Sibel Gönül
KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.5126 TL
  • 6.2367 TL
  • 7.2845 TL
Kocaeli Zirve
Sinemalarda Bu Hafta
Sinemalarda Bu Hafta
Yaşam
18 Aralık 2009 Cuma 14:45
  • 876
  • 0

Sinemalarda Bu Hafta

Güzel ve farklı bir hafta sonu geçirmeye ne dersiniz? Cevabınız "Evet"se bu filmlere bir göz atın...

AVATAR

Bir taş atsam karşıki gezegen yıkılır! Bunca alay-ı vala ile gösterime girdiği için şunun adını vakit kaybetmeden koymalı: "Avatar", evet, belki gelecekte bir milat olarak anılacak ama imza attığı bir devrim varsa, bu, özünde teknik anlamda bir yenilik değil.

Tümüyle yeşil ekran önünde çekilen ilk film değil bu. Tümüyle 3 boyutlu çekilen ilk film de değil. Dijital karakterlerin bu denli hakim olduğu başka filmler de gördük ayrıca. Nedir peki "Avatar"ın etrafında koparılan bunca fırtınanın sebebi? Zaten film endüstrisinin bir süredir elini korkak alıştırarak da olsa fanteziden korkuya pek çok janra yedirdiği 3 boyutlu dijital film izleme deneyimini bir adım öteye, başka bir 'lige' taşıması bu filmi önemli kılıyor... Bu teknoloji bu film için icat edilmiş sanki ve bu öykü de bu teknoloji için yazılmış gibi; e yanlış değil bu zira James Cameron bu teknolojinin arzu ettiği olgunluğa erişmesi için yıllarca sebat etti, öyküsünü bekletti.

Ne mutlu ki bekletti, çünkü yine katıksız bir James Cameron filmiyle karşı karşıyayız. Filmografisindeki tüm filmleri bir miksere atıp karıştırsak ortaya herhalde "Avatar"dan başka bir şey çıkmazdı. Hem biçim hem de içerik olarak...

Başta teknofobi, tipik Cameron temaları 32 kısım tekmili birden "Avatar"da. Biliyorsunuz, "Terminator" serisinden başlayarak savladığı bir tez var. İnsanoğlunun onlarca, yüzlerce yıldır teknolojiye yaptığı kibirli yatırım bir gün dönüp onu vuracak!

2154 yılında geçen "Avatar", kendi gezegeninin köküne kibrit suyu dökmüş bir insanlık tasvir ediyor. Daha da acısı, "Avatar"da gördüğümüz kadarıyla, insanoğlunun beyni paradan öylesine ahmaklaşmış ki, yemyeşil Pandora gezegenine bile doğası için değil, yeraltı zenginlikleri için giriyorlar. İnsanoğlu ile uzaylıların sinema perdelerindeki mücadelesinde ibre tersine dönmüş ve dizginler gözünü hırs bürümüş insanlığın eline geçmiş durumda. Bu açıdan, yakın tarihli "Yasak Bölge 9"un (District 9) söylediklerini tasdikler nitelikte "Avatar".

Filmin alegorik anlamda da "Yasak Bölge 9"dan aşağı kalır yanı yok. Orada ezilen uzaylıların yerine dünyada mezalim gören herhangi bir azınlığı koysanız da sonuç değişmez: Elinde silah olan, olmayanı eziyor. "Avatar"da da Amerikalı dünyalılar, çomakladıkları kimi coğrafyaları (Nikaragua veya Vietnam?) andıran bir doğal yapıya sahip Pandora'da taş üstünde taş bırakmıyorlar. Barışçıl ve teknolojik olarak zayıf Na'vilerin ikamet ettiği Pandora'ya 2154 yılına uygun modifiye edilmiş helikopter ve tankların sırtında destursuz dalıyorlar.

Öyle bir şaşaa, öyle bir görkem barınıyor ki filmin bünyesinde, "Avatar" gelecekte bir kuşağın "Yıldız Savaşları" olacaktır. Üstelik bunu görmek için de 2150'leri beklemeniz gerekmeyecek!

Avatar

Yönetmen:

James Cameron

Oyuncular:

Sam Worthington, Sigourney Weaver, Michelle Rodriguez, Zoe Saldana

James Cameron'ın 12 yıldır üzerinde çalıştığı 'Avatar' nihayet gösterime girecek kıvama geldi. Film yabancı bir gezegeni sömürmeye çalışan kötücül dünyalılar ile gezegenin yerlileri Na'vi ırkının mücadelesini anlatıyor.


VAVİEN

Bu filmden elektrik alacaksınız!

Taylan kardeşlerin üçüncü filmi 'Vavien', Engin Günaydın'ın kaleminden çıkan senaryosu ve renkli isimlerden mürekkep oyuncu kadrosuyla şaşırtıyor! 'Okul' ve 'Küçük Kıyamet'le birlikte ellerinin korku/gerilim sinemasına yatkınlığını gösteren Yağmur ve Durul Taylan, yeni filmleri 'Vavien'de Amerikan bağımsız sinemasının (özellikle bir başka kardeş ikilisinin, Coen'lerin) pek sevdiği tipte bir suç/kara film atmosferine sokuyor bu kez bizi. Öykümüz taşrada (film, Günaydın'ın memleketi Tokat'ta çekildi) geçiyor. Celal, karısı ve çocuğuyla mutsuz bir hayat sürmektedir. Abisi Cemal'le işlettikleri elektrik dükkanında da işler pek parlak değildir. Tek eğlenceleri Samsun'da pavyona gitmektir. Pavyonda çalışan Sibel'e aşkına karşılık alamaması ise canını sıkmaktadır. Kayınpederinin Almanya'dan kızına yolladığı paraları gizliden gizliye aşıran Celal, karısını öldürmek için kurnazca bir plan yapar...

