KOCAELİ 20° Kocaeli Hava Durumu
  • 5.3589 TL
  • 6.0765 TL
  • 6.8620 TL
Kocaeli Zirve
BEŞÜZZİ TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DONUK PASTA FABRİKASI PASTACILAR KRALI ÇETİN VURALOĞLU
BEŞÜZZİ TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DONUK PASTA FABRİKASI PASTACILAR KRALI ÇETİN VURALOĞLU
Zirve'dekiler
21 Nisan 2018 Cumartesi 17:03

BEŞÜZZİ TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DONUK PASTA FABRİKASI PASTACILAR KRALI ÇETİN VURALOĞLU

6 yaşında ticarete simit satarak başlamış.13 yaşında fırında çırak olmuş, 16 yaşında da abisiyle fırın işletmiş.

2010 yılında kendi öngörüsüyle donuk pasta üzerine AR-GE’lere başlamış.

2012 yılında da 250 metrekare bir alanda ilk üretimini yapmış.
Hiçbir zaman işletmesine “İmalathane” dememiş, “Fabrika” demiş.
Hayal etmiş ama hayalperest olmamış.
Risk almayı seviyor ama kendi deyimiyle “Usulünce risk almayı” seviyor.
İki ülkeyle başladığı ihracatına bugün Avrupa’nın 10 ülkesini,
Amerika’yı ve Orta Doğu’yu dahil etmiş.
Migros ilk market çalışması, A.101 ile de tüm Türkiye’de yerini aldı.
2012’de 45 günde 60 bin dilim porsiyon üretirken,
2017 yılı sonu itibariyle aylık 10 milyon adete çıkmış.
Bugün Türkiye’nin en büyük donuk pasta fabrikasını kurdu.
2023 yılına dair çok büyük hedefleri var.
İşini aşkla yapan biri ayrıca milliyetçi.
İşte işçilikle başlayan gerçek bir başarı hikayesi…
Bu hikayenin kahramanı da ÇETİN VURALOĞLU…

 

RÖPORTAJ:TÜLAY DURAN
FOTOĞRAF:VEHBİ KILIÇ

 

-Çetin Bey, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

1915’den 1938’ze kadar Bayburt’ta kalan, 1938,1982 yılları arasında Muş’ta yaşayan, 1982 depremi nedeniyle de mecburiyetten Sapanca’ya göç eden, 9 kardeşten oluşan, bir ailenin ferdiyim.
1982 Sapanca doğumluyum.

Tabi o dönemler yokluk ve zorluk dönemleriydi.
9 tane ufak çocuk, hiç bilinmeyen bir şehir, hiç tanınmayan kişiler ve karakterler vardı.
İşte Sapanca’da bu şartlarda bir hayat serüveni başladı.

 

“TİCARETE 6 YAŞINDA
SİMİT SATARAK
BAŞLADIM”

 

-O zaman çok ufak yaşlarda çalışma hayatının içine girdiniz, öyle mi?

Evet, ben 6 yaşında simit satmaya başladım.

Yaklaşık 5 buçuk 6 sene de simit sattım.
Hatta  “Sıcak simit, yeni çıktı fırından, Eskişehir’in unundan, Sapanca’nın suyundan, var mı isteyen, yiyen şişman, yemeyen pişman” diye de sloganımla simit satıyordum.
Tabi simit satmak benim için ticaretin bir başlangıcıydı.
Simit satma duygusu, bir ihtiyacın dışında, ufacık bir bedenin insanlarla ilişkisini addediyor bence. Hani derler ya; çekirdekten yetişme, işte o mantık çıkıyor orada.
Dönem dönem Sapanca, Kocaeli arasında muavinlik yaptık, çaycılık, boyacılık yaptık ve birçok sektörde çalıştık.

 

-Sektörünüze dair ilk adımlar nasıl atıldı?

Bir kere una bulaşan bir insanın, beyazdan bir daha kurtulma imkanı yoktur.
Kardeşlerimle birlikte simit satarak biz de beyaza bulaştık, bir daha da kurtulamadık.
Fırınlarda 13 yaşında çıraklık yapmaya başladım, oradan kalfalığa doğru ilerledim.
1998 yılında patronumuz üçüncü şubesini açınca bir şubeyi elden çıkarma kararı aldı.
Bu şubeyi de abime, o zamanki parayla 2 bin 250 TL’ye vermek istedi ama bizim de paramız yoktu.
Cemil abimle ben, bize para verecek birisine güvenerek başladık işe.
Tabi ki çok sıkıntılı dönemler yaşadık.

