Kandemir; Arabuluculuk kurumu, toplum barışına hizmet verecektir
Kandemir; Arabuluculuk kurumu, toplum barışına hizmet verecektir
Zirve'dekiler
04 Eylül 2018 Salı 12:40
  • 20973
  • 0

Kandemir; Arabuluculuk kurumu, toplum barışına hizmet verecektir

Arabuluculuk, dünyada hukukun tüm dalında dava şartı olarak görülmekte.Türkiye’de ise ilk, işçi, işveren uyuşmazlıklarıyla ilgili arabuluculuğun, Dava şartı olması yolunda bir yasal düzenleme yapıldı. Yani, işçi veya işverenin işe iade ve işçilik alacaklarına ilişkin dava açmazdan evvel, Arabulucuya başvurması zorunluluğu getirildi.

Tabi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önümüzdeki günlerde
Hukukun diğer dallarında da yasal düzenlemeler yapılacak.
Arabuluculuk yetkisi de, belli kriterlerle avukatlara verildi.
Ama onlar, arabuluculuk faaliyetinde, avukatlık mantalitelerini
Dışarda bırakmakla mükellefler.
Arabulucu avukatlara addedilen de düzenledikleri anlaşma belgesi,
Kanuni düzenleme gereğince mahkeme ilamı hükmünde.
Dolayısıyla bu uygulama, ekonomik olması, hızlı olması ve gizli olmasıyla
Tarafların yüzde yüz lehine bir olay.
İşte bu yeni kulvarda, Anıl ACURMAN, Ali GÜNEY, Mustafa Berk ULUÇ, Tamer EJDEROĞLU ve Batuhan KANDEMİR, merkezleşmek, Kocaeli’nde bir ilk olmak ve sadece arabuluculuk anlamında vatandaşa değil, diğer arabulucu meslektaşlarına da hizmet vermek istediler.
Ve bu anlamda da uluslararası standartlardaki merkezleri araştırarak, bu standartlara uygun
KOCAELİ KURUMSAL ARABULUCULUK MERKEZİ’ni Ocak 2018’de kurdular.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir yere gelecek, alternatif bir çözüm yolu olan Arabuluculuk’u Arb. Av. Batuhan KANDEMİR ile irdeledik.
İşte alternatif bir çözüm yolu olan Arabuluculuk Kanunu’nun tüm hatları ve sorularımızla

BAŞSİAD Başkan Yardımcısı ve Arb. Av. Batuhan KANDEMİR…

RÖPORTAJ: TÜLAY DURAN

 

-Batuhan Bey, kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

14 Ekim 1982 İzmit doğumluyum. Evliyim ve bir kız çocuğu babasıyım.  Eşim İpek KANDEMİR, Çağın Göz Hastanesi’nin müdürlüğünü yapmaktadır. Kızım Asya ise üç buçuk yaşındadır.
Babam Raif Kandemir ve annem Nuray Kandemir hukukçu olup, onlar da 1979’dan beri halen avukatlık faaliyeti yürütmekteler.  
Çocukluğum İzmit’in tam göbeğinde yani merkezinde geçti.  İzmit’in çarşısında, esnafını ve insanlarını tanıyarak büyüdüm.  İlk ve orta eğitimimi Özel Seymen Koleji’nde tamamladım. Ardından liseyi  İzmit Lisesi’nde okudum.  
Ağabeyim Murat Emir KANDEMİR makine mühendisliğini tercih etmiş olup, ben ise çocukluğumdan itibaren hukukçu olmayı istedim. Lise son sınıfa geldiğimde tam üniversiteye hazırlık aşamasında İzmit ‘i de etkileyen Gölcük Depremi’ni yaşadık, çok şükür kaybımız olmadı ancak yaşadığımız o travmalarla birlikte 2000 yılında üniversite sınavına hazırlanmak zorunda kaldık. İlk üniversite sınavına girdiğimde  Hukuk Fakültesini kazanamadım.  Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü kazandım.

 

“AİLEMİN HABERİ OLMADAN ÜNİVERSİTE SINAVINA TEKRAR HAZIRLANDIM”

-Peki, Hukuk Fakültesine geçiş süreciniz nasıl oldu?

Kamu Yönetimi bölümüne başladım ama kafamda hep bir şeyler eksik kaldı. 2002 yılında fakültede okurken ailemin de haberi olmadan üniversite sınavına tekrar hazırlandım. O dönemler bir fakülteyi kazandığınız zaman, ertesi sene tekrar sınava girdiğinizde puanınız düşüyor, o yüzden ikinci sene girmeniz ve arada bir es vermeniz gerekiyordu. Ben de ikinci sene dershanelerin deneme sınavlarına katıldım.  Kitaplar aldım, hatta okuduğum okulun derslerini de biraz astım. Devam zorunluluğu da vardı ki; bazı derslerden de devamsızlıktan kaldım. Bu olay aile içinde infial yarattı. Onlara üniversite sınavına hazırlandığımı söylememe sebebim de hem sürpriz olmasını istemem hem de bir beklenti yaratmak istemememdi. Aslında ailem hukuk fakültesini istediğim için beni özel hukuk fakültesine göndermek istedi, hatta abim de Kıbrıs’ta okuyordu, şartlarımız da uygundu ve beni abimin yanına yollamayı teklif ettiler. Ama ben öncelikle devlet okulunda okumak istiyordum. Ben gizliden gizliye sınava girdim. O gün de Allah yardım etti, rahat bir kafayla, stres yaşamadan sınava girdim ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Aileme söylediğimde, çok duygulandılar ve çok mutlu oldular. Tabi ailem her zaman  “Sen Hukuk Fakültesi oku, gel, nerede okursan oku, nasılsa burada biz varız” gibi bir söylemleri vardı. Ama ben hiçbir zaman bu düşünceyi kabul etmedim çünkü hukuk çok farklı bir şey, okuduğunuz okul size bir nosyon yani bir bakış açısı katıyor.

