Kocaeli Zirve
Hamza Ataç; Bizim işteki en büyük handikap, para kavramını kaybetmektir
Hamza Ataç; Bizim işteki en büyük handikap, para kavramını kaybetmektir
Zirve'dekiler
10 Ağustos 2018 Cuma 13:16
  • 23334
  • 1

Hamza Ataç; Bizim işteki en büyük handikap, para kavramını kaybetmektir

İlkokulda simit satmak için, babasından 10 simit parası almış. O ilk gün simit satamayınca ağlamaya başlamış, Ama bir taraftan da “Simitçi” diye bağırarak ağlıyormuş. Ağladığını gören bir kadın, ticaretteki o ilk simidini almış. Onun çalışma hayatına dair hikayesi de böyle başlamış.

Simit satmakla kalmamış, pazarda limonata satmış,
Teyzelerin Pazar çantalarını taşımış,
İlk cep telefonunu da mobilyacıda çalışırken almış.
Babası Yakup Ataç’ın yaptığı inşaatlarda çalışmış.
Kısacık boyu, yamula yamula taşıdığı el arabası ise annesinin gözyaşları olmuş.
Yılmamış avuç içleri patlamış ama inşaata dair ne varsa çalışarak öğrenmiş.
19 yaşında ilk ihale dosyasını hazırlamış.
Daha o zamanlardan hayali inşaat sektörü ve kendi işinin başında olmakmış.
Bu hikaye de çocukluktan başlayıp,
Askerlik dönüşü eline 20 bin verilerek devam eden bir başarı hikayesi…
Saat 11:45 O’nun dönüm noktası.
O, ATAÇ markasının kurucusu Yakup Ataç’ın oğlu,
O, hayallerinin peşinden yılmadan çalışarak giden genç bir işadamı,
O, yaptığı en son Ataçlar Yeşilova projesiyle konuşulan,
ATAÇ İNŞAAT’ın sahibi HAMZA ATAÇ…

HAZIRLAYAN:TÜLAY DURAN

 

-Hamza Bey, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1989, İzmit doğumluyum, 4 kardeşiz. 1970 yılında İzmit’e ilk büyük amcam gelmiş ve Philips’te işe başlamış. 1972 yılında da babam Yakup Ataç’ı Van’dan İzmit’e getirerek Brisa’da işe başlatmış. Babamın arkasından da diğer amcam gelmiş. İlk başta Topçular Asri Mezarlığı’nda oturuyorduk, arkasından Brisa’nın Plaj Yolu’nda bulunan tesislerine taşındık. En son ise Kandıra Sapağı’nın oradaki ve sahibi olduğumuz Maçka’nın olduğu yerde oturmaya başladık. Bu mahallede doğduk ve büyüdük diyebilirim.

 

“AĞLAYA AĞLAYA İLK SİMİTİMİ SATTIM”

-Çalışma hayatınıza dair süreciniz ne zaman başladı?

Küçüklüğümden itibaren çalıştım. Babam Yakup Ataç, dediğim gibi Brisa’da çalışıyordu ve maaşı da iyiydi ama bunun dışında arsa alıp, ev yapardı. O zamanlar Üçyolda’ydık ve mahallemizdeki çocukların her biri de bir şeyler yapıyorlardı. Ben de simit satmaya karar verdim ve babamdan 10 simit parası aldım ama o 10 simitten sadece bir tane satabildim. O da hiç simit satamayınca ağlayarak amcamlara doğru yürümeye başladım, bir taraftan da yine ağlayarak “Simitçi” diye bağırıyordum. Ağladığımı gören kadın, beni yanına çağırdı ve benden bir simit aldı, anlayacağınız ağlaya ağlaya simit sattım. (gülüyor) Ama sonra çok iyi gitti işlerim. Küçüklüğümden beri babamdan, doğru düzgün para almışlığım yoktur. Simit satarken, Cumartesi Pazarı’nda da tezgahımda limonata sattım. Hatta tezgah arabamı eski parayla 25 milyona yaptırmıştım. Pazarda teyzelerin Pazar çantalarını da taşıdım. Oradan da para kazandım. Bunları yaparken beşe gidiyordum, yani 11 yaşlarındaydım. Uluspazarı açıldığında da kadın iç çamaşırı ve bornoz satmaya başladım.

 

 

“ORTAOKULDAYKEN MOBİLYACIDA ÇALIŞTIM, İLK CEP TELEFONUMU DA O DÖNEMLERDE ALDIM”

-Babanız sonuçta iyi para kazanıyordu, çalışmanıza da gerek yoktu, babanızın burada çalışmamanız yönünde müdahalesi olmadı mı?