Akşam saat on, on bir gibi 2 kardeş işe gidiyorduk ve sabah dokuza kadar çalışarak okulların simit ve poğaçalarını hazırlıyorduk.
Saat dokuz, on iki arası abim servise gidiyor, ben de kasaya bakıyordum.
Saat on iki, iki arasında ben yatıyordum, bu sefer abim kasaya bakıyordu, iki dört arası da o yatıyordu.
Akşam fırını kapatıp eve gidip, tekrar akşam onda iş yerine geliyorduk ve her günümüz bu şekildeydi.
Üçüncü kardeşimiz Emin’in yanımıza gelmesiyle bir nebze daha rahatlamış olduk.
Ama o süreci ciddi anlamda zorluklarla atlattık. Artık üç kardeşe tek fırın yetmiyordu ve mahallede de market yoktu, biz de küçük bir market açtık.
Sonra onu da çok şükür büyüttük, Sapanca’da iyi bir alışveriş merkezi haline getirdik.
İlerleyen süreçte dördüncü kardeşimiz Ferit, sonra Ankara’da çalışan abim Mehmet de bize katıldı.2000’li yıllara doğru 5 kişilik bir kadro oluştu.

Tabi bizim dışımızda çalışanlarımız da vardı.
2002 yılında askere gittim ama ben olmadığım süreçte iş yerinde ciddi sorunlar yaşandı.
Asker dönüşü saat 12’de otobüsten indim, on iki yirmi geçe dükkana geldim ve 25 geçe de işe başladım.

Anlayın, o kadar sıkıntılı bir süreçti.

Sonra hızlı bir şekilde toparlanma sürecine girdik.
Toplam dört şube açtık ve 2010 yılında da “Donuk pasta işine girelim” dedik.

“TİCARET HAYATINDA RİSK
ALMAYI SEVİYORUM, O RİSKE
KARŞILIK DA ÇALIŞMA AZMİMİ
ONA GÖRE HIZLANDIRIYORUM.”

-Donuk pasta fikri nasıl doğdu?

Donuk pasta, Doğu Marmara’da hiç kimsenin yapmadığı bir işti.
Ama İstanbul’dan Kocaeli’ne, Sakarya’ya satmaya gelenler vardı.
Onlar da orta ölçekli küçük firmalardı. Ama sonuçta bunu bir şekilde keşfetmişlerdi.
Geleceğin sektörü ve dondurulmuş gıda olduğu için; 2010 yılı gibi biz AR-GE’ye başladık.
Bu işin özel ustasını bulduk ve mevcut üretim yaptığımız tesisimizin içinde donuk pasta yapmaya başladık. Sonuçta, donuk pastayı bir tezgahta yapıyorsun, iki tane deep freeze koyuyorsun ve iki deep freezeden “Donuk pastacıyım” diye piyasaya çıkmaya çalışıyorsun.
Duygumuz Doğu Marmara’ya hitap etmekti ama baktım bu iş böyle olmuyor.
Kardeşlerimle de kısırlaşmış bir döngünün içine girmiştik.
Bu döngünün içinden çıkmak veya farklı bir yola gitmek gerekiyordu.
2011 yılının sonunda ben kardeşlerimden ayrıldım. Köseköy’de 500 metrekare bir bina vardı, altı dükkan, üstü de daire modeliyle kullanılmaktaydı.
Orayı tuttum ki; hatta içinde top oynayacak kadar büyük gelmişti bana.
2012 yılının Ocak ayında da şirketi kurdum.
Ticaret hayatında risk almayı seviyorum ama üslubunca risk almayı seviyorum.
O riske karşılık da çalışma azmimi ona göre hızlandırıyorum.
Ufak bir arsam, arabam ve hanımın kolundaki bilezikleri satarak sermayeyi oluşturdum ve hepsini üretime yatırdım. Bir tane Kocaeli Sakarya bayimiz, bir tane de Zonguldak’ta bayimiz vardı. Onlara ürün veriyorduk, birkaç il daha vardı ama yeterli değildi.

 

 

“2012’NİN ORTALARINDA BİZ
KANADAĞ İLE AFGANİSTAN’DAKİ
AMERİKAN PLATFORMLARINA
BROWNİ VE CHEESECAKE YAPTIK.”

