KOCAELİ Kocaeli Hava Durumu
  • 5.9122 TL
  • 6.5869 TL
  • 7.6195 TL
Kocaeli Zirve
Tiyatroya gelen herkes, Farkında olmadan bir kitap okuyor aslında…
Tiyatroya gelen herkes, Farkında olmadan bir kitap okuyor aslında…
Yaşam
10 Eylül 2010 Cuma 22:50
  • 3238
  • 0

Tiyatroya gelen herkes, Farkında olmadan bir kitap okuyor aslında…

O bir İzmirli… 16 yaşında gönül verdiği tiyatroyla, yolları bir daha hiç ayrılmadı.

Aydın Sigalı`nın, Eskişehir`de arkadaşlarıyla birlikte kurduğu tiyatro gayet iyi yerlere doğru ilerlerken; İzmit`teki yeni bir oluşum onu heyecanlandırdı. Şansını denemek için girdiği İzmit Şehir Tiyatrosunun sınavında, 250 kişi arasından seçilerek, tiyatromuzun çekirdek kadrosunda yer aldı.
Tiyatro aşkının peşine takılarak geldiği ilimiz için “Çenesuyu`nu içen bir daha buradan ayrılamıyor herhalde. Ben İzmit`i hem yaşamı, hem insanları, hem de doğası anlamında çok seviyorum” diyen Aydın Sigalı`yla aile hayatından tiyatroya bakışına, yaşadıkları kurumsal sorunlardan yeni sezonda sahneleyecekleri oyunlara kadar her şeyi uzun uzun konuştuk.
Şehir Tiyatrolarının eski heyecanını tekrar kazandığını söyleyen ve 01 Ekim 2010 tarihinde açılacak yeni tiyatro sezonunda, her kesime hitap edecek, çok önemli oyunları sahneleyeceklerinin müjdesini veren bu başarılı sanatçıyı daha yakından tanımaya ne dersiniz?


Aydın Bey, İzmirli olduğunuzu biliyoruz. Kaç doğumlusunuz?

Evet, İzmirliyim ve 1969 doğumluyum.
Nasıl bir aileden geliyorsunuz?
Birbirine sımsıkı, çok sıcak duygularla bağlı bir ailem var. 4 kardeşiz ve en küçükleri benim. Bir de yetim kardeşimiz var; o da bizim için öz kardeşten farklı değildir. Babam ticaretle uğraşıyordu. Sanayi makinaları alıp satardı. İzmir`in saygın ve varlıklı kişilerinden biriydi. Körfez savaşı sırasında işlerimiz ters gitmeye başladı ve maddi olarak sarsıldık. Bu dönem tam da benim üniversite dönemime denk geldi. Okul, askerlik, yaşam mücadelesi derken 1992 yılında İzmir`den ayrıldım.
Aileniz hala orada mı?
Büyük çoğunluğu orada. Annem ve babam artık yaşlanınca onları yanıma aldım. Babamı 2004 yılında kaybettik ama annem hala yanımda.

AİLEM TİYATROCU OLMAMI İSTEMEDİ

Tiyatro yapmak nereden aklınıza geldi? Ailede başka sanatçı var mı?
Var, küçük ablamın eşi İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncularındandı. Ben 15-16 yaşlarındayken, onların nişanlılık döneminde, ablamla birlikte eniştemin oyunlarını izlemeye giderdik. Daha sonra lisenin bitmesine yakın bir dönemde, Devlet Tiyatrosu`nun kursiyer oyuncu alacağını öğrendim. Eniştemin de desteğiyle katıldım ve içine girince bir daha çıkamadım.
Hangi üniversiteden mezunsunuz Aydın Bey?
Eskişehir Devlet Konservatuarı Oyunculuk Bölümü mezunuyum.
*Peki, aileniz tiyatrocu olma kararınıza destek oldu mu?
Pek destek oldukları söylenemez çünkü babam ticaretle uğraşmamı çok istiyordu. Ancak, 1990 krizinden sonra, ailede çok ciddi bir mal kaybı yaşanınca, onun da ticaretten gözü korktu. Yine de tiyatro içine sinmiyordu. Ne zaman ki, İzmit`te oynadığımız ilk oyunun prömiyerini gözyaşları içinde izlediler, ondan sonra “Tamam; oğlumuz yolunu çizmiş” dediler.