 

“HUKUK FAKÜLTESİ ÇOK FARKLI BİR MEKANİZMADIR.”

Bu da üniversitede 5-10 yılda olabilecek bir şey değil. Birkaç nesilden aktarılarak, fakültelerin  kürsülerinde, oradaki hocalardan diğer hocalara aktarıla aktarıla, bir eğitim kültürü oluşuyor. O kültür de öğrencilere yansıyor. Mesleğimde dokuzuncu yılımdayım, hakikaten ben bunun faydalarını yani kafamızda kavramlaştıramadığımız bilgilerin beynimizde oturduğunu, bunları özümsediğimizi ve kullanmaya başladığımızı beşinci yılımdan sonra gördüm. Bu da beni çok mutlu etti. O anlamda da Hukuk Fakültelerinin çoğalması da çok iyi bir şey değildir, yani her yerde bir Hukuk Fakültesi olamaz. Hukuk Fakültesini, siz bir lise gibi açamazsınız. Hukuk Fakültesi çok farklı bir mekanizmadır. Dolayısıyla eğitimini aldığım fakülteden ciddi bir bilgi birimi edindiğimi düşünüyorum.

Okul bittikten sonra ara vermeden stajıma başladım. Avukat Cengiz Sarıbay, benim kirvemdir, annemin karnındayken beni doğuma götüren kişidir, yani çok yakın aile dostumuzdur.  Ailemin yanında staj yapılamayacağını düşündüğümden dolayı Av. Cengiz SARIBAY ‘ın yanında staja başladım. Sonra öğrendim ki; ailemin yanında staj yapmak mümkünmüş. O yüzden ben de staj yerimi ailemin yanına kaydırdım ve orada da stajımı tamamladım.

 

-Staj döneminde Raif Bey ile baba oğul ilişkiniz nasıldı?

Babam çok renkli bir kişiliğe sahiptir, bu renkli kişilik baba oğul ilişkisine de yansımış durumda. Arkadaş gibiydik, hiç öyle bir otorite durumu olmadı. İş konusunda da otoriteden ziyade, kendi kendime, yani deneme yanılma yoluyla doğruyu bulma yöntemini uyguluyordu.  Bunun bana çok faydası oldu. Mesleğimin başında ailemle çok çatışmam olmadı ama mesleğimin ilerleyen dönemlerinde ve hatta şuan bile hukuken yani işle ilgili zaman zaman çatışmalarımız oluyor. Sebebi de fikir ayrılıkları, bakış ve yorum ayrılıkları olabiliyor. Sonuçta jenerasyon farkı var. Çatışmalar yaşıyoruz ama kendisi açık fikirlidir. Kesinlikle “Benim dediğim noktada ilerleyeceksin” gibi bir durum olmadı , “Buyur yapabilirsin” kafasındadır. O yüzden çok sıkıntı yaşamıyoruz.

 

 

“BİR STAJYER ALABİLMEK İÇİN, BELLİ BİR TECRÜBEYE, BİRİKİME ULAŞMAK GEREKİYOR.”

-Fiilen avukatlığa ne zaman başladınız ve Kandemir Hukuk Bürosun’daki süreciniz nasıl ilerledi?

Stajım biter bitmez hemen askere gittim, askerliğimi de İstanbul da yaptım. 2010 yılının Mayıs ayında terhis olur olmaz çalışmaya başladım. Fiilen o zamandan itibaren Raif Bey ve Nuray Hanımla birlikte çalışıyoruz. Hepimizin bir görev tanımı, hepimizin yaptığı işler var, tabi ben zaman içerisinde olayların içerisine daha çok dahil olmaya ve bu çarkın dönmesinde de daha aktif olmaya başladım. Ofisimizde bizim dışımızda bir sekreterimiz Ebru DURMUŞ hanım ile bir de stajyer arkadaşımız var. Ece Leblebici Hanım, benim ilk stajyerimdir. Stajyer alabilmek için, belli bir tecrübeye, birikime ulaşmak gerektiğini düşündüğümden dolayı, 8 yıllık bir tecrübeye sahip olduktan sonra stajyer almaya karar verdim. Bu şekilde çalışmalarımızı ekip olarak sürdürüyoruz.

 

 “TÜRKİYE’DE ALTERNATİF BİR ÇÖZÜM YOLU OLARAK ARABULUCULUK, DÜNYADA OLDUĞU GİBİ BİZİM ÜLKEMİZDE DE ÖNEMLİ BİR YERE GELECEK.”

