirinin yedeği yoktur. Ne olursa olsun, perde açılacaktır. Siz oyunda kahkahalarla gülerken, içlerinden birinin 40 derece ateşi olabilir… Ya da bir yakınının cenazesi. Fark etmezsiniz bile.

Bazen, bizim tiyatroya konuk ekipler gelir. İçlerinde çok iyi oyunlar, çok ünlü oyuncular olsa da, onları her izlediğimde kendi oyuncularımıza olan hayranlığım bir kat daha artar. Bu kadar başarılı bir ekibin nasıl olup da bir araya geldiğine hem şaşırır hem de çok sevinirim. Başarılı oyunculuklarının yanı sıra, aralarındaki takım ruhu da hep heyecanlandırmıştır beni. Sanatsever bir fare olarak, hem kulisinde yaşadığım tiyatroyla hem de bu kentin oyuncularıyla gurur duyduğumu söylemeliyim.

TİYATROCU MAKYAJI

Gazeteciler, fuayeden sonra kulisi keşfetmeye karar verdiler. Önce makyaj odasına girdiler. Tam da o sırada, sevgili makyözümüz İlkay Emek, Çiğdem Saruhan Benli`nin makyajını yapıyordu. Çiğdem`in yüzünde öyle bir makyaj vardı ki ben fısıldamasam, gazeteciler onun Çiğdem olduğunu bile anlayamazdı. Bana göre, makyözlerin yaptığı iş de bir çeşit sanat. Oyunculara yapılan makyaj, sıradan bir işlem değil. Hele İki Efendinin Uşağı`nda olduğu gibi, mimiklerin ön plana çıkması gereken oyunlarda, işleri oldukça zor. Bir oyuncunun makyajı 40 dakika sürebiliyor ve saçının yapılması da bir o kadar zaman alıyor. Özellikle kalabalık kadrolu oyunlarda, İlkay Hanım oyunun başlamasından 3-4 saat önce çalışmaya başlıyor.

Gazeteciler çok meraklı insanlar, herşeyi öğrenmek istiyorlar. Bu ağır makyajın oyuncuların cildine zarar verip vermediğini bile sordular. İlkay Hanım, onlara tiyatro makyajını temizledikleri yağlı, özel bir madde olduğunu söyledi. Bu arada, gazetecilerden birinin, Çiğdem`in peruğunu başına geçirip poz verdiği de gözümden kaçmadı.

RENGARENK BİR DÜNYA

Kulis odaları ayrı bir alem. Kostümler, ayakkabılar, aksesuarlarla çok renkli bir yer. Bizim tiyatroda her odayı 2-3 oyuncu paylaşır. Kostümler, tiyatrocular gelmeden önce hazırlanır ve odalarına düzgünce asılır. Oyun saati yaklaşınca giyinme odaları hareketlenir. Şayet oyunun kostümleri ağır ve giyilmesi zorsa ya da kalabalık kadrolu bir oyun sahnelenecekse en az bir giydirici, sanatçıların giyinmesine yardım eder. Bazı kostümlerin yedekleri de vardır. Bazen, sanatçılar oyun esnasında o kadar terlerler ki, bir kaç kez gömlek değiştirmeleri gerekir. Ayrıca kostümler düzenli olarak temizletilir.

Oyun saati yaklaşınca, ortalıkta görünmemeye çok dikkat ederim. Kuliste öyle bir telaş, koşuşturma ve heyecan olur ki yaşamadan anlamak zor. Her tarafa yayılmış makyaj malzemeleri, giyilmeyi bekleyen rengarenk kostümler, çeşit çeşit peruklar, parlak ışıklar ve koşuşturan sanatçılarla apayrı bir dünyadır kulis.

Gazetecilerin soruları bittiğinde, oyunun başlama saati de gelmişti. Birkaç fotoğraf daha çekip kulisi terk ettiler. Bu saat, izleyiciler için olduğu kadar, benim gibi bir kulis faresi için de en heyecanlı saattir. Kulis birden boşalır, herkes sahnedeki yerini alır ve oyuncu fuayesinde, sanatçıların yediği yemeklerin kırıntıları bana kalır. Sizler salonda neşeyle oyunu izlerken ben de keyifle günün son öğününü yerim ve bir dahaki oyunu, hep aynı coşku, aynı heves, aynı heyecenla beklerim.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter
Twitter

KENT REHBERİ