-Peki, o zaman neyi hayal ediyordunuz?

2017 yılını, yani iş potansiyelimi hayal ediyordum. 250 metrekare bir dairenin olduğu bir yere, biz ilk açtığımızdan itibaren hiçbir zaman “İmalathane” demedik, çevremize, dostumuza, ne yaptığımızı sorduklarında “Pasta fabrikası kurduk” diyordum.
Duyguyu böyle anlatmak lazım karşı tarafa, eğer sen karşı tarafa bu şekilde anlatamazsan, kendin inanmadığın bir şeyi karşı tarafa hiçbir şekilde anlatamazsın. Biz ona inandık.
İnanmış olduğumuz yolda, her zaman eğrilmeden, bükülmeden, yorulmadan heyecanımızı kaybetmeden gittik. 2012 yılının Ocak ayında şirketimizi kurduk, Şubat 5’de de ilk üretimimize başladık. İlk üretimimizi gerçekten zorluklar altında yaptık.
Benim dışımda ustamız, çırağımız, bir ablamız ve bir de bir arkadaşım vardı, toplam beş kişiydik.
15-20 çeşitle üretime girdik. Ancak araştırmalar yapıp, fuarlara da katılmamız gerekiyordu.
İlk Antalya’da bir fuara katıldık ve orada Ziylan Holding’in Sanpa Gıda firmasıyla görüşmemiz oldu.
Bu görüşme neticesinde bir proje geldi ve 2012’nin ortalarında biz Kanadağ ile Afganistan’daki Amerikan platformlarına browni ve cheesecake yaptık.
Çok ufak bir ihracattı ama ihracatta ufaklığı büyüklüğü çok önemli değildir.
Önemli olan senin ülkene sağladığın katma değer, ülkene vermiş olduğun ihracat desteği ve ticarete vermiş olduğun bakış açındır.

“ÜLKE OLARAK YOLCULARIMIZI
UÇAĞIN İÇERİSİNE YERLEŞTİRMİŞ,
YAKITINI TAMAMLAMIŞ, PİSTTE
BEKLEYEN BİR UÇAK KONUMUNDAYIZ.
KULEDEN ONAY ALMAYI BEKLİYORUZ
VE HAZIR BİR VAZİYETTEYİZ. “

-İhracatta ülke olarak ne durumdayız?

Bugün bir galvanizi olsun, çeliği, demiri, otomobili olsun, zaten büyük firmalar maliyetler düşük olduğu için, yurtdışından gelip, buraya tesis kuruyorlar. Ürünler de-monte şekilde yurtdışından geliyor, burada monte oluyor, tekrardan geri gidiyor.
Bugün ihracat mı, evet ihracat, ülke ekonomisine katkı mı, evet katkı ama bunlar ülkenin üreticilerine bir katma değer değildir. Dışardan geliyor, monte edilip gidiyor.
Oysa bizim gibi imalathaneçilerin, üreticilerin ülkemizce desteklenmesi ve önümüzün açılması gerekiyor.
Bu da bizi dünya devleri arasında ciddi bir yere götürür. Biz onlarla daha rahat mücadele ederiz.
Bizim ayağımıza prangalar vurulmadığı zaman, zihniyetimize bakış açımıza kara leke sürülmediği zaman, hayatımıza çelik kapanlar atılmadığı zaman biz uçar gideriz.
Şuanda ülke olarak yolcularımızı uçağın içerisine yerleştirmiş, yakıtını tamamlamış, pistte bekleyen bir uçak konumundayız. Kuleden onay almayı bekliyoruz ve hazır bir vaziyetteyiz.
Bu ülke üreterek ayakta durabilir. Bunun ehemmiyeti çok fazla.

-İlk işe başladığınızda üretim kapasiteniz ne kadardı?

Dediğim gibi 5 kişi ile başladık, beni ve arkadaşımı çıkartırsak 3 kişiyle üretmiş olduğumuz pasta günlük bin 500, 2 bin dilimdi yani aylık 50-60 bin dilimdi.
Hayal etmek lazım ama hayalperest olmamak lazım.
Biz hayal ettik ve hayalimizin peşinde hiç yorulmadan ki; mutlaka önümüze engeller sorunlar çıktı, yılmadık, yıkılmadık, her zaman dimdik ayakta durduk.