Babam beni çalışayım diye bırakıyordu ve hususi çalışayım, bir şeyler yapayım diye uğraşıyordu. Ortaokuldayken mobilyacıda çalışmaya başladım. Hatta işe başlarken haftalık ne kadar alacağımı da konuşmamıştık. Kafamda, “Haftalık 5 milyon verse, 4 milyona internet kafeye gitsem, 1 milyonla da bisküvi alsam, bana yeter” düşüncesi vardı. Bana haftalık 35 milyon (eski parayla) verdi, havalara uçtum, resmen aklım şaştı ve ne yapacağımı bilemedim. Hemen dondurma aldım ve koşarak anneme gittim. Tam lise bire geçeceğim dönemdi. Herkesin cep telefonu vardı ve ben de cep telefonu almak çok istiyordum ama babam bu konuda razı değildi. Tabi o parayı kazanınca haftada 35,35 babama ödeme şartıyla babamdan cep telefonu almasını istedim. Ama bir sorun vardı ki; haftalığımı babama verdiğimde, bana hiç para kalmıyordu. Ne yapacağım diye düşünürken; babama yalandan parayı kaybettiğimi söyledim. (gülüyor) Babam tabi buna inanmadı ama annem iki hafta boyunca mahallede para aradı. Telefonumu aldım ama hayatımda duyduğum en güzel duyguydu, bugün gibi hatırlıyorum. İlk cep telefonuma bu şekilde sahip olmuştum. Yaz tatillerinde yine mobilyacıda çalıştım ama bu sefer 3-4 mobilyacı dolaştım. 35 veriyorlar, beğenmeyip başka mobilyacıya geçttim, artık bana da teklifler gelmeye başladı. O yaz 3 tane yerde çalışmıştım.

 

“HAYALİM, İNŞAAT SEKTÖRÜNDE VE KENDİ İŞİMİN BAŞINDA OLMAKTI”

-O yaşlarda kafanda geleceğe dair planlar ve hayaller var mıydı?

Hayalim hep buydu, yani inşaat sektöründe ve kendi işimin başında olmaktı. Başkalarının yanında durup, maaşlı çalışmak istemiyordum. Küçükken bile “Bana bunlar bunu söylememeli, benim söylemem gerek” diyordum. Bir de her zaman çok para kazanma düşüncesi vardı. Bana göre ben şuan hayalimi yaşıyorum. Daha ne olabilir ki; istediğim her şeyi alıp yapabiliyorum, istediğim her şeyi yiyip içebiliyorum, istediğimi giyebiliyorum, daha insanın hayalinde ne olabilir ki…

 

 

“2006 YILINDA BELEDİYENİN EN YÜKSEK İHALELERİNDEN BİRİNİ ALDIK.”

-Sonuçta babanız çalışırken de arsa alıp, ev yapıyormuş, ilk ne zaman ATAÇ İNŞAAT’ın temelleri atıldı?

2004 yılında babam Brisa’dan ayrıldığında, alçı ve dekorasyon işleri yapılması amacıyla Ataç İnşaat’ın kurulması konuşuluyordu ki; ben daha küçüktüm. Bizim, Kandıra Sapağı’nın oradaki Maçka’nın hemen yanında köşede ofisimiz vardı. 2005 yılında da şirket resmileşti ve devlet ihalelerine girmeye başladık. Bir anda çok hızlı ihale sistemine geçtik. Babam ilkokul mezunuydu ama işi o kadar iyi kavradı ki; takır takır ihalelere girmeye başladık. 2006 yılında belediyenin en yüksek ihalelerinden birini aldık. 2005’te kurulan bir firma olarak, 2006 yılında böyle bir ihaleyi almak bizim için çok önemliydi ve çok güzel bir işti. O zamanlardan itibaren işler büyümeye ve ilerlemeye başladı. Bunların yanında okul tadilat ve restorasyon işleri de almaya başladık. Ben tabi babamın yanında sektöre dair pişmeye başladım ama masa başı değil tamamen inşaatta çalışıyordum. 2007’nin sonuna doğru beni inşaatlardan çekmeye başladı, 2008’ in başında da yani 19 yaşındayken, artık ihale dosyaları hazırlamaya başlamıştım.

 

“BABAM BENİ İŞTEN KOVDU, BEN DE BÜYÜKADA’YA GİDEREK MARKETTE ÇALIŞIP BİSİKLETLE SERVİS YAPTIM”

İhale hazırlayan kişilerin yaşlarına baktığımızda ben onlardan 20 kat aşağıdaydım. Babam bir de beni gönderir, arkasına bile bakmazdı, “Ne yaparsan yap” derdi. Babamın bu huyu zaten beni bu şekilde iş konusunda canlandırdı. 2008 yılında bir yıl ara verdim çünkü babam beni işten kovdu.  Aslında bu onun sistemiydi, ben her zaman babamın yanında çalışıyor izlenimi verdiğim için, “Baba yanında çalışıyorsun, hele bir elin yanında çalış da gör bakalım” diyordu. Ben de burada iş bulamayınca, bastım gittim Büyükada’ya. Büyükada’da bir markette çalışıp, bisikletle servis yapıyordum. Sabah 6’da kalkıp, gazeteleri toplardım ve siparişleri alıp Büyükada’yı tamamen dolaşıp, dağıtırdım. Bir yıla yakın bu şekilde çalıştım.