-Gelelim yeni sürecinize, Kocaeli Kurumsal Arabuluculuk Merkezi nasıl kuruldu, burayı ve bu süreci bize anlatır mısınız?

Anıl ACURMAN, Ali GÜNEY, Mustafa Berk ULUÇ, Tamer EJDEROĞLU ve ben kendimize yeni bir kulvar açtık. Biz birbirini seven, birbiriyle ailecek görüşen avukat arkadaşlarız. Hep bir aradayız. Benim kafamda daha arabuluculuk mevzu bahis değilken de hukuki anlamda birlikte nasıl hareket edebiliriz diye farklı fikirler vardı. Sonradan bu arabuluculuk kurumu ortaya çıkınca; bu iş somutlaştı. Onların da tabi bir takım fikirleri vardı. Sonuç olarak,  “Bu mesele, önemli bir mesele olacak,  Türkiye’de alternatif bir çözüm yolu olarak arabuluculuk, dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de önemli bir yere gelecek, bunu değerlendirmemiz lazım” dedik. Bu anlamda da faaliyetimize 2018 Ocak ayından itibaren başladık.

 

“ARABULUCULUK FAALİYETİNDE, AVUKATLIK MANTALİTEMİZİ DIŞARDA BIRAKMAKLA MÜKELLEFİZ.”

-Peki, her birinizin kendi ofisleri var ama böyle bir merkez tercih etmediniz. Bu merkezin oluşumunu ve konseptini anlatır mısınız?

Dediğiniz gibi, her birimiz kendi ofisimizde yapabilirdik ama bu öyle bir iş ki; avukatlıkla hiç bağdaşmayan bir iş. Arabuluculuk faaliyetinde, avukatlık mantalitemizi dışarda bırakmakla mükellefiz. Kanuni düzenleme de bu şekilde. Biz bunu kendi ofisimizde icra edemezdik, “Arabuluculuk merkezleri nasıl olur?” diye uluslararası standartlarda bir araştırma yaptık. Merkezleşmek, Kocaeli’nde bir ilk olmak ve sadece arabuluculuk anlamında vatandaşa değil, diğer arabulucu meslektaşlarımıza da hizmet vermek istedik. Yani “Büro koşulları uygun olmayan ve arabuluculuk yapmak isteyen meslektaşlarımız da gelsin burayı kullansın” dedik. Nasıl bir yer olsun, nasıl bir konseptte olsun diye araştırırken; bir binanın üst katında değil de daha düz ayak, ulaşılması kolay, göze hitap eden, bir yer olmasını istedik. İstediğimiz gibi bu yeri bulduk, şu anda burada üç tane toplantı odamız bulunmaktadır. Burada uluslararası standartlarda olması gereken masa şekillerine kadar gereken şartları oluşturduk.

 

“KOCAELİ’NDE BİR İLK OLMAK VE SADECE ARABULUCULUK ANLAMINDA VATANDAŞA DEĞİL, ARABULUCULARA DA HİZMET VERMEK İSTEDİK.”

Şuan olduğumuz oda yuvarlak masa, diğer odalarda dikdörtgen uzun masalar vardır. Masa çeşitliliği ve görüşmenin durumuna göre bunu da çeşitlendirmek istedik ki; dediğim gibi uluslararası standartlarda bu uygulama var. Aslında arabuluculuk faaliyetini sürdürmenin başta benim için hoşuma giden bir yönü daha var. Birlikte çalıştığım meslektaşlarımdan benim gibi aileleriyle birlikte avukatlık mesleğini icra edenler var.  Biz ilk defa ailelerimizin dahi bilmediği ve önceden tecrübe etmedikleri bir işi yapmaya başladık. Şuan onların bile bizim yaptığımız işle ilgili bir fikirleri yok ve hatta olması gerekenler hakkında onları biz yönlendiriyoruz. Tabi bu bende ayrıca bir zevk oluşturdu, çok yeni bir kulvar. Biz burayı kurduktan sonra da bir personel istihdamımızı gerçekleştirdik, onun da çalışma prensiplerini belirledik. Sağ olsun Kübra Akdeniz Hanım, bizimle çalışıyor, bize de ayak uydurdu, bizi çok güzel yönlendiriyor ve bizim ve de buraya gelen diğer arabulucu meslektaşların tüm asist hizmetlerini gerçekleştiriyor.

Bize iki şekilde dosya geliyor. Birincisi, devletin UYAP’ta bulunan arabuluculuk sistemi üstünden bize dosyalar gelir. Yani vatandaşlar adliyedeki arabuluculuk bürolarına giderler ve oraya başvurularını yaparlar. Oradaki arabuluculuk bürolarında bir dağıtım sistemi vardır, oradan bir arabulucu tespit edilip, bu dosya arabulucuya tebliğ edilir. Mail ya da SMS yoluyla bize bildirilir. İkincisi ise başvurucu kişi direk bize gelir, biz burada başvurusunu alarak işlemleri başlatırız ve karşı taraf ile iletişime geçeriz. İşte bize bu konuda Kübra Hanım, destek verir. Bizim görüşmelerimizi organize eder, taraflarla görüşüp randevularımızı ayarlar.