“2013 YILININ İLK
AYLARINDA MİGROS’A
PASTA YAPMAYA BAŞLADIK”

-Süreciniz ve yatırımlarınız nasıl ilerledi?

Şimdi “Marketlerde pasta satma zihniyeti yok, zincir marketlerde ciddi anlamda pasta tüketimi yok, zincir kafelerde ciddi anlamda pasta firması yok ve ihracat yapan firma yok ve bizim kendi sektörümüzde dörde bölünmemiz lazım” dedik.
Yapmamız gereken şey ise; bu dört segmenti bir arada barındıran bir tesis haline gelmemiz gerekiyordu. Sonuç olarak “Büyütmeden büyüyemeyiz” dedik ve bunun için de stratejik bir yol haritası çizdik. 2013 yılında fuarlara katılmaya başladık.
İlk fuarımız İstanbul Wow otelde, tedarikçiler ve perakencilerin buluşmuş olduğu bir fuardı.
Ve ondan önce bize Migros’un bir projesi geldi. Bu proje ise marketlere pasta yapma işiydi ve 4 çeşit ürünle onların markasını üretecektik. Biz bu işi yapabileceğimizi söyledik ve yaptık.
2013 yılının ilk aylarında gerçekleşti. Ve aynı zamanda satış pazarlamada bir eksikliğimiz olmasın diye, rakip firmalardan, sektörde deneyimli olan iki üç kişiyi bünyemize kattık.
O dönemdeki ciromuzun yüzde otuzuna tekabül eden bir müdür transfer ettik.

-O zaman ilk adım Migros’tu, ikinci adım ne oldu?

Migros’un ürünlerini yaptıktan sonra A.101’in kapısını fuarda çaldık.
Tedarikçiler buluşmasında kategori müdürleriyle bir görüşme yaptık.
İkinci görüşme genel merkezde gerçekleşti, birçok testerlar yapıldı, bütün testlerden sonra en son CEO’ya geldi ve o da okey verdi. 2013’ün sekizinci ayına kadar yani 6 ay sadece test sürdü.
Bunu da şu şekilde örneklendiriyoruz; bir çocuğun dünyaya gelmesi gibi bir şey.
Olaya böyle bakmak lazım, hiçbir şey kolay kazanılmıyor, kolay kazanılmayan hiçbir şey de kolay kaybedilmemesi gerekiyor. Sekizinci ayda yani yaz ayında A.101’den ilk siparişimizi aldık ve o siparişle birlikte biz bir ivme kazandık. Dört yüz metrekare olan tesis, 800 oldu, arkasından bin oldu ve şuan bin 600 metrekare. Soğuk hava depolarla birlikte 4 bin metrekarelik operasyon alanımız var.

 

 

“A.101 İLE 81 VİLAYETTE,
40 BÖLGEDE, 7 BİN 150 MAĞAZASINDA
VE ÜÇ ÜRÜNLE ÇALIŞMAYA BAŞLADIK.”

-A.101’deki sürecinizi değerlendirebilir misiniz?

A.101’in performans değerlendirme formları vardır. Bu formda mağazasına “In and out” denilen bir sistem uygular. Bu sistem ürünü senden alıyor, aktüel denilen broşüre ürününü rafa koyuyor, sonra ama bir daha koymuyor. Bu sistemden sonra da regüler denilen sisteme geçiyorlar.
Bu sistemde de 2 bölgeden başlıyor, 3 bölge, 4 bölge, 5 bölge, tutarsa 10 bölge, daha çok tutarsa 15 bölge, daha sonra da tüm Türkiye mantığı işliyor.
Biz A.101’de in and out yaptık. A.101’de ilk 10 gün değerlendirildiğinde, yüzde 50’ye kadar olan satış rakamları başarıdır. Ondan sonra kapılarını açmaya başlıyorlar.
Bizim satış rakamımız ise 100 baremden, 91 barem olarak gerçekleşti.
Yüzde 91 satış gerçekleştirdik. Yani mağazaya giren 100 üründen 91, 10 gün içinde satılmış.
Biz de çok mutlu olduk, sonra bizi regülere aldılar ve beş bölgede tek ürünle başladılar.
3 sene sonucunda biz 15 bölgede çalışmaya başladık.
Geçen sene Şubat ayında A.101’e “Artık tek ürünle olmak istemediğimizi ve olacaksa tüm Türkiye ile olacağını” bildirdik. Karşımızdaki satınalma müdürü geleceği de gördüğü için tek ürünü 3 ürüne çıkarmayı ve tüm Türkiye’yi kabul ettiler. Düşünün siz 15 bölge 2 bin 500 mağazaya çalışırken; 81 vilayet, 40 bölge 7 bin 150 mağaza ve üç ürünle çalışmaya başlıyorsunuz.
Tabi bu sırada yeni makine parkurlarını da kurarak bu kapasiteyi sağlayacak konuma geldik.
Tabi tekrar bir ivme kazandık.  2013’deki fuara katılmamızdan dolayı A.101’deki kazanımlarımız sonucu, bundan sonra fuarlara katılmamız gerektiği gerçeği daha da ortaya çıktı.
2014-2015’de 6-7 tane fuara katıldık, 2016 bir fuar, 2017’de de bir fuara katıldık.
Her sene bir fuarı standartlaştırdık. 2018 ‘de Türkiye’de 2 fuara, yurtdışında da 2 olmak üzere 4 fuara katılacağız.