 

-Peki anneyi sormak istiyorum, hani anne yüreği derler ya; sizin küçük yaşta böyle çalışmanıza nasıl tepki veriyordu?  

Bir gün Yahyakaptan İlkokulu’nun tadilatını yapıyoruz. Babam ustaya el arabasını doldurttu. Zaten kısa boyluyum, yamula yamula o dolu olan el arabasını taşımaya çalışıyorum. Annem de gelmiş, duvarın arkasından bana bakıp, bir taraftan da ağlıyormuş. Babama “Sen benim oğlumu perişan ediyorsun” diye sitem edip, babamla konuşmazmış. Ben o kadar çok çalışıyordum ki; dediğim gibi sadece inşaat değil Cumartesi Pazarı’nda da su damacanalarını indirirdik. Ondan da 15 lira alırdım ama forklift çıktı biz de ekmeğimizden olduk. (gülüyor) Biz boşlukları hep değerlendirdik, hep çalıştık.

 

 

-Büyükada’dan sonra süreç nasıl ilerledi?

Bir seneye yakın Büyükada’da çalıştıktan sonra tekrar geri döndüm ama babam beni pimapenciye soktu. Aslında babam beni inşaata dair her dalda yetiştirdi. Ama ben de deli gibi çalışıyordum. İnşaatta bile bir ustaya 6-7 tane amele verirdi ama beni tek çalıştırırdı, benim avuç içlerim patlardı. Pimapencide çalışırken, işe gitmek için Toyota’nın önünden otobüse binerdim. Bir gün ayağım kaydı ve yüzüstü asfalta düştüm. Yüzüm paramparça oldu. Babam da o gün Ankara’ya ihaleye gidiyordu ki; çok büyük bir iş alacaktı. Benim yüzümden gitmedi, belki de o ihale bizim dönüm sürecimiz olacaktı. Bu süreçten sonra tekrar babamın yanında işe geri döndüm. Seka’nın orada bulunan Azerbaycan ve Balkan Türkleri Evleri’nin her ikisinin de ihalesi vardı. İhaleye giderken, ihale dosyalarını karıştırdım, düşük vermem gerekene yüksek, yüksek vermem gerekene düşük fiyat verdim. Yani teklifleri birbirinden düşük attım. Tabi yüksek vermem gerekip, düşük verdiğim ihale bende kaldı. Diğer ihale de ertesi gündü. Babam çıldırdı, öldürecekti beni (gülüyor) Ben de hemen kaçtım yanından. Kaçıyorum ama ertesi günkü ihaleyi de alması gerekiyor. Geri geldim, anlattım babama. Babam da gitti ve o ihaleyi aldı. Bu tabi ki kesinlikle bildiğin şanstı. Böylelikle dengeyi yakalamış olduk. Ondan sonra SGK Hastanesi’nin iç tadilat işini aldık.

 

“BU İŞ BENİM ÖMRÜM BOYUNCA GÖRECEĞİM EN ZİRVE İŞTİ. “

O süreçte yine bir şey oldu ve babam beni yine işten kovdu. Artık ben de işin kurnazı olduğum için çok iyi bir iş buldum. Sabiha Gökçen’de uçak hangarı inşaatında kısım şefliği yapmaya başladım. Bu iş benim ömrüm boyunca göreceğim en zirve işti. Hem kurumsal firmaydı, hem de en çok işi ve en çok kısım görebileceğim bir yerdi. Daha 21 yaşındaydım. O firmada işim çok güzeldi, 3 bin lira maaş alıyordum, günlük 100 lira da harcırahım vardı. Hatta bana şirket arabası da vermişlerdi, her şeyimi karşılıyorlardı, o kadar benim için iyi bir işti. Ben gittiğimde 70 bin zarardaydılar, iki buçuk ay çalıştım, iki buçuk ayın sonunda da 140 bin artıyla çıktım. İki ayın sonunda onlara 210 bin gibi iyi bir kazanç sağlamıştım. Babam ameliyat olduğu için, ayrılmak zorunda kaldım ki; firma hiç çıkmamı istememişti. Bu arada orada da çalışırken, babamın inşaatlarında şantiyeye gelip, yardımcı oluyordum.

 

 

-İhale işlerinden konut işlerine nasıl giriş yaptınız?