 

 

“İŞÇİ VEYA İŞVERENİN İŞE İADE VE İŞÇİLİK ALACAKLARINA İLİŞKİN DAVA AÇMAZDAN EVVEL ARABULUCUYA BAŞVURMASI ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ.”

 -Arabuluculuk kanununu ana hatlarıyla anlatır mısınız ve bu kanun çerçevesinde size addedilen değer nedir acaba?

2013 yılında arabuluculuk kanunu çıktı ama o zaman tarafların kendi rızasıyla başvurduğu bir yöntemdi ve bu kadar popülaritesi yoktu. Devletimiz 2016-2017 yılında işçi, işveren uyuşmazlıklarıyla ilgili arabuluculuğun dava şartı olması yolunda bir yasal düzenleme gerçekleştirince; bu popüler bir hale geldi. Yani işçi veya işveren işe iade ve işçilik alacaklarına ilişkin bir dava açmazdan evvel arabuluculuğa başvurma zorunluluğu getirildi. Bununla ilgili yasal düzenleme 2017 yılında mecliste görüldü ve 2018 Ocak ayında yürürlüğe girdi. 2017 yılında hazırlıklar yapıldı, Arabuluculuk Daire Başkanlığı kuruldu ve arabuluculuk yetkisi de avukatlara verildi. Bu yetkiyi de alabilmeniz için 5 yıl kıdeminizin olması, başta eğitimler almak üzere yazılı ve sözlü mülakatlardan geçerek sertifikanızı almanız gerekiyor. Bize addedilene gelince; daha önceden dediğim gibi bu iş, avukatlıkla hiç bağdaşmayan bir iş. Yani siz burada hukuki bilgilerinizi taraflara sunamıyorsunuz.

 

“HAKİM GİBİ KARAR VERMİYORUZ AMA TARAFLARIN ANLAŞMASI HALİNDE; HAKİMİN YETKİSİ GİBİ BİR EVRAK DÜZENLİYORUZ.”

Biz taraf değiliz, biz tamamen bu gördüğünüz odada veya diğer iki odamızda izole bir şekilde, tarafların birbirlerini anlamalarını, dinlemelerini, birbirleriyle olan ihtilaf konularını paylaşarak çözümlemelerini ve uyuşmazlık noktasını tespit ederek, ihtilaf konusunda anlaşmalarını sağlamaya yardımcı oluyoruz. Bizim birinci rolümüz bu. İkinci rolümüz ise taraflar bir anlaşmaya varırlarsa; bizim düzenlediğimiz anlaşma belgesi kanuni düzenleme gereğince mahkeme ilamı hükmünde. Yani bize addedilen bu değer aslında. Biz hakim gibi karar vermiyoruz ama tarafların anlaşması halinde ; hakimin yetkisi gibi bir evrak düzenliyoruz. Bu evrakı taraflar alıyorlar diyelim ki; bu anlaşmaya taraflardan biri uymadı, bu durumda mahkemeye gidip icra edilebilirlik şerhi alıyorlar, bu şerhi aldıktan sonra da doğrudan doğruya icra dairesine başvurarak, icra takibi başlatabiliyorlar ve anlaşmanın gereği neyse karşı tarafa cebren yerine getirttiriyorlar. 

 

“EKONOMİK OLMASI, HIZLI OLMASI VE GİZLİ OLMASIYLA BU SÜREÇ, TARAFLARIN YÜZDE YÜZ LEHİNE BİR OLAYDIR.”

-O zaman yargılama süreçleriyle de ilgili bir avantaj değil mi?

Evet; şuan yargılama süreçleri inanılmaz seviyede uzamış durumda. İlk derece mahkemesinde bir yıl ve kesinleşme dediğimiz üst mahkemelerdeki süreçle iki yıl sürecek bir ihtilaf konusu, bir hafta, 3 gün, belki 10-15 gün gibi bir süreçte, kesin olarak sonuçlanabiliyor. Aslında bu yol da çok ucuz bir yol. Dava sürecine başvururken yatırmak zorunda olduğunuz mahkeme harçları, bilirkişi masrafları ve süreçte yapacağınız masraflardan kurtuluyorsunuz. Ayrıca bu gizli de bir süreçtir. Burada gördüğünüz gibi kapalı alanda yaptığınız görüşmelerde tarafların gizlilik ilkesine uyma zorunluluğu vardır. Bu kurala uyulmazsa hapis cezası olarak doğrudan doğruya bir yaptırımı var. Biz arabulucular dahil olmak üzere, taraflar, eğer katılmışsa avukatları, kim katılmışsa bu sürece, gizlilik ilkesine dahil durumdalar. Dolayısıyla ekonomik olması, hızlı olması ve gizli olmasıyla bu süreç, tarafların yüzde yüz lehine bir olaydır. Bu olay mahkemelerin üzerindeki yükü de alıyor ki; amaçlanan da o. Dolayısıyla böyle bir kurumu devreye aldılar, bu kurumun ivmelenmesi için de biz hukukçuları görevlendirdiler ve layık gördüler.

 

 

“İZMİT’TE BİR İLK OLDUĞUMUZU DÜŞÜNÜYORUM”

-Diğer avantajlarından da bahseder misiniz?