250 KİŞİ İÇİNDEN SEÇİLDİ

İzmit`e yolunuz nasıl düştü?
Daha önce Eskişehir`de, dört arkadaş Tiyatrotek adını verdiğimiz bir tiyatro kurmuştuk. Bir sezon götürdük. İşler iyi bir yere doğru gidiyordu hatta biz Hayal Kahvesi oyuncuları olacaktık ama bir gün Yeni Yüzyıl gazetesinde bir haber okuduk. Haberde, İzmit Şehir Tiyatroları`nın kurulacağından ve sanat yönetmenin de Işıl Kasapoğlu olacağından bahsediyordu.
Ve sınava girmeye karar verdiniz…
İzmit`teki bu yeni oluşum bizi çok heyecanlandırdı. Açıkçası devlet tiyatrolarında çalışmayı da pek istemiyordum çünkü orada ya figürasyon yapıyorsunuz ya da o kemikleşmiş yapının bir parçası oluyorsunuz. Hem şansımızı denemek hem de sınav tecrübemizi artırmak için İzmit`e gelip sınava girmeye karar verdik.
Zorlu bir sınav olmuş, değil mi?
Hem de nasıl… Bir kere, içlerinde Zuhal Olcay, Işıl Kasapoğlu, Kenan Işık, Ahmet Levendoğlu, Şakir Gürzumar gibi Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinin bulunduğu bir jüriye sınav verdik.
Bu sınavda kaç kişi arasından seçildiniz?
Yaklaşık 250 kişi sınava girdi. Bu kişilerin arasından önce 13 kişi seçtiler; daha sonra sayıyı 25`e çıkardılar. Ben de o 25 kişiden biri oldum.

HAYALLERİMİZ YIKILDI

Bir dönem tiyatroda epeyce sıkıntı yaşandı. Şu anda durum nasıl?
Evet, o dönem gerçekten bir alışma süreci yaşadık. Işıl Kasapoğlu gibi hayal gücü sonsuz bir insandan sonra Yücel Erten gibi kurumsal işletme yapısını çok iyi bilen biriyle çalıştık. Akabinde bizim gibi genç, bizden çok fazla artısı olmayan, hayat görüşü bizim kadar olan Ragıp Savaş dönemi yaşadık. O dönem hayallerimiz biraz yıkıldı.
Hayalleriniz hangi anlamda yıkıldı?
Biz tiyatro olarak, kendi içimizdeki işleyişte biraz sıkıntı yaşadık. Bu, ‘Sezon olarak kötü bir dönem geçirdik` demek değil. O dönem ‘Godot`yu beklerken`, ‘Tartuffe`, ‘Karar Kimin` oynadık ve çok iyi yönetmenler de geldi. Sezonla ilgili bir sorunumuz olmadı.
Ve şimdi Nejat Birecik var…
Evet. İki sezon birbirimizi tanıma süreci yaşadık, bu özellikle Nejat Bey`in tiyatroyu tanıma süreciydi. Şu anki durum gayet iyi. Bir heyecanımız var ve sezona bomba gibi giriyoruz.

BELEDİYENİN ETKİSİ DOĞAL

Bu sezon dört oyun var, değil mi?
Evet, dört oyun var. Sezon Yunus Emre Bozdoğan`ın yönettiği ‘Küheylan` gibi çok önemli bir oyunla açılıyor. Biz de, oyunculuğuna hayran olduğum Ali Sürmeli`nin yönettiği ‘Resimli Osmanlı Tarihi`ne çalışıyoruz. Bugüne dair mesajklar veren, çok keyifli bir oyun. Bunlardan başka ‘Derya Gülü` ve ‘ Oleanna` adlı oyunlar sahneye konacak.
Üzerinizde belediye`nin etkisini hissediyor musunuz Aydın Bey?
Hiç hissetmediğimizi söyleyemeyiz… Evet, zaman zaman hissediyoruz ve ben bunu doğal bir gerçek olarak görüyorum. Sonuçta biz belediyeye ait bir kurumuz.
Belediyenin hangi alanda etkisi oluyor üzerinizde?
Bu etkiyi repertuar anlamında gördüğümüzü söyleyemem. Ancak, bambaşka yapılardan beslenip büyüdük, yaşamsal anlamda birbirimizden farklıyız. Biz daha rahat bir yapıya sahibiz; onların da istekleri, beklentileri var. Sadece, bazı dönemlerde karşı karşıya geldiğimizde, birbirimizi birbirimize anlatmanın zorluğunu çekiyoruz. Belediye Başkanımızın söylediği çok doğru bir şey var: “Çoluğumu çocuğumu alıp gelebileceğim bir oyun istiyorum” diyor.
Ve siz de ona hak veriyorsunuz…
Evet, çünkü toplumun her kesimine hitap edecek oyunlarımız olmalı. Toplumu sanatla eğitmek istiyorsak, “Biz sanatçı kimliğimizle bu oyunu yaptık; gelin izleyin. İzlemezseniz siz bilirsiniz!” diyecek bir sorumluluğumuz yok. Biz bir kurum tiyatrosuyuz ve her kesimin keyif alabileceği işler yapmalıyız. Bu sene tam da böyle bir repertuarımız var.