2012 yılında mal alım ihalelerine giriyorduk, araştırmalarımız da devam ediyordu ve biz personel alım ihalelerine başladık. 176 tane personel alımı yaptık, sonra bir firmayla ortak olduk ve TRT ile sosyal hizmetlerdeki personeller bizle çalışıyordu. Çok iyi bir iş yakalamıştık, bizim için inanılmaz bir sektördü. Ama babam zamanla bu sektörden çekildi ve konut işine girmeye karar verdik. Kaymakamlığın orada bir arsa gördük. Küçük bir arsaydı, “Bir yapalım, ne olacak” derken; bir baktık ihalelerle boşuna cebelleşmişiz. Küçücük yer, bize ciddi bir gelir sağlamıştı. Daha sonra Akmeşe’de Mahalle Konağı’nın ihalesini almıştık. Oraya başlarken ben askere, daha doğrusu evlenmek için askere gittim.

 

“BABAM HAYATINDA İLK DEFA KREDİ ÇEKEREK BENİM İÇİN O ARSAYI ALDI.”

-Askerden döndüğünüzde artık tamamen işleri devir aldınız mı?

1 Haziran 2013 yılında döndüğümde gördüm ki; iş konusunda bayağı gerilemişiz ve ciddi sıkıntılar içerisindeyiz. Askerden döndüğüm günün ertesi günü babam bana 20 bin vererek, “Ne yaparsan yap” deyip, yüzde yüz şirketi devir etti. 3 ay sonra da benim düğün yapmam gerekiyordu ve elimde de 20 bin vardı. O parayla hem evlenecektim, hem iş kuracaktım, hem de gelir sağlayacaktım. Tabi bu düşüncelerden sabahlara kadar uyuyamadım. Burada bir emlakçı abi vardı, Yahyakaptan Yolu üzerinde, Kocaeli Köfte’nin arkasında bir arsa olduğunu ve bedelinin de 460 bin TL olduğunu söyledi. Elimde 20-25 bin eder, etmez bir aracım, bir de belediyenin 50 bin TL’lik çekleri vardı. Bir baktım kredi kart ödemesi geldi, onu ödedim, çek ödemesi geldi, onu ödedim, sigorta ödemeleri derken 35 bin param kaldı. Bir yandan da düğün var, korkuyorum. Babama bu arsayı almam gerektiğini söyledim. Babam hayatında ilk defa kredi çekerek o arsayı aldı. Bunu benim için ve ben istediğim için yaptı. 430 bin kredi çıkarttı, 30 bin lira da ben verdim ki; tapu masrafını da babamdan aldım sonuçta elimde hiç param kalmamıştı.

 

“HAYATIM BOYUNCA SAAT 11:45’Şİ HİÇ UNUTMAYACAĞIM”

Çok heyecanlıydım, arsayı aldım ama tamamen sıfırlamıştım ve 3 ay sonra da düğünüm vardı. Projeciye gittim, rica ettim ve 1 ay sonra verebileceğimi söyledim, herkese bir ay sonra diyerek dolaştım. Projeler, görseller çıkmaya başladı. Anneme de gelerek inşaata branda asmak için 200 TL borç istedim. Anneme de “Bir ay sonra vereceğim” dedim. (gülüyor) Brandamı da yaptırarak astım. Babamın arabasını servise götürmem gerekiyordu, hiç param yoktu, elimde de kredi kart vardı, onunla da babamın servis ücretini ödeyecektim. Servis Adapazarı’ndaydı, gitmeden önce amcamların oraya uğradım. Saat tam 11:45’di ki; hayatım boyunca bu saati hiç unutmayacağım, bir telefon geldi. Biri arsanın orada olduğunu söyledi ve gelmemi istedi. Gittim adamın elinde bir poşet, poşetin içinde de para, “Artık yürüyemeyeceğim, al bunu, bize bir daire ver” dedi. Ramazan’dı ve çok sıcaktı. Şaka mı diye baktım ama adamı da götürebileceğim bir ofisim bile yoktu çünkü babam ofisi ben askere gidince kiraya vermişti. Adama böyle olmayacağını, bu poşeti alarak yarın gelmelerini söyledim. Adam da İstanbul’dan geldiklerini, 2 gün burada olduklarını ve “Al bu parayı, bize daire ver” diyerek lafını tekrar yineledi. Poşette 98 bin TL vardı ve ben o parayla “Bir ay sonra ödeyeceğim” dediğim herkesin parasını ödedim. Demir aldım, beton aldım, sonra ben Maçka Restoran’ın standart bir masasında, bir buçuk ay içinde 10 tane daireyi sattım.