“AVRUPA’DA 10 ÜLKEYE,
 AMERİKA’YA İHRACAT YAPIYORUZ,
ORTA DOĞU’DA DA CİDDİ BİR
PORTFÖYÜMÜZ OLUŞTU”

-Market ayağını bu şekilde başardınız, zincir kafeler ve ihracatta neler yaptınız?

Marketteki başarımızdan sonra diğer konularla alakalı çalışmalara başladık. Geçen sene 20’ye yakın yurtdışı ziyaretlerinde bulunduk, bu bir buçuk ayda mesela 5 ayrı ülkeye gideceğiz.
Kafelerde David People, Yemen Kahvesi, Kahve Gıda ve Kahve Aşkına ile başladık, bu fabrikayla birlikte Starbucks, Gloria Jeans, Caffe Nero, Simit Sarayı, Nestle gibi aklınıza gelmeyen, bilmiş olduğunuz o kurumsal firmaların tamamına, ürün üretebilir pozisyonda olacağız.
Peki, bizim ne ayrıcalığımız var? Stratejik hamleler ve nokta atışlar vardır.
Ticarette stratejik hamleleri doğru yaptığınızda; sürekli kazanç elde edersiniz.
Biz Türkiye’nin en iyi rakip firmasından, birçok alanda müdürlüğünü yapmış kişiyi transfer ettik.
Bu da bizim çok ciddi bir stratejik hamlemiz oldu. O müdürümüz bize katıldıktan sonra, bilgi birikimimize ve piyasadaki tecrübemize üç kat daha tecrübe eklenmiş oldu.
Bizi bilmeyenler, bizi tanımaya başladı, bizi aslında refere etti.  
Biz bu fabrikamızla birlikte, 2012’de 2017’yi hayal edercesine çalışmışsak; 2018’den de 2023’ü hayal edercesine çalışıyoruz. Biz bu ülkeye ne kadar katma değer sağlayabiliriz? Bu ülkeye ne kadar döviz getirebiliriz? Bu ülkenin yurtdışına bağımlılığını ne kadar azaltabiliriz? Millileşmek budur.
Şimdi biz bu oluşumun tamamını organize ettiğimizde, bu zincir mağazaların tamamı eklenmiş oluyor. Türkiye’de en önde gelen 20’ye yakın markanın tamamında senin ürünün yer alacak ve hepsinin kendisine özel ürünü olacak. Mesela Starbucks’a ürettiğin ürün Stranbucks’a ait olacak ve başka hiçbir yerde olmayacak.
Ben üreticiyim ve herkese özel ürün üretiyor mantığı olacak.
Son ayağımız da ihracattı, onu da 2014’de aktif hale getirdik. 2013’de 2 ülkeyle başlamıştık, ondan sonra Avrupa’dan 10 ülke, onunla birlikte Amerika eklendi.
Şuanda Orta Doğu’da ciddi anlamda bir portföyümüz oluşuyor, alt yapılarımızı oluşturduk.
Zaten 3-4 ülkeye de ihracatımızı yapıyoruz. Daha çok aktifleştirmek anlamında ciddi bir şekilde atılım yapıyoruz. Katar’a bir üs kuruyoruz.