‘AZİZNAME‘ TAKTİKSEL OLARAK DEĞİŞTİRİLDİ

Bu anlamda repertuardan çıkarılan bir oyununuz oldu mu?
Hayır, ama Azizname çok taktiksel bir şekilde değiştirildi. Azizname kaldırılıp yerine, yine Aziz Nesin`in, ama daha yumuşak bir oyun olan ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz` kondu. Ragıp Savaş`ın seçimidir, bir şey diyemedik.
Ama Azizname`yi iki sezon dışarıda oynadınız değil mi?
Evet, o konuda Nejat Bey`in hakkını ödeyemeyiz; gerçekten çok olgun davrandı. Bizim severek oynadığımızı bildiği için her yöneticinin yapmayacağı bir jest yaptı ve tiyatronun kostümlerini, aksesuarlarını vererek oyunu Dafne Kültür Merkezi`nde sergilememize müsaade etti.
Sizi dizilerde de izledik?
Evet, oynadım ama dizi ya da sinema çok fazla ilgimi çekmiyor. Sadece maddi olarak bakıyorum o işlere. O sektörde var olabilmek için İstanbul`da olmak, birilerinin bürosuna gitmek, onlarla vakit geçirmek, çaba göstermek gerekiyor. Öyle bir süreç yaşamak istemedim ama tiyatroda yönetmenlik yapmak gibi bir hayalim var. Yönetmenlik, bir masal yazmak gibi. Her şeyi siz düşünüp planlıyorsunuz. Bu yüzden cazip geliyor bana. Daha ileriki hedefim ise, emekli olunca Urla`ya yerleşmek.

FARKINDA OLMADAN KİTAP OKUYORSUNUZ

Sadece tiyatro yaparak para kazanılabilir mi?
Eğer iyi tiyatro yapıyorsanız, evet. Ama biraz taktiksel olmak lazım. Halkı güldürmek istiyorsanız; bu zaten televizyonda kolayca yapılıyor. Bu durumda halkın eğlenmek için size ihtiyacı yok. Halkı eğitmek istiyorsanız; halkın böyle bir şeyi almak için talebi de yok. Bu anlamda da yalnız kalıyorsunuz.
Ne yapmak lazım o zaman?
Tiyatronun çok hassas bir dengesi var. Önce insanları kaliteli ve görsel işlerle tiyatroya getirmek lazım. Televizyonla savaşmak çok kolay bir iş değil. Biraz finansal zorluk çekseniz de çağdaş işler yapmakta fayda var. Yaptığınız işin entellektüel düzeyini yavaş yavaş yükselterek, halkı bir yere çekebilirsiniz. İnsanlar, tiyatroya sadece gülmek için geliyorlarsa, bence paralarına yazık. Oyunun, biraz da düşündürmesi lazım. Tiyatroya gelen her insan, farkında olmadan bir kitap okuyor aslında. 1,5 – 2 saat içinde bir metini görerek okuyorsunuz.

İZMİT SEYİRCİSİ ÇOK GÜZEL

İzmit`in seyircisini nasıl buluyorsunuz?
Çok güzel. Şöyle bir oran yapayım. İstanbul`un 16 milyon nüfusunda 250 bin tiyatro seyircisi var; İzmit`in 1,5 milyon nüfusunda 80 bin kişi. Bu çok büyük bir sayı.
Bunda şehir tiyatrolarının başarılı kadrosunun çok büyük payı var bence…
Hem öyle, hem de İzmit`te ulaşım çok daha rahat. İstanbul`daki insanın tiyatroya gitmek için ciddi bir vakit ayırması gerekiyor. Tabii seyircinin beklentisini karşılamakla da çok ilgisi var.
En severek oynadığınız oyun hangisiydi Aydın Bey?
En severek oynadığım oyun ‘Azizname`. Daha sonra, ‘Sokağa Çıkma Yasağı` ve ‘Bir Şehnaz Oyun`u sayabilirim. Bir de bu yeni oyundaki rolümü çok sevdim.