 

“PEYNİR EKMEK GİBİ DAİRE SATMAYA BAŞLADIM”

Gittim hemen yeni bir yer aldım, onu da sattım, gittim otogarın orada yine bir arsa aldım ki; yine otogarın orada bir arkadaşımla bir yer daha aldık. Artık işlerim o kadar hızlandı ki; peynir ekmek gibi daire satmaya başladım. Artık şık bir ofise sahiptim, gelenimiz gidenimiz bitmiyordu. Güle oynaya da düğün yaptım ve bin 300 kişi ağırladım düğünümde. Gerçekten benim için de güzel bir düğün oldu. Artık düzenim oturmaya başladı, cebimde 20-30 bin lirayla dolaşıyor oldum ve bir şey olduğunda hemen tak alıyordum. Özgüvenim o kadar çok arttı ki; özgüven konusunda da zirvedeyim. Bir gün Maçka’da oturuyorum bir emlakçı aradı ve Konak Hastanesi’nin orada satılık bir arsa olduğunu söyledi. Ben o arsaya daha önceden bakmıştım. Söylenen 2 parseldi ama baktım 3 parsel, “3 parseli de verirseniz alırım” dedim. Arsanın olduğu yere gittik ve emlakçı bedelinin bir milyon 100 bin olduğunu söyledi. Bu arada yıl 2015. Benim için çok iyi bir paraydı. Nasıl olur, nasıl olmaz diye hemen hesap kitap yaptım. Pazarlık yapıp yapamayacağımı sordum, yapmayacaklarını söyledi ve emlakçıya “Siz ne kadar istiyorsunuz” dedim. İstediği para olan 20 bin TL’yi emlakçıya vererek “Bu arsayı alıyorum” dedim. Babamı hemen oraya çağırdım ve yeri gösterdim. Babam da normalde hiç bakmaz ama “Güzel bir yer, hayırlı olsun diyerek” çekti gitti. Kaça alıyorsun, ne yapıyorsun, ne kadar kazanıyorsun, hiçbir şey söylemeden gitti. Orası bizim dönüm noktamız oldu. Ondan sonra Bağçeşme’ye açıldık ve akıllı ev sistemlerini uyguladık. Bayrak ve Papatya isminde iki site yaptık. Ondan sonra da Yeşilova’da şuan yaptığımız Ataçlar Yeşilova projesine başladık.

 

“ATAÇLAR YEŞİLOVA PROJEMİZİN BİTMESİNE BİR BUÇUK AYLIK BİR SÜREÇ VAR”

-Ataçlar Yeşilova projenizden bahseder misiniz?

İki buçuk dönüm üstünde konumlanan, 2 bloktan oluşan toplam 34 dairelik hatta içinde de bir anıtı olan bir proje. Bloklarımız asansörlü, spor salonu ve de sığınağı da bulunmakta. Bu projede peyzajımızla, oyun parkımızın ve oturma gruplarımızın olduğu geniş bir bahçemiz mevcut. Bir blokta 14 daire, diğer blokta ise 20 dairemiz var. Arkadaki sığınak da bir blok gibi duruyor, yere gömmedim, onun üst kısmında da ailelerin küçük çaplı düzenleyeceği cemiyetler için uygun bir ortam oluşturduk. Daire tipleri 2+1, 3+1 karışık bahçe ve çatı dublekslerimiz var,  ara katlarda 3+1 yapmadık.  Ara katlarda 100 metrekare 2+1 dairelerimiz, 145, 155, 160 metrekare bahçe ve çatı dubleksler olmak üzere 3+1 dairelerimiz var. 135 metrekarede yine bahçe ve çatı dubleksli 2+1 daireler de mevcut. Sınıflandırma çok, bir insanın ev almak istediğinde gelip alabileceği bir konumda. Bilgi Küpü Özel Okulları’nın hemen üstünde. Lokasyonu çok iyi, hatta en güzel özelliği ise; bir yıl, bir buçuk yıllık projelerin bile yolları yapılmamıştır, hemen altımızda okul olduğu için, yollar asfaltlanmış durumda. Yani yolumuz da hazır durumda. Bu projemizin bitmesine bir buçuk aylık bir süreç var. Yüzde 60’şı da satılmış durumda. Yine Yeşilova’da  2-3 tane arsa görüşmemiz var. Onları da satın almak üzereyiz.

 

-Daha önceki projelere isimlerinde Ataçlar’ı kullanmamıştınız. Şimdi Yeşilova ile görüyoruz ki; artık Ataç ismi ön planda. Bundan sonraki projelerde de bunu görebilecek miyiz?

Ataçlar Yeşilova projesi ile bir sisteme oturttuk. Ataçlar ismi yapacağımız bütün projelerimizde olacak. Daha önceden yeğenlerimin isimlerini hep veriyorduk. Yeşilova’da başka bir projemiz olduğunda onu 1-2-3 diye numaralandıracağız. Yani  Ataçlar Yeşilova1 ve2 diye gidecek. Başiskele’de yaptığımızda Ataçlar Başiskele olacak. Kararı böyle kıldık. Sürekli isim aramaktansa isminin bilinirliğini artırmak hedefimiz. İsimle büyümek çok önemlidir. Kendi reklamını da yapmış oluyorsun.