Burada çok esnek bir görüşme ortamı var. Adliyelerde, görüşmeyi yani duruşmayı mahkeme tayin eder. Burada ise taraflar belirler. Bugün bir iş davası açsanız; dokuz ay sonrasına duruşma günü alabiliyorsunuz. Dediğim gibi, çok esnek bir görüşme ortamı var, istediğiniz zaman ve mekanda ki; burada da olması şart değil, arabuluculuk faaliyetine uygun olması şartıyla tarafların belirlediği, kendi tercih ettiği yerlerde de arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirilebilir.

Aslında burayı açarken de biraz da elimizi taşın altına koyduk çünkü bırakın Kocaeli’yi, Sakarya’dan, Bolu’dan, Bursa’ dan ve hatta İstanbul’dan bile gelip, burayı kullanan arabulucu meslektaşlarımız var. Gelen meslektaşlarımız da adliyeye konum itibariyle yakın, düz ayak olan ve arabuluculara da hizmet verebilen merkezin olmadığını söylüyorlar. Bu anlamda bize ulaşmalarını sağlayan WEB sitesi,  Facebook sayfası gibi sistemlerimiz de var. Hatta biz WEB üzerinden de başvuru alabiliyoruz. Bu anlamda da İzmit’te bir ilk olduğumuzu düşünüyorum.

 

“EĞER İŞVEREN, BU DAVETE RAĞMEN ARABULUCULUK SÜRECİNE KATILMAZ İSE BİR MÜEYYİDE DURUMUYLA KARŞILAŞIR.”

-Arabuluculukta uygulama nasıl peki?

Bir işçi ve işveren uyuşmazlığı üzerinden konuşursak örneğin; bir işçi işten çıkartıldığında, bir işçilik alacağı, bir hakkı olduğunu düşünüyorsa; dediğimiz gibi dava şartı olduğu için, bir arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucuyu iki türlü bulabilir. Bir tanesi dediğim gibi, adliyedeki arabuluculuk bürosuna başvurarak kendisine bir arabulucu tayin edilmesini talep eder. Tayin edilen arabulucu, taraflarla iletişime geçerek süreci başlatır. İkinci yöntem ise doğrudan doğruya bir arabulucuya gidebiliyor, o arabulucu vatandaşın başvurusunu alarak, karşı tarafa yani işverenle iletişime geçip, süreci başlatabilir. Sistemden geldiği zaman, işverene bir davet mektubu göndeririz ve onlarla istişare ederek bir toplantı günü tayin ederiz. Eğer işveren, bu davete rağmen arabuluculuk sürecine katılmaz ise bir müeyyide durumuyla karşılaşır. Yani katılmadığından dolayı bir anlaşmazlık söz konusu oluyor ve biz de bunu tutanakla tespit edip, işçiye verdiğimizde, işçi de bununla ilgili davasını açtığında, ileride işçi davasını kaybetse işveren davayı kazansa dahi işveren arabuluculuk görüşmesine katılmamasından dolayı yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerini ödemekle yükümlü oluyor.

 

“MAHREMİYET DEVLETE KARŞI DA MEVCUT.”

 Ayrıca taraflardan biri uzak ise görüşmeye telefon yolu ile de katılabiliyor, yani mahkeme gibi tarafların illa bizzat hazır olması gereken bir durum da değil, kanun bize bu yetkiyi de veriyor. Telefonla görüşüldüğüne dair bu tutanağı tutabiliyoruz. Arabuluculukta gizlilik ilkesine göre hiçbir görüşme kayıta alınmıyor. Burada söylenen sözler, konuşulan konular hepsi gizlidir. Tutanağa da işçi şunu dedi, işveren de şunu dedi şeklinde mahkeme zaptı gibi de geçmez. Sonuç neyse o tutanakta yer alır. Gizlilik ilkesi o kadar ileri seviyede ki; hatta devlete karşı da bir gizlilik ilkesi vardır. Bir anlaşma olduğu zaman, bir anlaşma tutanağı oluyor, bir de son oturum tutanağı dediğimiz anlaşma ya da anlaşmazlık olduğuna dair bir tutanak tutuluyor. Eğer bir anlaşma varsa anlaşmanın içeriğini devlet bile bilmiyor. Şartlarını görmüyor. Sadece son oturum tutanağı dediğimiz; taraflar anlaştı ya da anlaşamadı diye o tutanağı görüyor. Arabuluculuğun da ruhu bunu gerektiriyor Bu mahremiyet devlete karşı da mevcut.

 

 

“TARAFLAR HEM KENDİLERİ HEM DE AVUKATLARI KATILIRSA; BİZİM VERDİĞİMİZ EVRAKI DOĞRUDAN DOĞRUYA
 İCRAYA GÖTÜREBİLİYORLAR.”