“8 BİN METREKAREYE YAKIN
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK DONUK
PASTA FABRİKASI OLUYOR”

-Şuan firmanızın üretim kapasitesi nedir?

2012’de 45 günde 60 bin dilim porsiyon üretirken, 2017 yılı sonu itibariyle aylık 10 milyon adete yaklaştık. Duygu bu olması lazım, hayal bu olması lazım, hayalperest olmamak lazım.
Biz 2012’de 2017’yi yani bu duyguyu hayal ettik. İyi bir üretici ve iyi bir tesis olacağız dedik.
Bugün biz ülke ekonomisine, yurtdışına satmış olduğumuz ürünlerle, iç piyasadaki variyetimizle Kocaeli ekonomisine, Kartepe ilçemize dolaylı olarak bin kişiye iş sağlıyoruz.
Yeni farikamızla birlikte 250’ye yakın personelimiz olacak.
8 bin metrekareye yakın Türkiye’nin en büyük donuk pasta fabrikası oluyor.
Özellikle altını çizerek söylüyorum, nerede bu en büyük donuk pasta fabrikası?
Bir İstanbul’da değil, Bir Ankara’da değil, Türkiye’nin üç büyük ilinde değil.
Nerede? Kocaeli’nde.
Bizim yetkililerimiz ise bunu bilmiyor. Sanırım sorsak İstanbul’da derler.

“KOCAELİ’NDEKİ YETKİ
MAKAMLARINA ÇOK
SAYGIMLA HAYKIRIYORUM”

-Sanırım sitemkarsınız bu konuda…

Kocaeli’nin yetki makamında bulunan ve Kocaeli’nde böyle bir firmanın variyetinden haberdar olmayan yöneticilerimize sitemkar vaziyette söylüyorum. 
Buradan kalkıp Amerika’da, New Jersey’da, Seattle’da, Washington’da, 5. Cadde’de yürürken, bizim pastamızı yiyenler, burnunun dibindeki pasta fabrikasını bilmiyorlar.
Kocaeli’nde neden iyi üreticiler olmasın?
Neden Kandıra’da kurulan Gıda İhtisas Organize Sanayisi’nde, Kocaeli’nde nam yapmış, Kocaeli’nde bir yerlere gelmiş firmalara yer verilmiyor.
Soruyorum ve bunu haykırarak soruyorum.
İstanbullu, parası var, gelmiş buradan yer almış ne yapacağı da belli değil.
Hatta zamanında döneminde FETOCULARA peşkeş çekilmiş organize sanayinin, Kocaeli’nde iş yapmak isteyen müteşebbislere, neden tahsis edilmediğini, yöneticilere soruyorum.
Bana bunun cevabını versinler. Beni bugüne kadar tatmin eden, mutlu eden hiçbir cevap görmedim. Sadece hakkımı istiyorum, niye hakkımı vermiyorsunuz, neden bizi desteklemiyorsunuz? Haykırıyorum ve çok saygımla haykırıyorum.

“GÜZEL OLAN BEKLENİR”

-Beşüzzi ismi nereden geliyor, anlamı nedir?

Berceste’yi bilirsiniz, oradan Yusuf abi ki; çok değerli bir abimizdir. Berceste’nin açılımı Bereket, Cesaret, Tevazudur. Biz de dedik ki; “Bereket, Şükür, Zarafet, Ziyafet” olsun dedik.
2014 yılında Beşüzzi’nin yanına By Mozza markasını kurduk, bu marka bize ait.
2016’ya girerken, pasta akademisini kurduk, ona da PA yazdık.  
2017’nin ikinci çeyreğinde ise Beşüzzi iyi bir marka ama “Artık marketlerin markası olsun” dedik.  
Yeni bir marka olsun istedik ve markamızı Cake Station olarak belirledik.  Bu markaya iyi bir slogan gerekliydi. Bir gece aklıma “Beklemek güzeldir, doğru durakta” sloganı geldi ancak uzun olduğunu düşünerek sloganı “Güzel olan beklenir” şeklinde belirledim.
Bizim başka da sevdamız yok, duygumuz budur. İşi severken tek yönlü değil, çok yönlü sevmek lazım.

“2018’DE 2 BUÇUK MİLYON DOLAR
İHRACAT HEDEFİMİZ VAR,
2023 YILINDA DA
8 MİLYON DOLARLIK
BİR HEDEFİMİZ OLACAK.”