 

-Yaşadığımız ülkemizin bu sürecinde daire satışlarınız etkileniyor mu?

Yaşadığımız bu süreçte daire satımı ölümüne etkiliyor mu, hayır bizi etkilemiyor çünkü gerekli tedbirleri ön görerek almıştık. Babam işe karışmaz ama süreçleri iyi takip eder, 2016 yılının sonuna geliyordu beni yanına çağırdı, “Kesinlikle çek yazmıyorsun” dedi. Bizim ne çekimiz vardır, ne de kredimiz, biz ödemelerimizi düzene sokmuşuzdur, ödememiz gelir, alacağımızı alır, ödeme zamanları gelir, yapmamız gereken ödemeleri yaparak işlerimizi bitiririz. Yani şuan piyasada çeki dışarda olmayan müteahhit bir firma arıyorsanız çok nadirdir. O yüzden bir rahatlığımız var ve ödeme sıkıntısı, alım sıkıntısı çekmiyoruz, bir de kira gelirlerimiz olduğu için yaşam sıkıntımız yok. Bizim kira gelirimiz olmasaydı, daire satamadığımızda; ödeme sıkıntısının dışında, yaşam sıkıntısı çekmeye başlardık.

 

“NE OLURSA OLSUN BİR KONSEPT BİR İŞLETME AÇACAĞIM.”

-Peki, inşaat sektörünün dışında yapmayı planladığınız veya yaptığınız farklı bir iş sektörü var mı?

Bir işletme yani bir restoran, bir kafe açmak istiyorum. İnşaat tabi ki devam edecek, inşaat bizim gerçeğimiz, ben inşaatı yenemem ama o beni yendi. Bir işletme açıp, arazi alım satımlarında babama destek verip artırmayı düşünüyorum. İşletme açma sebebim de bizim çok boş vaktimiz oluyor. Bir tane zamanında Yalova’da 4 ortak Alaçatı Muhallebicisi açmıştık. Maalesef devam ettiremedik ve 2 ortak Sait arkadaşımla birlikte ayrıldık. İnsanlarla muhabbet etmek, insanları ağırlamak benim hoşuma gidiyor ve ne olursa olsun bir konsept bir işletme açacağım. Bu konuyla ilgili planım da inşaatım bitmek üzere, biter bitmez bir yer bakacağım, lokasyon olarak da değişik yerleri düşünüyorum hatta Serdivan bile olabilir. Ama kesinlikle AVM’ ye girmem, Kandıra Sapağı’nda Yahyakaptan yolu üzerinde de bir yer bulabilirsem burası da olur. Döviz alım satım olarak da kendi çapımda yapıyorum çünkü kendime de bu konuda rahatsızlık vermek istemiyorum. TÜMSİAD’ ta da İzmit ilçe sorumlusuyum, orada da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Devlet ihalelerine de tekrar girmeyi planlıyorum. Yani anlayacağınız üç, dört tane adım atıp, boş kalmak istemiyorum.

 

 

“İŞİ ALIR, CEBİ PARA GÖRÜR, CEBİ PARA GÖRÜR GÖRMEZ ÖNCE KENDİNİ, SONRA ARABAYI, SONRA DA EVİ YENİLER.”

-Genç bir iş adamısınız, bu sektöre girecek genç girişimcilere ne söylemek istersiniz, bu sektördeki en büyük handikap nedir?

Rehavete kapılmamak lazım. Kesinlikle çabuk batan müteahhitlerde ben şunu görürüm; işi alır, cebi para görür, cebi para görür görmez önce kendini yeniler, sonra arabayı yeniler, sonra da evi yeniler. Bu da adım adım batış sürecidir. Bu işte inanılmaz para akıyor, hatta paranızın ne kadar olduğunu bilmiyorsunuz. Bizim işte en büyük handikap da o para kavramını kaybetmektir. Paranın kavramını kaybeden insanlar, daire satamadıklarında bile şahsi harcamalarını rahat yaptıklarından döngü düşüyor. Döngü düştüğünde ve harcamalar da devam ettiğinde sonuç olarak da batıyorsun. Şuan piyasadaki herkesin döngüsü kesildi. Limitini bilmeyen batıyor. Bizim ailemizin en güzel sistemi şu; herkesin maaşı var, babamın, annemin, benim, kardeşimin, hanımımın. Bu maaşların dışında diğer bütün ödemeler de bendedir. Kimse arabasına mazot dahi almaz, bütün faturalar bana gelir. Herkes şahsi giderlerini maaşlarından karşılar, diğer bütün harcamaları da ben yaparım. Alışverişler benim kredi kartımdan halledilir, bütün sistem bende ilerler, kontrolü de ben sağlarım. Bu sefer ay sonu gelip kredi kartına baktığımda hızlı gidiliyorsa müdahalemi de yaparım veya kendime bakarım, maaşımı bitirip, içeriden para almışsam, bu da yanlıştır, kendimi uyarırım. En önemli şey paranın rehavetine kapılmamak lazım, aslında gençler için değil, herkes için geçerlidir bu. Diğer konu da insanlarda cebine 100 bin koyan, bir temel atarım, oradan da yürürüm mantığı var.