OYUNCU 65`İNDEN SONRA OLGUNLAŞIR

Peki, aklınızda kalan, oynamayı arzu ettiğiniz bir karakter var mı?
Var. ‘Kapıların Dışında` adlı, bir hatası sonucunda 90 bin askerin donarak ölmesine sebep olan Beckemann Çavuş`un vicdan azabını anlatan bir oyun var. En büyük hayalim Beckemann Çavuş karakterini oynamak.
Türk tiyatrosunda en beğendiğiniz oyuncular kimlerdir?
Çok var. Mesela Genco Erkal`a bayılıyorum ama benim mezun olduğum dönem Ankara Devlet Tiyatrosu`nun, Çetin Tekindor, Rüştü Asyalı, Baykal Saran, Erol Kardeseci, Beyhan-Baykal Saran, Cemil Özbayer gibi isimlerden oluşan inanılmaz bir kadrosu vardı. Bir sene onlarla çalıştım. Oyunculuk, sahne duruşu, ses, tavır, kalite… Her anlamda hayran olduğum insanlar onlar. Keşke tiyatro anlamında onlar kadar yükselebilsek.
Şimdi emekli oldular değil mi?
Evet. ‘Oyuncu 65 yaşından sonra bir işe yaramaz` diye bir düşünce var ve ben buna şiddetle karşıyım. Bence tam tersi, bir oyuncu duygu ve düşünce anlamında esas 65`inden sonra oldunlaşır, bir yerlere gelmiş sayılır. O yaşa kadar yaşadığı her şey bir eğitim ve tecrübe sürecidir. Boşu boşuna maaş alıyorlar fikri son derece yanlıştır. Bu insanların kuliste oturması bile bir değerdir. Bu kişileri göz ardı ederseniz, bütün tiyatrolar çoluk çocukla dolar ve kalite iş yapmak imkansız olur.

OYUNU GERÇEK SANDILAR

Nasıl bir denge kurulmalı sizce?
Bu denge de eğitimle alakalı. Kurum tiyatrolarında çalışan bir grup insan da, gerçekten hiç oynamadan maaşını alıyor. Buradaki dengeyi kurum yöneticileri kurmalı. Oyunculara dengeli şekilde rol verirseniz o insanlarda aidiyet duygusu oluşur ama dışlarsanız oyuncu doğal olarak kaçar.
Oyunlara nasıl hazırlanıyorsunuz. Bir uğurunuz var mı?
Hemen hemen her sanatçının vardır. Ben, başıma bir şey gelmesin diye üç defa besmele çekerim çünkü sahnede canlı performans sergiliyoruz, her an her şey olabilir.
Sahnede başınıza gelen ilginç bir olay var mı?
En komiği ‘Otobüs` oyununu oynarken oldu. ‘Otobüs` oyunu, hareket halindeki bir otobüste, izleyicilerle birlikte şehirde dolaşarak oynanan bir oyundu ve benim canlandırdığım karakter finalde çok kötü dayak yiyordu. Bu sahnede benim ağzımdaki kan hapları patlıyor, kan gövdeyi götürüyordu. Oyunun genel provasında, biz çalışırken birden dışarıdan otobüsün camları yumruklanmaya, bir adam “Yapmayın! Öldürmeyin!” diye bağırmaya başladı ve sonra biz daha ne olduğunu anlayamadan koştu gitti. Bu olaydan beş dakika sonra polisler geldi. Adamcağız, gerçekten cinayet işlendiğini düşünüp polis çağırmış. Bu olaydan sonra biz oyunu polis eskortuyla oynadık ve artık polislerle birbirimize öyle alıştık ki, her oyundan önce öndeki aracın megafonundan “Arkadaşlar! İyi oyunlar…” anonsunu duymaya başladık.

HAZİRAN 2011`DE DÜĞÜN VAR

Şehir tiyatroları kadrosunda, birlikte oynamaktan en keyif aldığınız oyuncu kim?
Hepsiyle oynamak çok zevkli fakat en zoru Veysel Sami Berikan`la oynamaktır çünkü beni sahnede çok güldürür.
Evli misiniz Aydın Bey?
Değilim ama uzun yıllardır çok sevdiğim bir nişanlım var. Evlilik konusunda hep bir engelimiz oldu ama artık Haziran 2011`de evlenmeyi planlıyoruz.
İzmit`te nerelerde vakit geçiriyorsunuz?
Daha çok teknelere gidiyoruz. Deşarj olmak istiyorsam da İstanbul`u tercih ediyorum.

İZMİT`İ ÇOK SEVİYORUM

İzmirliler şehirlerine aşıktır… Siz İzmir`i özlemiyor musunuz?
İzmir`e uzun zamandır gitmedim; burnumda tütüyor ama Çenesuyu`nu içen de bir daha buradan ayrılamıyor herhalde. Ben İzmit`i hem yaşamı, hem insanları, hem de doğası anlamında çok seviyorum. Bir gün içinde Kartepe`de kayıp, Kerpe`de denize girebileceğiniz bir şehir burası. Ayrıca, Yahya Kaptan`da yaşamak bana çok huzur veriyor.
Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim, Aydın Bey. İzmit halkına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Ben teşekkür ederim. Bu sezon, uzun zamandan sonra hepimizde gerçekten bir heyecan var. Perdelerimizi 1 Ekim`de Gölcük sahnesinde açıyoruz. İyi projelerle geliyoruz, İzmitliler bizi yalnız bırakmasınlar.

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

Twitter

KENT REHBERİ