Taraflar anlaşma tutanağı aldığında, eğer yanlarında avukatları varsa, ayrıca mahkemeden bir şerh almadan, doğrudan doğruya icra takibi işlemi başlatabiliyorlar, ama taraftarlar sadece kendileri veya sadece avukatları katılmışsa, bizim verdiğimiz anlaşma tutanağını icra ettirmek için, mahkemeden icra edilebilirlik şehri alıp, ondan sonra icra işlemini başlatabiliyorlar. Normalde bu icra edilebilirlik şerhi, Sulh Hukuk Mahkemelerinden alınıyor. Sulh Hukuk Mahkemeleri şekli bir inceleme yapıyor, anlaşmanın esasıyla ilgili bir inceleme yapmıyor. Bundan sonra da kararını verip, siz de o kararla doğrudan doğruya icraya gidip, anlaşmayı tatbik edebiliyorsunuz. Ama dediğim gibi taraflar hem kendileri hem de avukatları katılırsa; buna da gerek yok, bizim verdiğimiz evrakı doğrudan doğruya icraya götürebiliyorlar. Bunun sebebi de; bu süreçte, tarafların avukatları tarafından temsil edebilmelerini sağlamak içindir. Burada hukuki bilgi veya yönlendirici bilgi bizim vermemiz yasak olduğu için, avukatı da gelirse, aynı zamanda danışmanlığını da anında alabilme imkanı da olmuş oluyor.

Ocak ayından itibaren faaliyetteyiz, baktığımızda yüzde 40 oranında bir anlaşma oranımız var. 6-7 aylık bir süreç için bu çok iyi bir oran bence. Aslında taraflar da bu oranın da belirleyicisi oluyor. Arabulucu olarak tarafların bir anlaşmaya varması için, zorlayıcı bir yetkimiz yok, sadece bir yetki sonradan getirildi ki; bu da sadece Türkiye’de var. Bu da, tarafların görüşmelerinde ihtilaf konusunda meselenin bir tıkanıklığa geldiği noktada, taraflara bir çözüm öneri sunabiliyoruz ama son noktada. Hukuki bilgimiz her ne kadar açıklamamız yasak olsa da bu yetki çerçevesinde bir öneri sunma hakkımız doğuyor. Bu noktada da netice alabiliyoruz. Ama dediğim gibi; işçiler ve işverenler bu sürecin belirleyici aktörleri. Özellikle işverenlerin anlaşmaya ne kadar açık olduğu çok önemli.

 

“ARABULUCULUK SÜRECİYLE YAPMIŞ OLDUĞUNUZ ANLAŞMA KONU BAŞLIKLARINDA TARAFLAR, BİR DAHA KESİNLİKLE MAHKEME YOLUNA GİDEMİYORLAR.”

-İlk arabuluculuk faaliyetine başladığınızda neler yaşadınız, kurumlar buna hazır mıydı?

 İlk bu işe başladığımızda bize, ilimizde bulunan büyük kurumsal firmaların dosyaları geldi. O zaman şunu gördük ki; bu kurumsal büyük firmalar, arabulucular ve arabulucuların faydaları noktasında çok hazırlanmamışlar. Az önce anlattığım gibi arabuluculuğun hızlı, gizli ve ekonomik olmasıyla ilgili parametreleri var. Ticari işletmeler için en önemli kısım tabi ki ekonomik olması, çünkü mahkemelere gidildiği zaman bir maliyeti, mahkemelerde kaybedildiği zaman ki; çoğu oranda işverenler kaybediyor, burada bir avukatlık ücreti, yargılama giderleri ve faiz maliyetleri devreye giriyor. Bu maliyetleri arabuluculuk süreçleriyle tarafları bir araya oturtarak, iyi niyetli bir şekilde, hem kısa sürede hukuki meseleden kurtulmuş oluyorlar, hem de çok ekonomik noktada çözme imkanı buluyorlar. En önemli mesele de şu; hukuki güvenliklerini de elde ediyorlar. Bunun anlamı da, arabuluculuk süreciyle yapmış olduğunuz anlaşma konu başlıklarında taraflar, bir daha kesinlikle mahkeme yoluna gidemiyorlar. Yani arabuluculukla belirlenmiş hüküm içeriği tarafları yüzde 100 bağlayıcı nitelikte. Sonradan “Şu alacağım eksikti veya alacağından fazla aldı” gibi iki taraf da hiçbir şekilde dava yoluna başvuramıyor. Başvursalar bile mahkeme arabuluculukla çözülmüş konularda hiçbir esas incelemesine girmeden, davayı doğrudan doğruya ret ediyor. Dediğimiz gibi büyük firmalar başlarda hazırlıksızdılar ve gelen yetkililer anlaşmaya hiç yanaşmadılar.  Ama zaman içerisinde birinci aydan, dördüncü, beşinci aylara gelindiğinde bu kırılmaya başladı. Büyük ölçekli işletmelerde bu zamanla oturacak. İnsanların beyinlerine de zamanla yer edecek. Bu işletmelerin dışında kamu kurumları da bu arabuluculuk sürecinde aktif olarak teklif alıp, değerlendirip, karşı teklif verip, anlaşma zemini oluşturarak, hareket etmeye başladılar. Bu uzlaşma kültürünün bizim toplumumuzda çok daha geniş bir alana yayılacağını düşünüyorum.

 

-Neden sadece işçi, işveren uyuşmazlıkları dava şartı oldu?