 

“BİR İNSANI BATIRAN TEK ŞEY DÜZENSİZ VE SÜRPRİZ ÖDEMELERDİR.”

2005’ten beri faaliyette olan, geliri, gideri ve ailenin de belli bir yaşam giderleri olan bir firmayız. Yaşam standartları yükseliyor ve bunu da karşılamak zorlaşıyor. Şimdi 3-5 bin lira maaşla çalışan biri diyor ki; babadan bir daire kalıyor veya kendi dairesini satıyor, gidiyor arsa alıp, parayı kat karşılığı arsaya bağlıyor, oradan bir daire satıyor ve oradan da yürümeye çalışıyor. Şunu düşünüyorlar, aylık 5 bin maaş alırım, bunu da yaparak aylık 10 bin gelirim gelir. Bu adam bu piyasayı bitirecek adamdır aslında. Bu iş bu şekilde yürümez. Çünkü 10 bin lira bana aylık yeter diyen, ucuz ucuz daire satacak ama adam bu parayı gördükten sonra rehavete kapılacak. Sonra bir bakacak aylık giderleri 15-20 bini bulmuş. Her ay eksiye gidecek, şuan o kadar çok batık insan var ki; battığından haberi yok. Onların bu durumu da tabi bizi etkiliyor. Ben orada 240 bine daire satarken yanımdaki adam 175 bine daire satıyor. Niye çünkü batmış, başka ne yapacak ki… O günkü çekini ödemenin derdinde, sadece o günü düşünerek hareket ediyor. Bu sefer benim taşeronum benden 3 ayda bir para isterken; ona parası takılınca benden her gün para istemeye başlıyor. Bu sefer benim finans düzenim bozuluyor. Bir insanı batıran tek şey düzensiz ve sürpriz ödemelerdir.

 

“KRİZ KISMINDA GEMİSİNİ YÜRÜTEN KAPTANDIR.”

-Türkiye belli bir sıkıntılardan geçiyor, sektörü ve bu kriz ortamında kendinizi nasıl görüyorsunuz?

Bu sektör biter. Yapılması gereken şey ise; üç, dört firma birleşerek güç oluşturup büyük projelerde yer almaktır. Böylelikle hem finans gücün, hem de satış gücün artacak. Ya olacaksın ya da olmayacaksın, piyasa onu gösteriyor. Şuan 30 yaşındayım, yani tam para kazanma yaşındayım. Ben 10-15 sene sonra riske girmeye korkarım. Aslında bizim gibi insanların şuan para kazanma zamanı. Bizim borcumuz yok, harcımız yok. İnsanların düşürdüğü sektörler, bıraktığı veya bırakmak zorunda kaldığı işleri bizim kapmamız, bizim o iş yapabilirlik açıklarını aktivasyon alıp, kapatmamız lazım. Krizde iki çeşit firmalar oluyor. Bir batanlar diğeri de yüzde 100 büyüyenler. Aslında bir kısım daha var, onlar da stabil kalanlar. Kriz kısmında gemisini yürüten kaptandır. Yüzde 40 yüzde 50 eksi ile bile kapatsa, o benim gözümde kaptandır. Çünkü ciddi anlamda piyasada sıkıntı var. Bu krizde yüzde 100,200 hatta 500 büyüyenler ise onlar artık amiral oluyor. Bu tabi öngörüyü iyi görmekle de alakalı ki; kriz bağıra bağıra geldi.

 

 

“20 BİN LİRA KİRA GELİRİNİ SAĞLAYAN KENARA ÇEKİLSİN.”

-Hamza bey, son cümlelerinizi Ataç markasının temsilcisi olarak alabilir miyiz?

Bizim çok güzel bir ailemiz var, Ataç markası da bu ailenin babasından Yakup Ataç’tan çıktı, biz de geminin yardımcı kaptanıydık, benden sonra kardeşim ve ondan sonra da 2 oğlum var. İnşallah onlar da devam eder. Babam “Ben buraya kadar getirdim, bundan sonra sizde, ne yaparsanız, yapın” dedi. Ben de “Bir beş sene sonra anonim şirketine çeviririm, kardeşim ve sonrasında oğullarım da artık ne yaparsa yaparlar” diyorum. Babamın bir lafı vardır; “20 bin lira kira gelirini sağlayan kenara çekilsin.” Kendisi de bunu sağladığı için kenara çekilmiş durumda, inşallah istediğim o işletmeyi açıp, sabit bir de kira geliri ayarlayabilirsem diğer hayalime geçeceğim.