-Son olarak yeni kurulan fabrikanızla birlikte 2023 yılına giden süreci ve hedefleri değerlendirebilir misiniz?

2023 yılında Türkiye’de 5 şirketi oluşan, bu 5 şirketi de holding çatısı altında toplama hedeflerimiz var. Biz 2012 yılında limitet şirketimizi kurduk. 2016’da İstanbul Varyap Meridian’da dış ticaret şirketimizi kurduk. Bu şirketimiz sadece ürün pazarlıyor.
Biz orada ürün pazarlarken satışın Sat’ını, pazarlamanın Paz’ını birleştirip Sat-Paz yaptık.
Yanına da slogan olarak “Sonuç odak” dedik.
Orada da milliyetçi davrandık. Biz memleketçilik yaptık.
Örnek veriyorum; ben Muş’tan Sapanca’ya gelmişim, Sapanca’da doğmuşum, büyümüşüm.
Ama ben Sapancalıları Muşluları desteklerim mantığıyla değil, duygumuz bizim bu ilde, üretim yapan 81 vilayetin evladının ürünlerini de alıp satmak.
Bu yolda biz Göçmen Börekçisi’nin ürünlerini dünyaya satmaya başladık. İç piyasada Kipa’ya, Hakmar’a ve en son bombamız olarak da A.101’e soktuk. Milliyetçilik bu olsa gerek.
Biz 2018’e girerken 3. şirketimiz olan MZA’yı kurduk.
2019’da çok farklı üretimlere gireceğimiz dördüncü şirketimizi kuracağız.
2020-2021’de dünya çapında bir şirket kuracağız, 2023’de de tüm şirketleri holding çatısı altında toplayacağız.
Biz 2023’de koşacağız, 2023’e kadar bütün çocuklarımızı yürüteceğiz, bütün çocuklarımızı spor yaparak koşmaya hazırlayacağız.
Bu fabrikamız 2018 Şubat’ın 20’sinde bitmiş ve testerlara başlamış hale gelecek.
2018’de 2 buçuk milyon dolar ihracat hedefimiz var, 2023 yılında da 8 milyon dolarlık bir hedefimiz olacak. Bir aksilik olmazsa ihracatımız yüzde 20- 25’e tekabül edecek ki; yeni fabrikamızla birlikte kapasitemiz çok büyük olacak. Kısacası biz işimizi aşk ile yapıyoruz.

DİĞER HABERLER

HAYVANCILIĞIN BİLİRKİŞİSİ VOLKAN KARTAL…

HAYVANCILIĞIN BİLİRKİŞİSİ VOLKAN KARTAL…

Küçük yaşta ticaretle tanışmış, hayalinde de hep patron olmak varmış. Koç bünyesindeki tecrübesini, ilk kurduğu Körfez Güvenlik şirketinde deneyimlemiş, Volka Proje firmasıyla da bilgisayar yazılım, donanım ve teknik hizmetlerle Fabrikalara anahtar teslim işler yapmaya başlamış. Bugün hala büyük hacimli işlerin kurumsal firması konumunda Volka Proje… Bununla da kalmamış, özellikle devletin ciddi teşvikler verdiği, Hayvancılık sektörüne de 5 yıl önce adım atmış.

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

İş hayatına çocukken bir mahalle bakkalında çalışarak başlamış.“Tamam, buraya kadarmış” dediği şeker hastalığı,Aslında hayatının dönüm noktası olmuş.Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazandığı ilk günden itibarenÇalışma hayatının tamamen içinde olmuş.Günde maksimum 3-4 saat uyuyarak her gün web sitesi yapıp satmış.Öğrenciyken kurduğu kendi işinin hayalini 60 metrekare bir alanda başlamış.Bugün ise 4 dönüm üstünde uluslararası Hizmet veren bir firma konumunda BARAT Endüstriyel…Hem bağımsız, hem de hedefleri olan, üyelerine, Kentine yarar sağlayabilen BAŞSİAD’ın da başkanı.Ve O, başarılı bir iş adamı BARIŞ ARAT…

Haber İhbar Hattı

YAZARLAR

ANKET

Twitter

KENT REHBERİ


Halı Yıkama
Yağız Kebap
Okşin Beçet
Almila
Davetiyem
Fidan Spor
KKG
Volka Proje
Yelkent
Evdiz
Körfez Center AVM
Körfezin Sütçüsü
Kumpir
Bekiroğlu