Taylanlar, en az kahramanları Celal kadar uyanık davranıyor ve Celal'in çevresiyle ilişkisini detaylı bir biçimde tasvir ediyorlar. Karısıyla mutsuz bir evliliği var, bu evliliğin meyvesi olan oğlunu sümsük buluyor. Yegane abisi tek dert ortağı ama kafasındaki korkunç şeyleri ondan da gizliyor. Samsun'daki pavyon kadını Sibel içinse bunların tümünden vazgeçmeye hazır...

Finalindeki çok gerçekçi durmayan, alelacele meydana gelen 'dönüşüm'ün tıkır tıkır işleyen senaryonun altındaki halıyı hızla çektiğini belirtmek gerek. Her ne kadar Günaydın yazı çizi işine hakim, öykü anlatmanın matematiğine vakıf bir yazar olsa da, 'giriş' ve 'gelişme'de sergilediği mahareti 'sonuç'ta sergileyemiyor. Öyle olunca, Taylanların işi de zorlaşıyor. Müziğinden görüntü yönetmenliğine aksamadan ilerleyen yönetmenlik finale doğru göze zayıf görünmeye başlıyor.

Bununla birlikte, filmde birinci sınıf bir oyunculuk olduğunu belirtmek gerek. Günaydın, aslında bir anti-kahraman denebilecek Celal'in içindeki kötücüllüğü enfes çıkarıyor. Melek karısı Sevilay'da ise 'Avrupa Yakası'ndaki rol arkadaşı Binnur Kaya belki de filmin en iyi performansını veriyor. Abi Cemal'de de Settar Tanrıöğen, yer aldığı her filmde olduğu gibi, 'Vavien'in de elektriğini toprağa veren, izleyeni ferahlatan bir paratoner işlevi görüyor adeta. Ayrıca '3 Maymun'dan hatırlayacağınız Ercan Kesal ve dubleks evindeki merdivenin başındaki ve sonundaki elektrik düğmelerine 'vavien' isteyen milletvekili rolünde de Serra Yılmaz kısa ama vurucu kompozisyonlar sergiliyorlar.

Taylanlar üçtür bir başkasının senaryosuyla yola çıkıyorlar. Belki de artık fikir babalığını kendilerinin yapacağı bir öykü için kolları bizzat sıvamalarının zamanı geldi. Çok sevdikleri Coen'ler öyle yapmıyor mu zaten?


BAŞKA DİLDE AŞK

Sen sus, gözlerin konuşsun

Her insanın sevgisini dışa vurma biçimi farklıdır. Kimi şiirler yazar, kimi şarkılar besteler kimisi ise güzel sözler söyleyerek ve olmadık yöntemler deneyerek karşısındakini etkilemeye çalışır. Peki sağır ve dilsiz birinin yüreğinde büyüttüğü aşkı karşısındakine nasıl söylediğini biliyor musunuz? Bugün gösterime giren İlksen Başarır ile Mert Fırat'ın yazdığı ve yönetmenliğini yine İlksen Başarır'ın üstlendiği 'Başka Dilde Aşk'ta saklı bu sorunun cevabı. Olmasa da bir şey kaybetmeyeceği birkaç sahnenin dışında haftanın izlenebilecek iki filminden biri.

Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat, Emre Karayel, Lale Mansur ve Timur Acar gibi oyuncuların rol aldığı film, işitme engelli bir gencin çağrı merkezinde çalışan bir kıza aşık olmasını konu alıyor. Aşkın engel tanımayacağını ilginç anekdotlarla anlatan Başka Dilde Aşk, 7. sanat tutkunlarını, sosyal sorumluluk konularında daha duyarlı olmaya davet ediyor. Ülkemizde yaşayan dokuz milyon engelli insanın hayata katılması için çaba gösterilmesi gerektiğini vurgulayan filmin ekibi, 1000 kelimeden oluşan işaret dili eğitim DVD'sini de İşitme Engelliler Milli Federasyonu ile yaptığı ortak çalışma sonucunda dağıtıma hazır duruma getirdi. Türkiye Kürek Federasyonu ile birlikte yürütülen proje kapsamında ise dünyada ilk kez engellilerin kürek sporuna kazandırılması hedefleniyor. Başka Dilde Aşk, işitme engelliler için Türkçe altyazılı olarak gösterime giriyor. Bu yönüyle de Türkiye'de bir ilk olan film, 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Kent Konseyi Seyirci Ödülü'nü kazanmıştı. 4. Uluslararası Bursa İpekyolu Festivali'nde de seyirci ve eleştirmenlerden 'tam not' alan Başka Dilde Aşk, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ile Ulusal Altın Karagöz Uzun Metrajlı Film Yarışması SİYAD Ödülü'ne lâyık görülmüştü.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