 

“BEN EMEKLİLİĞİMİ 45 YAŞIMDA GÖRMEK İSTİYORUM.”

 O da 200 metrekare gibi bir yerde bir kulübem olsun istiyorum. Bir yerinde mangal yapabilecek bir ocak olsun, arkadaşlarım gelsin, mangalda da elemanım olsun, bize de mangal yapsın. Yiyelim, muhabbet edelim, ben hamağıma yatıp orada da uyanayım. Ben bunu yapacağım. İnsanlar emekliliğini 60-65 yaşlarında görür ya; ben emekliliğimi 45 yaşımda görmek istiyorum. Babamla ben hiç gezemedim, eskiden en büyük gezmeler, eğlenceler pikniklerdi, gelirimiz vardı ama hiç aile olarak otele tatil yerine gitmişliğimiz yoktu. En büyük hayalim de çoluğumu çocuğumu alayım, gideyim yurtiçi, yurtdışı onlarla gezeyim.

YORUMLAR

  • Toplam 1 Yorum
default photo
Yazan: Havva K.

Allah yolunu açık etsin, ailenle birlikte mutlu huzurlu bir hayat dilerim. En değerli varlık aile çok güzel bir yere deginmissin kardeşim. Bol kazanclar

0 Beğendim
0 Beğenmedim

DİĞER HABERLER

HAYVANCILIĞIN BİLİRKİŞİSİ VOLKAN KARTAL…

HAYVANCILIĞIN BİLİRKİŞİSİ VOLKAN KARTAL…

Küçük yaşta ticaretle tanışmış, hayalinde de hep patron olmak varmış. Koç bünyesindeki tecrübesini, ilk kurduğu Körfez Güvenlik şirketinde deneyimlemiş, Volka Proje firmasıyla da bilgisayar yazılım, donanım ve teknik hizmetlerle Fabrikalara anahtar teslim işler yapmaya başlamış. Bugün hala büyük hacimli işlerin kurumsal firması konumunda Volka Proje… Bununla da kalmamış, özellikle devletin ciddi teşvikler verdiği, Hayvancılık sektörüne de 5 yıl önce adım atmış.

KÖŞE YAZARLARI

ANKET

SON YORUMLAR

Karaosmanoğlu; Muhalefet adına üzülüyorum

Yazan: Emre Celik

Yorum: Ya bu adam zamanında bizim öğrtmenimizdi. Yüzüne bakınca içiniz ferahlardı.Cidden nur yüzlü bir adamdı. Şimdi şu resmine bakıyorum. İnsanın yaptıkları hakikaten yüzüne yansıyormuş. Alakası kalmamış.

Cemil Yaman, Erdoğan'la Macaristan'da

Yazan: Dilovası

Yorum: Helal olsun gerçekten büyük başarıdır tebrikler

Baran vatandaşa telefonla ulaşıyor

Yazan: Herekeli

Yorum: Kamuoyunda iyi bir izlenim bıraktığı kesnlikle hikaye, REİS ne demişti benim yanıma bu tanıdım şu akrabam diye kimse gelmesin Baran koşturup dursun boşuna çünkü son çırpınışları ElvEda BLD.BŞK.ğı

“İndirim her alanda yapılmalı”

Yazan: Körfezli

Yorum: Başkan doğru söylüyor İndirim her alanda olmalı Başta KÖRFEZ İZMİT TAM 3,50 TL yerine 2,00 TL Öğrenci 1,00 TL indi - bindi 1,00 TL Ne güzel olur

Genç kadın kurtarılamadı

Yazan: Onur gezen

Yorum: Allah rahmet eylesin.mekanin cennet olsun Neval.

Genç kadın kurtarılamadı

Yazan: Varli

Yorum: Bir insan vefat etmiş,bu haberin ortasında reklam olcak is mi? Biraz daha anlayış biraz daha insanlık lutfen

Baran saha çalışmalarını hızlandırdı

Yazan: Körfezli

Yorum: Baran sözde Saha çalışmalarını hızlandırmış gözüksede Bu Dönem BLD.BŞK. lığına aday gösterilmeyecek

Balıkçı; Herkesin desteğini istiyorum

Yazan: Mehmet yılmaz

Yorum: Güzel insan

Aksu’dan Şevki Demirci’ye 6 soru

Yazan: Tuncay karacan

Yorum: Sahte diplomalı sahte ikametli adam bunlara nasıl cevap versin

Adaylık kriterleri; “Adil olacak, şan şöhret sevmeyecek”

Yazan: Körfezli

Yorum: Yukarıda açıklanan Adaylık Kriterlerin Hiç birisi bld.bşk. Baran da Yok Kibir onda Halka Yukarıdan bakma onda ne ararsan var Körfez Baran devam kararı alırsa AK PARTİ KÖrfez de kaybeder

KENT REHBERİ