Bunun da bir hikayesi var. 2013 yılında ihtiyari olarak yani isteğe bağlı olarak arabuluculuk sistemi geldi. Uygulamaya bakıldığında, istatistiklerde anlaşmazlıkların yüzde 90’nı işçi, işveren arasında olduğu görüldü. Bunu da tespit edince, “Burada bir ışık var, biz bu tarafları bir masaya oturtursak; buradan bir netice alacağız” denildi ve dava şartı olması hikayesi de buradan geliyor. Bu konuda da anlaşma meyili var. Sonra dediler ki; “Bunu yaygınlaştırmak lazım”. Yurtdışına baktığımızda, arabuluculuk tüm hukuki uyuşmazlıklarda bulunuyor. Aslında tüm hukuki uyuşmazlıkları arabuluculukla çözebiliriz ama bu toplum nezdinde bilinmiyor. Sizde biliyorsunuz; bazı şeyler zorlamayla kabul ediliyor ki; işte bu anlamda işçi, işveren uyuşmazlıklardaki arabuluculuk zorunluluğunu da zorlamayla getirdiler ve bu da önemli bir geri dönüş aldı. Buradaki geri dönüş oranı çok önemli. Çünkü hükümet, buradaki geri dönüş oranına göre diğer hukuki konularda da arabuluculuğun dava şartı olması yolunda çalışmalara gidiyor. Bunlardan en önemlisi başta aile arabuluculuğu ve ticari uyuşmazlıklara ilişkin arabuluculuk faaliyetleri geliyor. Ben şahsen bu yaptığımız işin en uygun olan dalın ticari uyuşmazlıklara ilişkin arabuluculuk olduğunu düşünüyorum. Şu anda Kocaeli’nde 2 tane Ticaret Mahkemesi var ve bu mahkemelerin de çok ciddi bir iş yükü var. Bu yük içerisinde davalardan netice elde etmek çok ciddi bir zaman alıyor. Bugün basit bir ticari alacağınız olsa minimum bir buçuk, iki senede netice alınıyor. Bu da ticaret mahkemelerinin aşırı derecede yoğun olmasından kaynaklanıyor. Aile arabuluculukta da biliyorsunuz; aile çok kutsal bir kurumdur. Ailenin de en önemli unsurlarından biri de çocuklarımızdır.

 

“ÖNEMLİ OLAN AİLELERİN SORUNLARININ BİR MAHREMİYET İÇERİSİNDE, TARAFLARIN YIPRANMADAN, MAHKEME SALONLARINDA BİR TAKIM MAHREM KONULARIN DEVLET KAYITLARINA GİRMESİNE MAHAL VERMEDEN, SÜRECİ ÇÖZMEK VE SONLANDIRMAKTIR.”

Bu süreçte çiftin yıpranmasının dışında, çocuklar çok daha ciddi yıpranıyor. Burada az evvel anlattığım gibi gizlilik ilkesinde aileler arasındaki birçok problem, çok rahat bir şekilde arabuluculukla çözülmeye mümkün. Biz işçi ve işveren uyuşmazlıklarıyla ilgili uzmanlık eğitimi aldık, aynı şekilde diğer konu başlıkları açılarak, eğitimleri verilip, uzmanlıkları verilmesi planlanıyor. Sadece aile arabuluculuğunda şöyle bir farklı detay var; yapılan anlaşma metni mutlaka aile mahkemesinin detaylı incelemesinden geçiyor. Bu da ailenin özel konumundan dolayıdır. Önemli olan burada ailelerin sorunlarının bir mahremiyet içerisinde, tarafların yıpranmadan, mahkeme salonlarında bir takım mahrem konuların devlet kayıtlarına girmesine mahal vermeden, süreci çözmek ve sonlandırmaktır. Bunun da toplumda ben çok yer edeceğini düşünüyorum. Sırf bu dediğim mahremiyet meselesiyle alakalı. Toplumuza baktığımızda siyasetinden her kesime kadar çatışma çok üst seviyede. Çatışmada iki tarafta zarar görüyor. Çünkü çatışma yıpratıcı ve yaralayıcı bir süreçtir. Hem psikolojik anlamda hem maddi anlamda hem de fiziksel anlamda. Ama uzlaşmayı konuşmak ve bir seçeneği konuşmak kimseye bir zarar vermez. Bu seçenekleri gizli bir şekilde ortaya koymak kadar güzel bir şey de yok. Çünkü gizlilik ilkesi gereğince sizin arabuluculuk sürecince taraflar söylediği sözlerden, ortaya koyduğu delillerden, belgelerden sorumlu olmayıp, kesinlikle yargılama sürecinde tarafların aleyhine de kullanılamıyor. Ben bu anlamda ticari uyuşmazlıklar ile  aile hukukuna ilişkin arabuluculuğun yaygınlaşacağını düşünüyorum. Burada da bizim gibi merkezlere önemli görev düşüyor.

 

-Peki maliyetler nasıl?

Bize başvurulduğunda , biz herhangi bir para talep etmiyoruz, devlet bu sistemi desteklemek için şöyle bir sistem uyguluyor; işçi ve işveren uyuşmazlıkları görüşmelerinde, anlaşma olmaz ise  ilk iki oturumun ücretini biz devletten alıyoruz. Taraflardan ne bir başvuru ücreti alıyoruz ne de bir arabuluculuk hizmet bedeli alıyoruz. Anlaşmama metnini düzenleyip veriyoruz, biz devletle muhatap oluyoruz. Eğer anlaşma olursa; anlaşılan bedeli üzerinden taraflardan eşit olacak şekilde yüzde 3, yüzde 3 olmak üzere toplam yüzde 6 ‘dan başlayan bir skalamız var. Meblağ arttıkça o yüzde 6 aşağı iniyor. Ama isterse taraflardan biri arabuluculuk ücretinin diğer tarafça ödemesini talep edip, bu konuda da anlaşabiliyorlar.

 

“BU SÜRECİN BELİRLEYİCİ AKTÖRLERİ İŞÇİ VE İŞVERENLER.”

-Son soru olarak, bu oturumların sayısı belli mi?

Dava şartı arabuluculuklarda bizim arabulucular olarak 3 hafta+ bir hafta süremiz var yani toplam 4 hafta. Biz arabulucu olarak başvurunun yapıldığı tarihten itibaren 4 hafta içerisinde süreci olumlu ya da olumsuz neticelendirmemiz gerekiyor. Çok uzatamıyoruz kaldı ki; o kadar da uzamıyor. Uzuyorsa o iş anlaşmaya gidiyordur. Zaten anlaşmazlık varsa maksimum iki oturumda olay bitiyor. Dediğim gibi bu sürecin belirleyici aktörleri işçi ve işverenler. Onların tutumları neticeyi belirliyor.

Son olarak;  daha önce belirttiğim gibi toplumumuzun bir çok kesiminde mevcut olan çatışma ve huzursuzluk ortamının sona ermesinde arabuluculuk faaliyetinin çok önemli bir katkısı olacağını düşünüyorum. Bu kurum, hepimizin kafasında yer eden canını sıkan ve hayatta ilerlemesini engelleyen bir çok sorunun dostane bir şekilde sona ermesini sağlayarak toplum barışına da hizmet edecektir.

DİĞER HABERLER

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

BARIŞ ARAT; BİR FİKRİ, PARAYLA BESLEYEMEZSİNİZ.

İş hayatına çocukken bir mahalle bakkalında çalışarak başlamış.“Tamam, buraya kadarmış” dediği şeker hastalığı,Aslında hayatının dönüm noktası olmuş.Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazandığı ilk günden itibarenÇalışma hayatının tamamen içinde olmuş.Günde maksimum 3-4 saat uyuyarak her gün web sitesi yapıp satmış.Öğrenciyken kurduğu kendi işinin hayalini 60 metrekare bir alanda başlamış.Bugün ise 4 dönüm üstünde uluslararası Hizmet veren bir firma konumunda BARAT Endüstriyel…Hem bağımsız, hem de hedefleri olan, üyelerine, Kentine yarar sağlayabilen BAŞSİAD’ın da başkanı.Ve O, başarılı bir iş adamı BARIŞ ARAT…

KÖŞE YAZARLARI

ANKET

SON YORUMLAR

Yazan: Fatih

Yorum: Bu gazete kentin önem verdiği gazete idi ama artık boş bir kağıt parçası

31 yaşındaki genç hayata tutunamadı

Yazan: Hakan B.

Yorum: Cok erken oldu be rifat abi inanmak cok zor Allahim ailene sabir versin

Çocuğuna kıyafet alamadı canına kıydı

Yazan: İzmitli

Yorum: Diyecek söz yok ama sayın Bigman Çakman bu haberi neden siz dahil 1-2 gazete hariç diğerleri görmemezlikten geldi onu merak ediyorum.

Çocuğuna kıyafet alamadı canına kıydı

Yazan: Misafir

Yorum: Bizim halkımızı bu duruma düşürenleri Allah kahretsin

Çocuğuna kıyafet alamadı canına kıydı

Yazan: Körfezli

Yorum: İntihar eden Baba değil Toplum Bize ne oldu da Bir öğrenci pantolonu farklı diye Okula alınmasın , Babanın Katili Okul idareside olabilir ,BLD.BŞK. kALKSIN Suriyedede Okul yaptırsın !!!!!!!! ?????????

Başiskele belediyesi sata sata bitiremedi

Yazan: hamdi

Yorum: satın bakalm füzüli ilere harcayın hesap günü gelir birgün ama bu dünyada ama öbür dünyada bu milletin geleceğini ona buna peşkeş çekin bakalım hesap günü gelecek birgün

AK Parti İzmit’ten Esnaf Ziyareti

Yazan: Hakan Aydın

Yorum: Ekonomiyi batıran iktidarın temsilcileri hangi yüzle esnaf ziyaretine çıkıyor acaba ?

Çarptıktan sonra öylece ortada bıraktılar!

Yazan: okur

Yorum: hayvanı o halde bırakmayan Ayten hanıma çok teşekkür ederim

Başkan ve yönetimi İSTİFA ETTİ!

Yazan: fethiye cd.

Yorum: zaten bir işe yaramıyorlardı bir görüşleride yoktu... rüzgarı takip eden arkadaşlardı. geç bile kalmışlar...

243 günde devrialem

Yazan: Güven Gök

Yorum: Beni kendine rakip görmen hem sevindirdi hem üzdü suan güneydoğu anadolu bolgesindeyim yarin gebzespor macinda olucam ordanda tura devam edicez ben balkanturunda iken sen turkiye turunu tamamlamis olucaksin

KENT REHBERİ